- Şehit yakını Yılmaz Erkıran, "Biz Lice'de büyüdük. Binlerce şehit vermiş bir topraktan geldik. Şahadetleri açıklandı ama henüz mezar yerleri yok. Onlar bir davanın neferiydiler. Davaları ve hakları için yaşamlarını yitirdiler. Üzülsek de kahrolmayacağız. Başımız dik, alnımız ak. Onlarla gurur duyuyoruz” diye vurguluyor.
GÜLNAZ DUMAN/PARİS
Paris’te ziyaret ettiğimiz şehit yakını Liceli Yılmaz Erkıran, son dönemde şahadeti açıklanan üç şehidin de yakını.
51 yaşındaki Erkıran röportaja başlamadan önce telefonunun ekranını gösteriyor. Erkıran, daha önce Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile birlikte İmralı’da kalan ve Amed başta olmak üzere bir çok kentte kurulan taziyelere katılan Çetin Arkaş'ın basına yansıyan son açıklamasını işaret ederek, “Aynısını yaz, ben altına imzamı atayım” diyor.
Çetin Arkaş, “Ne zaman ki özgür toplumda çocuklarımızın özgürce bu coğrafyanın diğer halklarıyla yaşayabileceği bir demokratik ortam yaratabilirsek, işte o gün diyeceğiz ki; şehitlerimiz, rahat uyuyun. Bıraktığınız meşaleyi biz zafere ve zirveye taşıyacağız. Bu bizim asli sorumluluğumuzdur” demişti.
Ardından sözlerini şöyle sürdürüyor: “Sonuna kadar katılıyorum. Tespitlerini tamamen doğru buluyorum. Buradan kendisine de seslenmek istiyorum. Yeri belli olmayan cenazelerin takipçisi olacağına inanıyorum. Özellikle o ailelere ulaşarak annelerin gözyaşının dinmesi için elinden geleni yapacağına ve bu meselenin takipçisi olacağına sonuna kadar inanıyoruz. O, bize aynı zamanda Önderliğin emanetidir.”
Peş peşe katıldılar
Erkıran ailesi, 1925 Şêx Seîd İsyanı'ndan bugüne Kürt siyasi hareketlerinin içerisinde yer aldı. Yılmaz Erkıran, aile içerisindeki süreci şöyle anlatıyor: “Ailede ilk katılım 1991 yılında başladı. Bodrum'da eylem yapan amcamın kızı şehit Besê (Dibistan Perişan) şehit Zîlan’dan sonra hareketin ikinci fedai eylemcisi; 97 yılında şehit düştü. 1992'de yine amcamın kızı şehit Nurhak, yani Ruşen Erkıran, saflara katıldı. O da 1997'de Sêrt’in Misirc (Kurtalan) ilçesinden yedi arkadaşıyla birlikte Medya Savunma Alanları'na geçerken çıkan çatışmada şehit düştü. En son kardeşim şehit Hêvîdar Erkıran, 1997'de kuzenlerinin izinden giderek eşi şehit Serhat'la (Özcan Özbekli) birlikte katılım yaptı. 1997 yılının sonbaharında şehit düşmüş olabileceğini o dönem hareketten kısmen duyduk.”
Başımız dik, alnımız ak
Erkıran, bütün bu hikayeyi Lice'nin yakın tarihiyle birlikte okuyor: “Biz Lice'de büyüdük. Lice, son Kürt isyanının anavatanıdır diyebilirim. Okuduğumuz okuldan onlarca arkadaşımız katılım yaptı, onlarca arkadaşımız şehit düştü. Binlerce şehit vermiş bir topraktan geldik. Şahadetleri açıklandı ama henüz mezar yerleri yok. Onlar bir davanın neferiydiler. Kendi davaları, halkları ve düşünceleri için yaşamlarını yitirdiler. Üzülsek de kahrolmayacağız. Çünkü başımız dik, alnımız ak. Onlarla gurur duyuyoruz. Son açıklanan şahadetler, bizi onların davasını sahiplenme konusunda daha da kararlı hale getirdi. Onların ve davalarının takipçisi olacağız.”
1925'ten bugüne uzanan hikaye
Yılmaz Erkıran, ailesinin mücadele tarihini 1925'e kadar götürüyor: “İki dedem 1925 Şêx Seîd İsyanı'nda şehit düştü. Mezarları Lice'nin üzerindeki tepenin başında. O tepeye şu anda karakol kurulmuş durumda.”
Dedesi Mehmet Tahir Erkıran'ı, aile içinde kullanılan adıyla Xalo Tahar'ı ayrıca anlatıyor: “Rahmetli dedem Xalo Tahar, yani Mehmet Tahir Erkıran, ailede yaşamını yitiren altı şehidin de dedesiydi. Aynı zamanda bir şehit babasıydı. Lice olaylarında ayağından vuruldu ve günlerce hastanede kaldı. Bu olayla ilgili istediğimiz hukuki sonucu alamadık. Avukatımız davayı kaybetti. Biz o süreçte avukatla devlet arasında bir anlaşma olduğundan şüphelendik. Dedem 2009'da hacca gitti, daha sonra Kandil'e de gitti. Sonra da vefat etti.”
Xalo Tahar'ın yaşamına ilişkin aile hafızasında başka hikayeler de var: “Bir gün Rojavalı biri bize nereli olduğumuzu sordu. Liceli olduğumuzu söyleyince, ‘Xalo Tahar'ı tanıyor musunuz?’ dedi. Dedemiz diye yanıtladık. Bir kış birkaç arkadaşıyla bir yerde mahsur kaldıklarını, bütün kış boyunca onlara dedemin baktığını anlattı. Yaşamın içinde böyle anılarla karşılaşmak bizim için gurur kaynağı. Bu bize yetiyor. Aile olarak yaptıklarımızı görev bildik; bundan sonra da böyle bileceğiz. Bu, halkın çocuklarına karşı sorumluluğumuzdur.”
Sahip çıkalım
Yılmaz Erkıran'ın annesi Selma Erkıran da Lice'deki Barış Anneleri arasında yer alıyor. Erkıran, annesini anlatırken evdeki anneyle toplum içine çıkan annenin taşıdığı iki farklı duygunun altını çiziyor: “Evdeyken özlem içerisinde ama halkın arasına çıktığında başı her zaman dik. Hâlâ, ‘Benim kızım gitti, halkı için şehit düştü. Kahraman oldu’ diyor. Kızını böyle sahipleniyor.”
Şehitlerin daha fazla sahiplenilmesi gerektiğine işaret eden Yılmaz Erkıran, “Bu halkın yeniden tarih sahnesine çıkmasının temel öznelerinden biri gerilladır. Gerilla, Kürt ulusal mücadelesinin savunucusudur. Geçmişte de öyleydi, bundan sonra da öyle olacak. Şehit ailelerinin içinde yetişen genç kuşakların da süreci sahiplenmede aktif rol almaları gerektiğini düşünüyorum. Onlara tarihsel bir sorumluluk ve emanet düşüyor” diyor.
Erkıran, yıllar boyunca ağır kayıplar yaşayan anneler için yalnızca sembolik değil, sosyal destek mekanizmalarının da oluşturulmasını istiyor: “Özellikle şehit anneleri yıllardır bu davanın içerisinde çok yıprandılar. Elbette yaptıklarını evlatları için severek, bilerek ve isteyerek yaptılar: “Annem, önceki Bağlar Belediye Başkanı'ndan yeterince hizmet vermediği için memnun değildi. ‘Gideyim, belediye başkanlığına adaylığımı koyayım’ diyordu. Ben de ona ‘Anne, merak etme; bir gün sahipleri gelecek" dedim.