Almanya’da kadınların gündemi -3-

Nevra AKDEMİR yazdı —

21 Kasım 2021 Pazar - 23:00

  • Pandemiden sonra hane içi kadına yönelik şiddet, dünyanın pek çok yerinde kadın hareketinin gündeminin ilk sırasına oturdu. Kadınların pandemi sonrasında evlerin içlerinde ücretli işlerle beraber, ev içi görevler ve bakım yükümlülüklerini yerine getirme zorunluluğunun, zorlayıcılığının yanı sıra şiddetin artması, kadınların gündemine sığınaklar ve İstanbul sözleşmesi konularını yeniden taşıdı.

Pandemiden sonra hane içi kadına yönelik şiddet, dünyanın pek çok yerinde kadın hareketinin gündeminin ilk sırasına oturdu. Kadınların pandemi sonrasında evlerin içlerinde ücretli işlerle beraber, ev içi görevler ve bakım yükümlülüklerini yerine getirme zorunluluğunun, zorlayıcılığının yanı sıra şiddetin artması, kadınların gündemine sığınaklar ve İstanbul sözleşmesi konularını yeniden taşıdı.
Avrupa’nın pek çok yerinde olduğu gibi Almanya’da da artan hane içi erkek şiddeti vakaları karşısında, kadın sığınaklarının yetersizliği gündeme geldi. Ayrıca hukuk sistemi ve şiddet tanımları da bir başka önemli konu.

Hukuk sisteminde cinsel ve fiziksel şiddet için mağdura yönelik kanıt yükümlülüğü, şiddetin tespit edilmesi şartının mağdura yüklenmesi anlamına geliyor. Şiddeti önlemekten uzak olduğu söyleniyor.

Kadın hareketinin İstanbul sözleşmesinin Avrupa Birliği ülkeleri tarafından zorunlu tutulmasını ve ülke inisiyatifine bırakılmamasına yönelik mücadelesi de bu 25 Kasım’a damga vuracak gibi gözüküyor.

Bilindiği gibi Almanya’da mülteciler ve göçmenler için önyargılar ve kültürel kategorizasyonlar nedeniyle kadına yönelik şiddet hükümlerinin uygulanması gerçekleşmeyebiliyor. Ayrıca İstanbul Sözleşmesi’nin 59. Maddesine de konulan çekince özellikle özel olarak mülteci ve genel olarak göçmen kadınları ve LGBTI+’ları daha çok etkiliyor.

Pandemi süresince kadına yönelik şiddet artmış ancak, şiddet yeni bir olgu değil. 2017 yılındaki rapor edilen hane-içi şiddetin boyutlarını açıklayan Alman Federal Aile, Gençlik ve Kadınlardan Sorumlu Bakanı Franziska Giffey, hane içi şiddet vakalarının da yüzde 10 arttığını ifade etmiş.

Diğer rakamlara da bakacak olursak, 2017 yılında 140 bin şiddet vakası bildirilmiş; her gün ortalama olarak bir erkek, partnerini veya eski partnerini öldürmeye teşebbüs ediyor ve geçen sene 147 vakada "başarılı" sonuçlanmış bu teşebbüs.

Binlerce tecavüz, cinsel şiddet, taciz ve cinsel istismar vakası da ekleniyor bu rakamlara. Cinsel şiddet vakalarının kurbanı yüzde 82 oranında kadınlar olmuş. Son rakamımız ise vakaların üçte ikisinde saldırganların alman vatandaşlarından oluştuğu aktarılmış.

Her sınıftan alman vatandaşı erkeğin, aynı evde yaşadıkları kadınlara zorbalık yaptığı da böylelikle not edilmiş.

Almanya'da geçen sene 350 kadın koruma altına alınarak sığınma evlerine yerleştirilmiş ve 30 bin kadına destek sağlanmış. Ancak bu rakamları şu bilginin ışığında görmek önemli: şiddet gören 10 kadından sadece biri bunu dile getirip yardım istiyor.

Geçtiğimiz günlerde daha da ilginç bir rapor yayınlandı: geçtiğimiz seçimlerde iki trans milletvekilinin seçildiği Almanya'da genç kadınlar ağırlıklı olmak üzere, her on kadın politikacıdan dördünün siyasi hayatında cinsel tacize maruz kaldığı belirtilmiş.

Avrupa siyaset ve iş dünyasındaki kadınlar akademisi'nin  (EAF) Berlin bürosunun Almanya'da hükümet, eyaletler ve yerel yönetimlerde görev yapan 525'i kadın 818 siyasetçinin katıldığı; kadınlara çalıştıkları parlamento, belediye, ya da partilerindeki durumu nasıl buldukları, kendilerini nasıl hissetiklerinin sorulduğu araştırmanın sonuçları, şiddet konusunda Avrupa’yı yeniden düşünmek gerektiğini ortaya koyuyor.

Araştırmanın sonucuna göre kadınların yüzde 40'ı tacize maruz kaldığını belirtirken, yüzde 3'ü bunu "çok sık" yaşadığını belirtti. 45 yaşın altındaki kadınların yüzde 60'ı cinsel tacize maruz kaldığını aktarırken, yüzde 7'si bunu "çok sık" yaşadığını söylemiş.

Ekonomide de durum pek farklı değil, yazı dizisinin önceki yazılarında da aktardığım gibi. Deutsche Welle'nin bir haberine göre, üniversite öğrencilerinin yüzde 51’inin kadın olmasına rağmen, üniversitede kadın profesör oranı yüzde 26. 2010'da yüzde 19 seviyesinde olan bu oranın son yıllarda yükseldiği gözlense de, haberin devamında kadınların hayatlarının nasıl giderek eşitsiz bir süreci içerdiğini gösteriyor.

İstatistik Dairesi'nin verilerine göre, doktorasını tamamlayan kadın akademisyenlerin oranı 2020'de yüzde 45 olurken, profesörlük unvanını kazanmak için gerekli olan habilitasyonu tamamlayanlar arasında kadınların oranı ise yüzde 35. Kadınların hayatlarında kariyerlerini kesintiye uğratacak “doğal” süreçlerin var olduğu kabul edilir. Özellikle ev ve bakım işlerindeki adaletsiz görev dağılımının, kurumsal mekanizmalarla telafi edilmediği durumlarda, özellikle çocuk doğurmak ve daha ileri yaşlarda da aile büyüklerinin bakımıyla ilgilenmek nedeniyle kariyerlerinde kesinti meydana gelir.
Elbette sosyal hayatın nasıl örgütlendiği, ataerkinin örgütlenme pratiğini de belirleyecektir. Bazı ülkelerde piyasalaşma süreçlerinin de hızlandırmasıyla tamamen ailedeki kadın bireylere yüklenen bu sorumlulukların, kamusal olarak bakım işlerinin örgütlenmesi nedeniyle bu kesintilerin daha azalacağı varsayılsa da araştırmalar bunun böyle olmadığını gösteriyor.

Ev ve bakım işlerinin daha adaletli dağıldığı varsayılan ülkelerden olan Almanya’da kadınlar, ortalama olarak erkeklerden yüzde 20 daha az kazanırken, bakım yükümlülüğü olan kadınlar ve erkekler arasındaki ücret farkı hesap edildiğinde oran yüzde 52’ye kadar yükseliyor.

Örneğin 34 yaşında ve çocuklu bir kadın ve erkek arasında ücret farkının (gender gap) yüzde 110’un üzerinden olduğuna inanabiliyor musunuz?

Dünyada kadınlar şiddetin her tür biçimi karşısında direnerek ve bir araya gelip mücadele ederek örgütleniyor. ABD’de ve Polonya’da kürtaj eylemleri, mücadelenin gücüne rağmen egemenlerin en temel haklarımıza saldırmaya halen devam ettiğini gösteriyor bize.

Dünyanın her yerinde kadınların kıyafetleri, bedenleri, emek güçleri ve yaşamları üzerine baskı kuruluyor, ama tüm bunlara rağmen hala en güçlü dinamizm ve en etkili hareket kadınlardan geliyor.
25 Kasım’larda neye karşı çıktığımızı ve neyi istediğimizi bilmemiz çok önemli.

Dünyanın her yerinde hala kadına yönelik şiddet var. Yükselen ırkçılık ve savaş politikalarıyla görünür şiddet daha da artıyor.

İşte bu yüzden biz kadınlar, güçlenmek ve üzerimizdeki baskılara son vermek için sokaklarda olmalıyız. Sokakta kazandıklarımızı sokaklarda savunmalıyız.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.