• Çatışmalar ve şiddet çok fazla can aldı. Kin ve nefret halklar arasında derin izler ve ayrışma yarattı. Yugoslavya yedi ülkeye dağılırken, o kaybedilenlere inat müzikte ısrar etti. O günlerde dağılanları bugün bir araya getirmeyi başaran bir kişi var ise o da tartışmasız Goran Bregović’tir.
  • Kendisini etnik bir kimlikle sınırlandırmayıp ‘kültürel bir Yugoslav’ olarak tanımlayan Bregović’in müziğinde roller değişir; yerli öteki, öteki ise ev sahibine dönüşüyor. Ve “Eğer çılgına dönmezseniz, normal değilsiniz!” diyerek insanları neşeye, coşkuya ve dansa davet ediyor.

DEVRİŞ ÇİMEN

Konserin başlangıcında salondaki ışıklar hafifçe karartılıp arka sıralardan bir üflemeli enstrüman sesi yükseldiğinde, salondaki herkes ilgiyle sesin geldiği yöne baktı. Dinleyicilerden bazıları müzisyeni görmek için ayağa kalktı. Tam onu fark etmişken başka bir köşeden bir başkası, onu da görmüşken arkalardan bir diğeri derken, seyircilerin arasına konumlanmış orkestra üyeleri tek tek birbirine eşlik ederek sahneye doğru yürüdü.

Trombon, trompet ve saksafon çalarak sahneye doğru ilerlerken, arkadan Bulgarlara özgü kıyafetleriyle iki kadın sahneye gelip soldaki yerlerini aldı. Genç ve esmer olanı, büyük davulun başına geçip oturdu. Dokuz kişi sahnede yerini alınca, beyaz kıyafetler içerisinde, dağınık saçları ile Goran Bregović de geldi. Orkestranın ortasına oturarak kendisine özgü elektro gitarı eline aldı. Sandalyesine otururken neredeyse bütün dinleyiciler alkış ve coşku içindeydi. Az sayıda oturanlar ise şaşkın ve yabancı çünkü İsviçre Zürih kentindeki Kongresshaus’da yapılan bu konser, eski Yugoslavyalılar ve “ötekiler” buluşması idi.

İsviçrelilerin büyük bir kısmı şaşkındı çünkü onlar oturup dinlemeye ve sonra da gitmeye gelmişlerdi. Ancak burada roller değişmiş; yerli öteki, öteki ise adeta ev sahibine dönüşmüştü. Konsere ayrı ayrı gelmiş ama bir toplulukmuş gibi dans eden esas “ötekilere” pek anlam veremeyerek, kinayeli omuz oynatıp baş sallayarak eşlik ettiler. Bu, Goran’a özgü bir birleştiricilik. 1966’da henüz 16 yaşındayken müzik yapmaya başladı, yani 60 yıllık bir üretim. Haliyle seyirciyle iletişim kurmakta ustalaşmış.

‘Kültürel Yugoslav’ın sanatı

Sırp bir anne ve Hırvat bir babanın çocuğu olarak Saraybosna’da doğduğu yıllarda, ülkesi Yugoslavya farklı etnik, dini ve kültürel kimlikleri barışçıl bir şekilde bir araya getiren federal bir devlet yapısının henüz başındaydı. Doğduğu toprakların bu zenginliği hem Balkan ritimlerini harmanlayan müzikal tarzına yön verdi hem de kendisini ‘kültürel Yugoslav’ olarak tanımlamasındaki en önemli ilham kaynağını oluşturdu.

Dünyanın iki büyük paylaşım savaşına sebep olan Avrupa kıtasında, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından 1945 yılında Josip Broz Tito liderliğinde Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti kuruldu. Savaş öncesinin İngiltere, Fransa, Almanya ve Japonya gibi “güçlü” devletleri, milyonlarca insanın ölümünün yanı sıra askeri ve ekonomik yıkıma uğradı. Ortaya çıkan güç boşluğunu, savaştan galip çıkan iki süper güç doldurdu: ABD ve Sovyetler Birliği.

"Soğuk Savaş" olarak anılan güç çekişmesinde, ABD ve NATO öncülüğündeki Batı Bloku ile Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı'nın oluşturduğu Doğu Bloku mücadele etti. Her iki bloka da dahil olmayı reddeden devletler ise "Bağlantısızlar Hareketi" platformunda birleşti. Tito bu oluşuma liderlik yaptı. Nitekim hareket, 1961 yılındaki Belgrad Konferansı ile resmiyet kazanırken Yugoslavya, Mısır, Hindistan, Endonezya ve Gana kuruluşta yer aldı.

Yugoslavya, bu tarafsızlar içerisinde konumlansa da sosyalist yönetim yapısına sahip olduğu için Batılı devletler tarafından Doğu’ya yakın bir aktör olarak muamele gördü. Tito, ülkesinin etnik ve kültürel çeşitliliği bir arada tutmak için hayatı boyunca büyük bir çaba sarf etti. Ölümünden sonra Yugoslavya tarafsız konumunu korumaya çalışsa da güçlenen karşı Blok tarafından adeta “Doğu Bloku'nun Batı'daki mevzisi” gibi ele alındı. İçerideki bu hassas farklılık ve çelişkiler, dış blokların tetiklemesiyle ülkeyi çatışmalı ve kanlı bir sürece sürükledi.

Yugoslavya dağıldı, o müzik ile birleştirdi…

Yugoslavya altı federe ve bu yapı içindeki Sırbistan'a bağlı iki özerk bölge olmak üzere toplamda sekiz idari federal yapıdan oluşuyordu. Slovenya ve Hırvatistan 25 Haziran 1991’de bağımsızlığını ilan etti. Slovenler on gün, Hırvatlar ise yaklaşık dört yıllık çatışmanın sonunda bugünkü yapılarına kavuştu. Birkaç ay sonra 8 Eylül'de Makedonya'da gerçekleştirilen bir referandum sonucu bağımsızlık ilan edilerek çatışmasız bir şekilde ayrılabildi. Bosna-Hersek ise 1 Mart 1992’de yapılan referandumdan sonra bağımsızlık ilan etse de 1995’e kadar kanlı bir savaşın içine girdi. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa topraklarında yaşanan bu en kanlı çatışmada, çoğu sivil olmak üzere yüz binden fazla insan öldürüldü. 1992’nin sonunda Yugoslavya’dan geriye kalan kısım Sırbistan-Karadağ çatısı altında varlığını sürdürse de Karadağ, 3 Haziran 2006'da yapılan referandumla barışçıl bir şekilde ayrıldı. Yugoslavya döneminde Sırbistan'a bağlı özerk bir bölge olan Kosova'da ise 1998-1999 yıllarındaki silahlı çatışma yaşandı. Çatışmanın sonlandırılması için BM müdahil oldu. Uzun yıllar süren BM etkinliğinin ardından 17 Şubat 2008'de tek taraflı bağımsızlık ilan eden Kosova günümüzde kısmen tanınan bir devlet oldu.  

Özet olarak, eski Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nden yedi ülke oluştu. Çatışmalar ve şiddet çok fazla can aldı. Kin ve nefret halklar arasında derin izler ve ayrışma yarattı. Yugoslavya dağılırken, o kaybedilenlere inat müzikte ısrar etti. O günlerde dağılanları bugün bir araya getirmeyi başaran bir kişi var ise o da tartışmasız Goran Bregović’tir.

Mesečina…

Savaşın karanlığını ve geride bıraktığı çaresizliği "Artık güneş yok / Artık ay yok / Sen artık yoksun / Ben artık yokum / Daha fazlası yok / Savaşın karanlığı bizi sardı / Karanlık bizi sardı" sözleriyle anlatan “Mesečina” (Ay Işığı) şarkısını Bregović 1995 yılında Emir Kusturica'nın Altın Palmiye ödüllü filmi Underground (Yeraltı) için yazıp bestelemiş.

“Kendi memleketim gibi bir ülkeyi sevmeyi de zor buluyorum” dese de çabasını sürdürüp, müziğin birleştiriciliğini ustalıkla değerlendiriyor. Zürih’te olduğu gibi konserlerinde, “Eğer çılgına dönmezseniz, normal değilsiniz!” diyerek insanları neşeye, coşkuya ve dans etmeye yönlendiriyor. Çünkü ‘ötekileştirilen’ Romenleri ve bilcümle Balkan ülkelerinden insanları orkestrasına dahil etmesi normal gelmiyor insana.

Düğün ve Cenaze

Orkestranın perküsyon/davul çalan Muharem Redžepi, aynı zamanda kendine has güçlü sesiyle uzun yıllardır şarkılara eşlik eden ana müzisyen ve Kosova’da doğmuş Romen’dir. Ayrıca “Ederlezi”, “Bella Ciao” ve “Kalaşnikof” gibi bilinen şarkılardaki etkileyici ve çığlığı andıran vokaller ise Bulgar Radkova kız kardeşlere aittir. İlginç ve belki de ‘normal’ olmayan bir şekilde bu bileşeni de “Düğün ve Cenaze Orkestrası” (Wedding And Funeral Band) olarak adlandırıyor. Balkan kültüründe düğünler neşenin, coşkunun, dansın buluştuğu bir kutlamadır. O, sahnede giydiği beyaz kıyafetleri ile tıpkı Balkanlardaki bir ‘düğün sahibi’ gibi düğün ortamı vaat edercesine kutlama ruhunu, neşeyi ve yaşam enerjisini oluştururken, “Düğün ve cenaze, duygusal olarak bizde hep yan yanadır. Müzikal açıdan da aralarında sadece incecik bir çizgi var” diyor. Çatışmaların onun hayatını da etkileyerek, şekillendirdiğini bir röportajında şöyle anlatıyor: “Savaş patlak verdiğinde bir Yugoslav bankasındaki birikimin büyük bir kısmını kaybettim.” Savaş öncesi içinde yer aldığı “Beyaz Düğme” anlamına gelen “Bijelo Dugme” grubunu anlatırken ise “Komünizm şartlarında, Yugoslavya'da böyle çıkışlar yapmak, ortalığı hareketlendirmek önemliydi. O zamanlar yaptığımız müzik, ‘resmi’ müzikten ayrışan, ona benzemeyen tek tük müziklerden biriydi” diyor. Gruba çok zaman harcadığını, hatta boşa zaman geçirdiğini vurguluyor, çünkü bugün onu kimse hatırlamıyor bile. Goran Bregović’in esas tanınırlığını sağlayan dönüm noktası, yönetmen Emir Kusturica’nın bilinen yapıtları ve özellikle de 1988 yapımı “Çingeneler Zamanı” filmi için hazırladığı müzikleridir.

Tanrı bebek bakıcın değil, dans et

Bugün 76 yaşında, biraz eski temposu olmasa da konserlerinde dinleyicileri Balkan ve ötesine uzanan, büyüleyici bir yolculuğa çıkarıyor. Ülke ülke, şehir şehir çıktığı turne kapsamında Zürih’teki konserinde sorduklarım arasında Sırp, Boşnak, Sloven, Makedon, Hırvat, Arnavut, İtalyan, Yunan, İspanyol, Bulgar, Perulu, Alman, Kürt ve Türkler vardı.

Geleneksel Balkan halk müziğini rock, pop ve üflemeli çalgılarla harmanlarken Sırp, Hırvat, Bulgar ve Roman müziğinden melodi ve sözler kullanıyor. Bunu yaparken müziği, seslerin de birer enstrüman gibi kullanılmasıyla, dinleyen herkesi hareketlendiren ve şarkılara eşlik ettiren melodilere dönüşüyor.

 “Bence diğer Avrupalılara göre biraz daha çıtkırıldımız. Ve bazen fazla duygusal olduğumuzu düşünüyorum. Aslında sadece uçlarda yaşıyoruz ya aşırı bir neşe oluyor ya da çok fazla gözyaşı ama arası yok gibi” dediği bir röportajında, şunları ekliyor: “Benim müziğim, Balkanlar'ın o küçük, kendine has dünyasının müziği, Budapeşte ile İstanbul arasında doğan, Müslümanlar, Katolikler ve Ortodokslar arasındaki sınır boyunca uzanan bir müzik. Doğrudur, bu kültürler birbirleriyle çok çatışmışlar ama aynı zamanda birbirlerini çok da etkilemişler.” Şarkılarını Romanca, İngilizce, Yunanca, Bulgarca, İtalyanca ve Sırp-Hırvatça söylüyor olması, onun kendisini etnik bir kimlikle sınırlandırmayıp ‘kültürel bir Yugoslav’ olarak tanımlamasının haklı tercihidir. Çünkü icra ettiği müzikte diller, sınırların örüldüğü birer engel olmaktan çıkıp sınırların ortadan kaldırıldığı, savaşın yıkıcılığının ironik bir dille tiye alındığı ve sözlerin şenlik havasında bir buluşmaya dönüştüğü bir köprü haline geliyor.

İster albümde ister sahnede olsun, Bregović kendi coğrafyasına ait “Balkan Brass” (Balkan Nefeslileri) müzik tarzının en tanınan sanatçısıdır. Dolayısıyla o dinleyiciye tek bir ulusun değil, Balkanlar’ın ortak ruhunu hissettiriyor. Nisanda çıkan son albümüne “God is Not Your Babysitter”, yani “Tanrı sizin bebek bakıcınız değildir” adını vermiş ve devam eden turne kapsamında, Mayıs’ta Zürih’te olduğu gibi, 11 Eylül’de Dortmund Konzerthaus’da gerçekleşen konserinde de haftalar önce biletler tükenmişti. 1500 kişilik salonda, “Bella Ciao” şarkısı ile bitirince, genç Sırp Vesna’ya konseri nasıl bulduğunu sordum. “Belki de bu onun son konseri diye geldim. Fakat o sanki ilk konseriymiş gibi sahne performansı sergiledi. Büyüleyici” dedi.   

Zürih’te olduğu gibi Dortmund’da da konserin başında Bregović'in sahneye gelişini coşkuyla karşılayan dinleyiciler, program sonunda sanatçıyı sahnede kalması için dakikalarca ayakta alkışladı. İlerleyen yaşına rağmen sahnede neşe, coşku ve Balkan ritimleriyle hızlı, sürükleyici ve dansa kaldıran bir performans sergileyen Bregović ve orkestrasının enerjisi, müzik üretiminin gelecek yıllarda da büyüleyerek devam edeceğinin göstergesi.