Acıdan kar etmek-2

Nevra AKDEMİR yazdı —

15 Eylül 2022 Perşembe - 09:00

  • Bugün, enflasyon ve enerji krizi olarak karşımıza çıkarak ekolojik yıkımı bir anda görünmez kılan gündem, işsizlik ve kamu hizmetlerinde daha fazla tırpanlanmayı önümüze getirerek artık hayatlarımızı tehdit ediyor. 

Geçen hafta yine bu köşede, kapitalizmde birikim dinamiklerinden doğan her acının, piyasa yaratarak bir para meta döngüsü yaratan başka bir kaynağa dönüşmesini konu alan bir istatistik üzerinden güncel ekonomik gelişmeleri aktarmaya başlamıştım. Bu acıdan kar ederek dönen acımasız sistemi ise ancak eğer piyasa dışı alternatifler güçlü ve sistematik şekilde örgütlenmesiyle kırabileceğimizi söylemiştim. Yine bu hafta da OXFAM 2022 Mayıs tarihli acıdan kar yaratmak olarak ismini Türkçeleştireceğim rapordan devam edeceğim. 

1980’lerden bu yana tutarlı şekilde dünyanın her yerinde uygulanan bir ekonomik modelin farklı versiyonlarının en önemli politikası olan kamusal varlıkların özelleştirilmesi ve hizmetlerin olabildiğince parçalanarak piyasalaştırılması, bir yandan otoriter yönetimleri diğer taraftan göçmen karşıtlığını ve eşitlik karşıtı aileci politikaları bayrak edinmiş sağ politik akımları güçlendirdi. Hatta öyle ki demokrasi ve eşitlik mücadelesini birbirinden koparan, adaleti barışsız koruma tertipleriyle her tür toplum karşıtı gerici politik argümanı yeniden tartışılabilir kılan bu iklim, sokakları, evleri, meydanları güvensiz hale getirirken, umursamazca bedelini ödemeyecekleri ekolojik tahribat ve cinayetleri hayatımızın parçası haline getirdiler. Dünyanın her yerinde sermayenin farklı ihtiyaçlarına uygun şekilde emek sömürüne uygun yoksulluk ve güvencesizlik yaratılırken, aynı zamanda emekçilerin ücretleri dışında başka beslenme ve barınma olanağı bırakmazcasına büyük bir yoksunlukla beraber yaratıldı bu tertibat. Topraktan kopuş, yoksullaşma, borçlanma ile beton tarlasına dönen kentleşme eğilimi, şirketlerin aradıkları tüm kaynakların sınırsız kendilerine sunulmasını sağladı: Emek gücü ve doğa. Bu koşullar altında pandemi, tüm eşitsizlikleri perçinleyerek yoksulluğa başka bir boyut kazandırdı. Sermaye birikim rejiminde bir dönüşümün eşiğindeyiz, büyük teknolojik devrimler gibi sunulsa da. 

Bugün, enflasyon ve enerji krizi olarak karşımıza çıkarak ekolojik yıkımı bir anda görünmez kılan gündem, işsizlik ve kamu hizmetlerinde daha fazla tırpanlanmayı önümüze getirerek artık hayatlarımızı tehdit ediyor. Barınma, beslenme, sağlık, eğitim ve güvenlik gibi temel ihtiyaçların karşılanması bu sistem içinde devletlerin yapabileceği bir vaat olmaktan çok uzak, hangi hükümet gelirse gelsin. Zira raporun verilerine geri dönecek olursak, Covid-19 pandemisinin dünya üzerinde kapanmayı zorunlu kıldığı dönemde merkez bankalarının dünya ekonomisini ayakta tutmak için dünya ekonomilerine trilyonlarca dolar enjekte etmesine rağmen, ve aslında bu nedenle de enflasyonu faturalarımızda hissettiğimizi görüyoruz. Ancak, bu politika varlıkların ve mülk sahibi olanların varlıklarına ve servetlerine değer katarken, büyük şirketlerin her zamankinden fazla ve bazılarının da aşırı kar etmesine neden oldu. Özellikle gıda, enerji, ilaç ve teknoloji alanlarında çalışan büyük şirketlerin aşırı karlılığına kar bonanzası deniliyor bugün. Bu şirketlerin büyük hissedarlarının servetlerindeki artışı, evimizdeki enerji faturasını öderken hatırlamamızın bir önemi olabilir. Zira rapora göre “örneğin ABD’de artan şirket kârlarının enflasyondaki artışın yüzde 60’ından sorumlu olduğu” tahmin edildiği ifade edilmiş. Dahası, dünyanın en zenginlerinin serveti COVID-19 salgını sırasında gerçek anlamda 3.78 trilyon dolarlık (%42) artmış. Dünyanın kaymak tabakasını oluşturan, amazon ormanlarının talanından verimli arazilerde altın çıkarmaya kadar pek çok şirket suçunun da sorumlusu olan bu sermayedarların toplam serveti, 2000 yılındaki %4,4'ten şimdi küresel gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) %13,9'una eşdeğer hale gelmiş.

Dizilerin ve magazin haberlerinin ışıltılı dünyasıyla gizlenen suçlar sıralamakla bitmez. Ancak, bu muazzam güç ve servet birikiminin medya ve politik işbirliklerinin de milliyetçilik, göçmen karşılığı, aileci politikalar ve dinle örtülü bir sağ politik çevrenin güçlenmesini de işaret ettiği açık. Enflasyonun herkese aynı şekilde vurduğunu düşünüyorsanız, kar bilançolarını ve ev fiyatlarının seyrini izlemenizi öneririm. Zira medyanın reklam gelirlerinin bu dönemde aşırı artışı ve kamusal sorumluluk projeleri ile sivil toplumun projelerinin çaresiz alanına kocaman bir acil ihtiyaç kümesinin devredilmesi de şaşırtıcı olmayacaktır. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.