‘Bana bir şey olmaz’

Nevra AKDEMİR yazdı —

21 Ağustos 2020 Cuma - 23:00

  • “Bana bir şey olmaz, 18 ay yatar çıkarım.”Bu cümleyi ne kadar sık görüyoruz artık cinayet haberlerinin altında. Sosyal medyada duyulmadığı sürece kadına yönelik şiddete dair ceza bile verilmezken hem de.

İstanbul Sözleşmesi tartışmaları ve sözleşmenin aleyhinde yazılanlar, her kadına yönelik şiddet haberinde olduğu gibi kadınlar olarak çok iyi bildiğimiz bir hakikati yeniden görünür kıldı. Biz kadınlar potansiyel katil ve tecavüzcülerle beraber yaşıyoruz; kendimizi korumak zorunda kalıyoruz.

Kadınların şiddet gördüğü yerlerin başında “evin” gelmesi; kadının cinsel veya fiziksel saldırıya uğradığında hızlıca kadının yaşam tarzı, kıyafeti veya davranışı üzerinden yargılanması; kadınların yalan söyleyebildiğine dair imalar karşısında yaşadığı şiddetin (eğer ölmemişse kendisinin ölmüşse sevdiklerinin) hayat boyu sürecek bir eziyete mahkum edilmesinin, kadına yönelik şiddetin politik bir sorun olduğunu anlatmak konusunda yeterli göstergeler olduğunu düşünüyorum.

Ama dahası da var. Bir erkek bir kadına şiddet uyguladığında erkeğin kimlikleri, bu şiddeti çok farklı şekilde hepimizin deneyimlemesine de neden oluyor. Bu sadece bir empati sorunu değil. Örneğin gülen, hayat dolu fotoğraflarına bakamadığımız genç kadınların reddettikleri adamlar tarafından öldürülmesi. Tesadüfen yolunuzun kesiştiği bir adam sizinle hiç alakası olmayan şekilde, sadece o gün bir şekilde size takmış olduğu için birkaç zaman sonra sizi öldürebilir.

Çocukluğumdan beri defalarca ısrarlı takibe maruz kalmış biri olarak, bu süreci çirkin süreci yaşamayan çok az kadın olduğunu biliyorum. Bu ölümler kimsenin sizi koruyamayacağı fikrini, şiddetin önünüze trafik kazasından daha göstere göstere çıkabileceğini ve sizin tüm bunlara rağmen sorumlu tutulabileceğinizi anlatmıyor mu?

Evlendiği adamların eziyetlerine dayanamayan ve boşanma sürecinde, sonrasında öldürülen kadınlar var gördüğümüz. Kadınları öldüremedikleri durumda çocukların canını yakarak kadınlara eziyet edenler. Baba ve erkek akrabalarının cinsel ve fiziksel şiddetine maruz kalanları da sıkça görmüyor muyuz üçüncü sayfa haberlerinde? Başınızda bulunan adamların, sizi kendi mülklerinden biri sayarak insan olma vasfınızı yok ettiği örnekler bunlar. Tesadüfen şiddet veya taciz yaşanmayan bir ailede büyüyenlerdenseniz, işyerinde ve sokakta karşılaştığımız bir dizi şiddet durumunu düşündüğümüzde, yine kendimizi çok uzak göremeyiz. Zira kadınların gidecekleri muhite ve binecekleri araca göre günün kıyafetini ayarlaması, sadece kadınların bildiği erkeklerin ise hiç bilmek zorunda kalmadığı kıymetli bir bilgi. Eviniz varsa ve tek yaşıyorsanız, asla yalnız yaşadığınızı göstermemeniz gerekir. Kapıya konulan erkek ayakkabıları, kargo ve benzeri nedenlerle kapıyı açtığınızda kendinizi daha güvende hissetmenizi sağlar örneğin bir kadınsanız.
Kimliklerin güç ilişkileriyle eklemlenmiş hali ise daha yüksek dozda şiddeti üstümüze radyoaktif sızıntı misali serper. Örneğin elinde silah bulundurma yetkisinde olan polisin bir metro çıkışı kimliğinizi kontrol etmesinin ardından sizi sosyal medyada eklemesi sıradan bir olay olmayabilir. Büyük ve batıdaki bir kentte yaşamamanız göreceğiniz zararı tahmin edilemez noktalara çekebilir.

Örneğin bir uzman çavuş olan Musa Orhan, 20 gün alıkoyarak cinsel saldırıda bulunduğu genç kadını, “bana bir şey olmaz” diyerek tehdit edebiliyor. Gerçekten Musa Orhan’a uzun süre bir şey olmuyor. Kadın intihar ediyor, 18 yaşında iç organlarının parçalanma acısının üzerine binen travmalarıyla. Anne feryat ediyor, acıdan ve ağrıdan inleyen kızının, “incinen her bir organının hesabını soracağım” diye.

Bir genç kadının iç organlarını parçalayacak kadar 20 gün süren işkencenin muhatabını, kim koruyor peki? İçişleri Bakanı’nın açıklamasını görüyoruz ardından, cenaze iki nedenle bizimdir diyor bakan. Ölen kadının ağabeyinin polis olduğunu, kendilerinin mağduru olduğunu ve askerin ceza alacağını ifade ederek HDP milletvekilinin ve PKK’nin yaptıklarının üstünü örtmek olarak kampanyanın hedefini sorguluyor. “Bizim cenazeler ve bizim tecavüzcüler” cümlelerini kolaylıkla kuran bakan, birkaç gündür topraklarını koruyan köylü kadınlara jandarma yaşatılan şiddetini, maske takmadığı için İstanbul’un en işlek caddesinde bir genç kadına yaşatılan polis şiddetini, İstanbul Sözleşmesini savunduğu için her türlü hakarete maruz kalan kadınlara yönelik şiddeti ne kadar kolayca besliyor.

“Bana bir şey olmaz, 18 ay yatar çıkarım.”Bu cümleyi ne kadar sık görüyoruz artık cinayet haberlerinin altında. Sosyal medyada duyulmadığı sürece kadına yönelik şiddete dair ceza bile verilmezken hem de. Önceki gün bir paylaşımımım benim ölçülerimde bir sosyal medya kullanıcısı için çok fazla 22 bin kişi tarafından beğenildi 800.000 kişiye ulaştı. Paylaşımım Kıbrıs’taki bir ısrarlı takip ve taciz failinin tutuklandığı haberiydi. Adalete duyduğumuz ihtiyacın ekmek ve su gibi temel olduğunu gösteriyor açıkça. Bir küçük umut hepimizi birleştirdi.

Barış ve demokrasi gündelik hayatla ilgili. Adalet sadece bir slogan değil. Bu yüzden hukuk bir gruba ilişkin bir defa bile işlemediğinde hiç kimse güvende olmaz. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.