Kim kimi “yumuşatıyor”? (1)

Veysi SARISÖZEN yazdı —

  • Sorunların neden azdığını bilmezsen, azgınlaşan sorunları çözemezsin. O sorunlara karşı muhalefetin kılıcını körelene ve kırılıp harap olana kadar sallayıp durursun. Sonunda bir bakmışsın, elinde kör bir çakı kalmış.

İsterseniz bölgesel savaş, vekâlet savaşı ya da Üçüncü Dünya Savaşı deyin, savaş var. Türkiye de bu savaşın içinde.

“Normalleşen” değil de normal bir insansanız savaş lafı edildiğinde aklınıza barış gelir.

Barış nasıl olur? Erdoğan’a bakılırsa barış, düşmanın kaffesi kırıldığında barış olur. Yani “pax Türkana”. Elbette buna barış denmez. Çünkü ortada düşman kalmamıştır. Mesela bir Pomtus-Türk barışı 19 Mayıs 1919’dan sonra ortada Rum kalmadığı için mümkün olmamıştır.

Barış iki düşman arasında olur. Türkiye için söyleyecek olursak, Türkiye’de barış başında görüntüye göre Erdoğan’ın yer aldığı Türkiye Cumhuriyeti ile saflarında PKK’nin de yer aldığı ve tümünün başında Öcalan’ın bulunduğu KCK arasında olur. Barıştan bir adım önce ise Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile Halk Savunma Güçleri (Hezen Parastina Gel, HPG) arasında mütareke, yani herkesin bulunduğu sınırlardan hareket etmemesi temelinde silah bırakışması yapılır. Mütarekeden de bir adım önce, tarafsız bir bölgede askeri, istihbari ve diplomatik heyetler arasında müzakere olur.

Barış sürecinde taraflar, birbirlerinin dünya görüşüne, ideolojisine, dinine ve mezhebine bakmaksızın konuşurlar. Yine bize dönelim: Eğer barış amaçlanıyorsa ne KCK konuştuğu rejimin faşistliğine bakar, ne de Türk devleti PKK’nin “teröristliğine” aldırır. KCK için masada ister Erdoğan otursun, ister Netanyahu, farketmez. TC için de masada ister Öcalan otursun, ister V.İ.Lenin, yine farketmez. Yeter ki barış olsun.

Savaş ve barış işi böyledir.

O nedenle bugün taraflar birbirlerine ne gibi sıfatlar takarsa taksın, barış masasında herkes birbirinin elini sıkar.

Ama iş siyasi mücadeleye gelince her şey değişir. Bunu yazdıktan sonra asıl konumuza gelebiliriz.

Siyasi mücadelenin amacı barış ya da yumuşama ya da normalleşme değildir. Hasmı yenilgiye uğratmak, taraflardan biri muhalefetse iktidarı devirmek, diğeri iktidarda ise iktidarını korumaktır.

Elbette çoğu zaman iktidarla muhalefet arasında kimi konularda siyasi uzlaşmalar olur. Şu şartla: Gerek muhalefet, gerekse iktidar Anayasal çerçevede meşru ise.

İktidar halk çoğunluğuna dayanıyor ve anayasal ise ve demokrasinin ve uluslar arası hukukun bütün temel kurallarına uyuyorsa, hapishanelerde kriminaller dışında tek bir siyasi tutsak yoksa, mesela Kürt sorununu barışçı yoldan çözme imkanı varsa, bomba atan bir muhalefet elbette meşru sayılmaz. Bu durumda iktidarın bu muhalefeti tasfiye etmesine kimse bir şey diyemez. Ama eğer iktidar hileli seçimlerle azınlıkta olduğu halde çoğunluğu gasp etmiş ise, Anayasayı resmen ya da fiilen yok sayıyorsa, demokrasinin ve uluslar arası hukukun bütün temel kurallarını çiğniyorsa, bu iktidar kesinlikle meşru sayılmaz. Bu durumda muhalefetin iktidarı mümkün olan barışçı ve barışçı olmayan yollardan yıkmasına hiç kimsenin diyecek sözü olamaz. (Bakınız İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi.)

Meşru olmayan bir iktidarla bırakalım yumuşamayı ve normalleşmeyi, görüşme bile olamaz. Siz diyelim ki polissiniz. Katili yakalayıp hapse atmak yerine, onunla bundan sonraki hayatında cinayet işlemeyeceği üzerine müzakere yapar mısınız? Tövbe diyen katili serbest bırakır mısınız?

Türkiye’deki iktidar meşru değildir. Üç temel sebeple:

Birincisi, Kürt halkının kendi kendini yönetme hakkını çözüm masasını devirerek çiğnemiştir ve ülkeyi 2015 yılından beri ekonomiyi çökerten kanlı bir savaşa sürüklemiştir. Sonuçta soykırımla Kürt’ü öldürmüş, enflasyonla Türk’ü fakirleştirmiştir.

İkincisi, Erbakan’ı tasfiye edip, Milli Görüş yerine Gülen Cemaati’nin “milliyetçi Nurculuğuyla” işbirliği yapan bu iktidar, kendi iç fraksiyon kavgasını kazanmak için 2016’da parlamenter rejime karşı darbe yapmış ve diktatörlük rejimini kurmuştur.

Üçüncüsü, 2010 Arap Baharı’nı fırsat bilip, bölgede hegemonya kurmak için girdiği savaşta yenilip, ekonomik pazarlarını kaybedince ve DAİŞ’le Müslüman Kardeşler’le işbirliği yapıp Batı’yla ve Arap-Fars devletleriyle ilişkileri bozulunca içine girdiği ekonomik iflası önlemek için eroin mafyasına kapıları açmış, ülkeyi mafyatokrasi, iktidarı ise mafyatik oligarşi haline getirmiştir.

Bu üç suç, eğer ip geçerli olsaydı, bu suçu işleyenleri ipe götürürdü.  

Şu anda sistem içi muhalefet, bu suçlar hakkında değil, bu suçların sonuçları hakkında konuşmakta. En başta da laiklik, yolsuzluk, adaletsizlik ve enflasyon onların konusu. Halbuki, bu üç suç olmasa iktidar yine din istismarı yapardı ama, faşizmin kitle desteğini korumak için işi “İslami-ırkçı faşizme” kadar götürmezdi. Bütün iktidarlar yolsuzluk yapar. Ama aklını yitirmemiş bir iktidar Batı’yla iş yapan sermayeye karşı kendisine sınıf temeli sağlamak için ülkeyi ne idüğü belirsizlere soydurmaya kalkmazdı. Yargıya bütün iktidarlar müdahale eder, Anayasayı çiğner. Muhalefet üstünde baskı kurar. Ama hiçbir iktidar, rejim diktatörlük değilse, yarın muhalefete düşeceği kaygısıyla binlerce hakimi ve savcıyı bir gecede hapse atmaz, onların yerine kendi adamlarını koymazdı. Bütün ülkelerde enflasyon bir derttir. Ama hiçbir iktidar, eğer ekonomistler susturulmamışsa, kendi Hazinesini soymak için “faiz sebep enflasyon sonuç” gibi bir saçmalığı yapmazdı. Demokrasinin zerresi olan bir ülkede bunların hiç biri olmazdı.

Kürt sorununda çözümsüzlük ve savaş, darbeyi ve diktatörlüğü, diktatörlük mafyayı, bunların tümü de, her zaman var olan ve yaşanan laiklik gibi, yolsuzluk gibi, adaletsizlik gibi, enflasyon gibi irili ufaklı bütün sorunları azdırdı. Sorunların neden azdığını bilmezsen, azgınlaşan sorunları çözemezsin. O sorunlara karşı muhalefetin kılıcını körelene ve kırılıp harap olana kadar sallayıp durursun. Sonunda bir bakmışsın, elinde kör bir çakı kalmış. Ayva soyarsın ve “ayvayı yersin.”

Gelecek yazıda KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Bese Hozat’ın röportajını yorumlayarak çıkış yollarını tartışmaya açacağım.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2024 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.