‘Aşı karşıtlığının bilimle ilgisi yok’

Dosya Haberleri —

17 Kasım 2020 Salı - 23:00

  • Doç.Çağhan Kızıl: “Vaktiyle aşıların çocuklarda otizm yaptığına dair bir şeyler yazıldı, doğru olmadığı ortaya çıktı, yazarları bile geri çekti o yazıyı ama bu yaklaşım kaldı. Bir genetikçi olarak benim bu aşılarda gördüğüm bir sakınca yok; bunların DNA’da yaptığı bir değişiklik de yok.”

OSMAN OĞUZ

Cezaevlerinde çekilen eski Yeşilçam filmlerinin bazılarında mahkumlar, birbirlerine sürekli “Af çıkacakmış, duydun mu?” deyip dururdu. “Af” sözcüğü, öyle ya da böyle içine düştükleri durumun en basit ve kestirme panzehirine işaret ederdi. Neden oldu, nasıl oldu, sormaya gerek kalmazdı artık; hiçbir şey ve hiç kimse ile kavga etmeye de gerek yoktu.
Koronavirüs salgınının Çin’de kalmayacağı anlaşıldığından bu yana yükselip alçalan endişeye eşlik eden “af” muadili sözcük ise “aşı” oldu. Sosyal medyayı defalarca kez “Aşı bulundu!” haberleri sardı. Her haber, eski Yeşilçam filminde koğuştan içeri gazeteyle girip “Af çıkıyor, af!” diye bağıran mahkumun yarattığı etkiyi yarattı. Bazı gazeteler, yalnızca aşı çalışmalarının ulaştığı düzeye dair haber verdikleri “Live-Ticker”lar hazırladı. Koronavirüsün eline düşmüş, mesafeydi maskeydi derken aklını oynatmaya başlamış; alışveriş yaptıktan sonra çekirdeğin poşetini lavaboda yıkamak mı, önce balkonda üç gün bekletmek mi daha mantıklı tartışmasına tutuşmuş halkta heyecan doruktaydı. İlaç firmaları içinse heyecanın başka bir boyutu daha vardı elbette: Büyük bir yarış. Keza Dünya Sağlık Örgütünün rakamlarına göre (12 Kasım 2020 itibariyle) dünyanın farklı ülkelerinden 212 farklı ekip, koronavirüse aşı bulmak için çalışıyor.

Aşıda ‘etki oranı’ yarışı

Aşı çalışmaları (ya da yarışı) geçtiğimiz günlerde bir olgunluğa da ulaştı: Almanya’nın Mainz kenti merkezli Biontech firması ve ortağı Pfizer, yüzde 90 oranında etkiye sahip bir aşı geliştirdiklerini duyurdu. Hemen ardından Rusya, Sputnik-5 adı verilen aşı ile yüzde 92’ye ulaştıklarını açıkladı. Pazartesi ise ABD’li ilaç şirketi Moderna, yeni bir aşıyı duyurdu: Etki oranı yüzde 94,5’ti.
Bunların üçü de yalnızca firmalardan yapılan duyurular ve veriler kamunun denetimine açık değil. Yeni problemlerin ortaya çıkma ihtimali de var. Yine de birçok uzman, kısa sürede kat edilen bu aşamayı “Heyecan verici” olarak niteliyor ve selamlıyor; dünyanın dört bir yanından milyarlarca insan, bu haberleri pandemi günlerinin bitişinin muştusu gibi okuyor, anlıyor.

Kızıl: Görülmemiş büyüklükte

Bu haberler üzerine açtık, yine Çağhan Hoca’yı aradık. Keza Türkçede bu işin başından bu yana pandemiye dair konuşan daha güvenilir bir isim yok. Almanya’daki Dresden Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesinde çalışan Doç. Çağhan Kızıl, işin başından bu yana meselenin hem (genetik) bilimsel yönüne hem de politik muhtevasına ilişkin değerlendirmeleriyle kafalardaki soru işaretlerine yanıtlar üretiyor.
Çağhan Hoca, pandeminin başından bu yana iki yüzden fazla ekip ve yüzlerce bilim insanı tarafından yürütülen aşı geliştirme çalışmalarını “inanılmaz hızlı” ve “daha önce hiçbir hastalıkla görülmeyen büyüklükte” olarak niteliyor ve devam ediyor: “Rusya’daki aşının detaylarını bilmiyoruz, Çin’de de etkili olduğu söylenen bir aşı var. Tüm bunlara bir yandan başarı olarak bakmak ama öbür yandan tabii temkinli davranmak gerekiyor. Bilimsel açıdan söylüyorum: Uzun vadede bu aşıların etkilerinin ne olacağını kimse bilmiyor.”

‘Bill Gates bize çip takıyor!’

Yeni üretilen aşıların bazılarının virüse yakalanmayı engelleseler dahi virüsün üst solunum yollarında taşınmasını engelleyemeyebileceği, dolayısıyla salgının devam edebileceği endişesi, sıklıkla dile getiriliyor. Bu, aşının salgını ortadan kaldırabilmesinin koşulu olarak “yaygınlığı” öne çıkarıyor: Günün sonunda ne kadar çok insan aşı olursa, koronavirüsün yayılmasının önüne de o kadar geçilebilecek. Ne kadar çok insana aşı yapılabileceğini belirleyen tek etmen ise dünyanın farklı yerlerindeki insanların aşıya erişimindeki eşitsizlik değil; bir de “aşı karşıtlığı” var. Almanya’da 2019 yılında yapılan bir kamuoyu araştırmasına katılanların yüzde 6’sı aşı olmayı tamamen reddediyor, yüzde 17’si ise kaygı ve korkularını dile getiriyordu. Koronavirüs pandemisi ardından da “aşı karşıtlığı”, başka politik boyutlar da kazanarak, yeniden gündem olmaya başladı. Sokak eylemlerine de yansıyan bu karşıtlığın argümanları “Aşı çocuklarda vücut direncini azaltıyor, hastalıklara sebep oluyor” gibi tezlerden başlıyor, aşıyı gıda ürünlerine uygulanan hormonlarla karşılaştırmaya ve Bill Gates öncülüğünde bir karanlık odağın insanların genetiğini değiştirmek istediğine değin ulaşıyor.

‘Aşı karşıtlığı aşırı sağcı’

Genetik bilimci Doç. Çağhan Kızıl, bu konuda oldukça net konuşuyor: “Endişelerin bilimsel hiçbir tarafı, hiçbir temeli yok. Aşı karşıtlığı, düz dünyacılık, evrim karşıtlığı… Hepsi politik bunların. İnsanlığın geliştirdiği düşüncelere karşı bağnaz bir bakış açısı. Bugünlerde bu bakış açısını aşırı sağcılar yükseltiyor; buradan kaos çıkarmaya, komplo teorisi üretmeye çalışıyorlar. Bir yandan kapitalizmin en temel doğasına hiç karşı çıkmıyorlar ama öbür yandan ‘Bill Gates bu aşıyı insanlara çip takmak için yapacak’ gibi sözler ediyorlar. Antikapitalist bir duruş yok, komplocu bir duruş var.”
Çağhan Hoca, aşı karşıtlığına yalnızca politik olarak değil, bilimsel olarak da karşı. Yeni bir aşı geliştirme teknolojisi olan “mRNA” ile geliştirilen bu aşıların bir hastalığa yol açtığına dair bugüne kadar hiçbir kanıtın ortaya çıkmadığını belirtiyor ve tüm bu hikâyenin dayandığı, başladığı yere işaret ediyor: “Vaktiyle aşıların çocuklarda otizm yaptığına dair bir şeyler yazıldı, buradan bir propaganda ortaya çıktı. Bunun doğru olmadığı ortaya çıktı, yazarları bile geri çekti o yazıyı ama bu yaklaşım kaldı. Bir genetikçi olarak benim bu aşılarda gördüğüm bir sakınca yok; bunların DNA’da yaptığı bir değişiklik de yok.”

‘Aşı olmamak bencilce’

Hastalıklarla aşılar yoluyla mücadele etmek, yeni ortaya çıkmış bir şey değil. Çağhan Hoca, yüzlerce yıl önce, eski Çin uygarlığında dâhi böylesi önleyici önlemlerin kullanıldığını söylüyor ve aşıyı insanlık tarihinin geliştirdiği bir hastalıkla mücadele yöntemi olarak sınıflandırıyor. “Ben de elbette aşıların içeriğine, etkilerine bakacağım ama sonra aşı olacağım” diyen Çağhan Hoca, aşı olmamanın ise pandemi koşullarında bencilce ve sorumsuzca bir davranış olduğu görüşünde: “Tabii ki herkes özgür. Herkes bedeni üzerinde hakka sahip olmalı. Fakat günün sonunda bu lükse sahip olmalarının tek nedeni, diğer insanların aşı olmuş olması olacak; böylece kendileri de korunmuş olacak.”

Aşıya kim, ne hızda ulaşabilecek?

Önümüzdeki günler, aşı tartışmalarının giderek başka boyutlar da kazanacağı günler olacak. Hangi ülke, ne büyüklükte bir “siparişte” bulunabilecek; dünyanın hangi bölgesindeki insanlar aşıya ilk olarak, hangileri son olarak ulaşacak? Sokaklara çıkan aşı karşıtlığının gündemleştirmediği bir antikapitalist bağlam bu: Aşının üretimi ve dağıtımı, hangi eşitsizliklerin altını bir kez daha çizecek?

Türkiye’de ‘eş dost’ parantezi

Türkiye söz konusu olunca ise bir başka bağlam daha giriyor tabii devreye: Bir miktar aşı mutlaka memlekete ulaşacak ama bu aşılara ilk kim ulaşacak? Çağhan Hoca, daha önce de dile getirdiği kaygıyı tekrar ediyor: “Bu hükümet aşıyı bilimsel bir yöntemle mi dağıtır, yoksa önce eşe dosta mı verir, onu henüz bilmiyoruz.”
Elbet bir gün pandemi, tümden ortadan kalkmasa bile, bugünkü yoğunluğunu yitirecek ama bu dünya kalacak geride. “Af” çıksa bile bir gün, hapishane duracak yerinde.