Asıl “pazarlık”

Veysi SARISÖZEN yazdı —

  • Öcalan’a özgürlük, karşılığında barış. Sonuçta çözüm: Türkiye’ye demokrasi, Kurdistan’a özgürlük ve her iki halka refah… Pazarlık mı diyorsunuz. İşte size “pazarlık.”

DEM Parti yerel seçime kendi adaylarıyla girme kararı alınca, CHP medyası yine Kürtlerden şüphelenmeye başladı. Etraf “Acaba AKP’yle DEM Parti arasında yeni bir çözüm müzakeresi mi var” diyenden geçilmiyor.

AKP İstanbul’u almak için “çözüm”e razı olacak, DEM Parti de “çözümü” kazanmak için CHP’ye kaybettirecek.

Erdoğan “çözüm masasını” tekmelerken Türkiye’yi ateşe atmış, bunlar belediye için aynı Erdoğan’ın çözüm masasına oturduğundan söz ediyor.

Savaş-barış meselesini böylesine ucuz bir demagoji konusu yapanların DEM Parti seçmeninden destek beklemesi insanı hayrete düşürüyor.

Politik mücadelede muhalif partiler arasında cephe de kurulur ittifak da yapılır. Erdoğan diktatörlüğüne karşı olanlar asgari bir program temelinde birleşir ve mücadele ederler. Amaçları şu ya da bu içerikte demokrasidir. Barıştır. Refahtır.

Askeri mücadelede işin rengi değişir. Muhalefet şimdi olduğu gibi barış meselesinde bir türlü birleşemez ve iktidarı barış masasına oturmaya mecbur edemezse, geriye savaşan taraflar arasında, asgari olarak “ateş kes”, daha ileri hedef olarak “mütareke” için görüşmeler yapılır. Bu temelde meydana gelen olumlu gelişmelerin sonunda, taraflar, güç dengesine göre daha az ya da daha çok tavizler verirler ve sonunda hem savaşın sebebi olan “çözümsüzlük” şu ya da bu ölçüde aşılır ve hem de ülke barışa kavuşur. Savaşanlar birbirinin muhatabıdır. Ancak şu sırada bu yazdıklarım ihtimal dışıdır.

DEM Parti, geçmişte de olduğu gibi savaşan taraflar arasında “müzakerecilik” misyonuna sahip değildir. Savaşın tarafı olan PKK, onun önderi Öcalan ve gerilla adına ne taviz verebilir, ne de taviz isteyebilir. O nedenle DEM Parti’nin AKP’yle sözüm ona “çözüm ve barış” konularında “gizli” görüşmeler yapması mümkün değildir.

Kaldı ki bu savaş “ben sana İstanbul seçimini kazandırayım, sen de bana bir kilo ‘demokratik’ reform ver” pazarlığını kaldırmaz. Kurdistan savaşı Üçüncü Dünya Savaşı’nın en kritik parçasıdır ve bu soruna, onun ağırlığına uygun bir ciddiyetle yaklaşılmalıdır.

DEM Parti soruna tam bir ciddiyetle yaklaşan partidir.

Politik mücadelede muhalif partiler arasında da, muhalif partilerle iktidar arasında da tercihen şeffaf, ama fiilen gizli görüşmeler her zaman olmuştur, olacaktır. Bir DEM Partili vekilin TBMM’de kürsüye çıkıp “Öcalan’ın üstündeki tecriti kaldırın, biz de hapisanelerdeki açlık grevlerini durdurmak için çalışalım” dediğinde bu iktidarla düşük yoğunluklu bir “müzakere” arayışı olur. Aynı sözler karşılıklı görüşme esnasında da sarfedilir.

Tekrar İstanbul seçimine gelelim: DEM Parti’nin seçimlere kendi adaylarıyla girmesi İstanbul seçimleriyle ilgili bir pazarlığın sonucu mudur? Bu nasıl bir  pazarlık olabilir? Biraz önce yukarıda varsa böyle bir pazarlığın konusunun “çözüm ve barış” olamayacağını yazdım. DEM Parti “İstanbul” karşılığında kendi payına ne isteyebilir? Aslında çok şey isteyebilir. İsteyebilir de, Erdoğan “verdim gitti” dediğinde buna DEM Parti güvenir mi? Onun bütün tarihi Erdoğan’ın politik ahlak yoksunu “aldatmacalarına” şahitlik etmiştir. Dolmabahçe Mutabakatı’ndan “haberim yoktu” diyen bir adamla neyin “pazarlığı” yapılabilir?

DEM Parti ciddi bir partidir, kendi seçim taktiğini Erdoğan’ın beş paralık değer taşımayan vaatlerine göre yapmaz.

Gerek beş yıl önceki Belediye seçiminde, gerekse cumhurbaşkanlığı seçiminde HDP, CHP’ye karşılığında hiçbir talepte bulunmadan destek verdi. Bu seçmen de partisinin kararına uydu. İmamoğlu bu sayede seçildi, Kılıçdaroğlu Kurdistan’da yüzde yetmişlere varan oylar aldı. Bu iki seçimin sonucunda, HDP seçmeni verdiği desteğe rağmen CHP’nin milliyetçi çizgisinde en küçük bir “değişim” görmedi. Ve o nedenle büyük bir çoğunlukla bu yerel seçimlerde CHP kazansın diye “fedakarlık” yapmayı reddetti.

DEM Parti’nin yerel seçimlere kendi adaylarıyla katılma kararı, DEM Parti tabanının kararıdır. Bu seçmen kararına karşı hiçbir DEM Parti yöneticisi CHP’yle “Al İstanbul’u ver bana üç buçuk Belediye Meclis üyeliğini” filan diyerek pazarlık yapmaz. Yapmayı aklından bile geçirmez.

DEM Parti’nin böyle kirli alışverişlerle ilgisi yok. Türkiye’nin kaderiyle ilgili büyük bir mücadele yürütüyor. CHP medyası ilgilenmese de dünyanın her yerinde DEM Parti “Büyük Özgürlük Yürüyüşü” ile insanlığa “barış” alternatifini gösteriyor: “Öcalan’a özgürlük”…Ve iki gün sonra hepsi de DEM Parti seçmeni olan Kürt halkı ve enternasyonalist dostları Köln’de “Öcalan’a özgürlük” talebini tüm Avrupa’ya duyuracak.

Öcalan’a özgürlük demek, Türkiye’yi uçurumun kenarından almak demek. İmralı kapısı açıldığı gün savaş sona erer. Ekonomik krizi aşma imkanı doğar. İnsanlar önlerini görür, iş bulacağına, eğitim göreceğine, sağlığına kavuşacağına, ucuza barınacağına, insanca yaşayacağına güvenmeye başlar. Çünkü savaş bu güveni yok etmiştir.

Öcalan’a özgürlük, karşılığında barış. Sonuçta çözüm: Türkiye’ye demokrasi, Kurdistan’a özgürlük ve her iki halka refah…

Pazarlık mı diyorsunuz. İşte size “pazarlık.”

17 Şubat’ta CHP’li seçmeni de bu “pazarlık” olmayan pazarlıkta Köln’e bekliyoruz…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2024 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.