Barınma sorunu, insani krize dönüştü

28 Eylül 2022 Çarşamba - 19:30

Prof. Dr. Mustafa Durmuş

Prof. Dr. Mustafa Durmuş

  • Ekonomist Prof. Dr. Mustafa Durmuş, konut krizine işaret ederek, barınma sorununun çok ciddi insani ve sosyal krize dönüştüğünü söyledi. 

İktidarın üretimden ziyade emlak ve konut sektörü üzerindeki rantı büyütmeye dönük bir birikim stratejisi izlediğini, bütün kaynakları da buraya doğru aktararak iktidarını sağlamlaştırmaya çalıştığını söyleyen Durmuş, şunları altını çizdi: "İktidar, özellikle emekçileri, sisteme mahkum eden, sürekli borç ödeyen, işini gücünü kaybetme lüksü olmayan, bu yüzden de sisteme itiraz etmeyen insanlar haline getiriyor. 20 yıllığına borçlanmışsın ve düzenli olarak kredi ödemek zorundasın. Bu senin elini kolunu tamamen bağlayan bir şey. Biz buna bio-politika diyoruz. Teslim alma biçimlerinden biri. Yeni konut projesi de seçime doğru giderken, ev sahibi olmayanların, kira sorunu altında ezilenlerin duygularına hitap eden ve bu kesimlerin yakalamaya çalışan siyasal bir proje.”

AKP'li Cumhurbaşkanı recep T. Erdoğan, 11 Mayıs’ta “konut müjdesi” adı altında “Genişletilmiş Konut Finansman Paketi”, “İnşaat Sektörüne Özel Kredi Garanti Paketi” ve “İlk Evim Konut Finansman Paketi” adlı üç paket açıkladı. Erdoğan, 13 Eylül’de ise 5 yıllık süreci kapsayacak 500 bin konutu hedefleyen sosyal konut projesi yapacaklarını duyurdu.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Ocak-Haziran yapı kullanım izin verilerine göre; 2022'nin ilk çeyreğinde 302 bin 557 yeni ikamet amaçlı bina yapıldı. Buna karşılık ilk elden 208 bin 451 konut satıldı. TÜİK verileri 35 bin 383 konutun da yabancılara satıldığını gösteriyor. Buna göre, 2022’nin yalnızca ilk çeyreğinde en az 94 bin 106 boş konut bulunuyor. Boş konutların olmasına rağmen kiralık evlerde bir yılda yüzde 200’ü aşkın artış görüldü. Stok konut fazlalığına rağmen kira fiyatlarında yaşanan artışları değerlendiren ekonomist Prof. Dr. Mustafa Durmuş, “Konut sorunu gerçekte sınıfsal, en çok yoksulları ezen, yoksulların hayallerine hitap eden, aldatıcı çözümleri beraberinde getiren bir sorun. Bunu da iktidarlar maalesef sürekli yapıyorlar. 2010’da yaptılar, bu Mayıs ayında yaptılar, şimdi tekrar yapıyorlar. Bu gerçek anlamda manipüle etmeye son derece müsait, insanların hayalleriyle oynamaya son derece müsait bir durum” dedi.      

Sadece bir sektör krizi değil

Konut sorununun, başta işçi sınıfı olmak üzere emekçiler ve yoksullar açısından çok büyük bir sorun olduğunu hatırlatan Durmuş, “Hem konut fiyatlarında hem de kiralarda kesintiye uğramayan enflasyonun üstünde bir artış var. Enflasyonun yüzde 80 olarak açıklandığı bir dönemde kiralarda yüzde 130’un altında artış yok. Bazı yerlerde yüzde 200’e çıkıyor. Konut fiyatlarında da benzer biçimde artışlar olduğunu görebiliyoruz. O nedenle bunun çok önemli bir sorun olduğunu ve insanların yaşam maliyetlerini etkilediğini, bir krize dönüşmekte olduğunu söyleyelim. Bu sadece bir sektör krizi açısından ele alınmamalı, aynı zamanda insanlar açısından bir yaşamsal krize dönüşüyor. Çünkü barınma en temel ihtiyaç. Oysa barınmayı sağlayamamak -ona doğru giden bir süreç var- çok ciddi bir insani ve sosyal krizdir” diye konuştu.

Konut sektörü üzerinden strateji 

Mevcut iktidarın 21 yıldır servet ve sermaye birikimi stratejisini konut sektörü üzerine kurduğunu vurgulayan Durmuş, şöyle devam etti: “İktidar, daha çok üretim yapmaktan, değer yaratmaktan ziyade emlak ve konut sektörü üzerindeki rantı büyütmeye dönük bir birikim stratejisi izledi ve bütün kaynakları da buraya doğru aktardı. Buradan da çok ciddi bir birikim stratejisi izledi ve iktidarını sağlamlaştırdı. Bu, bütün parametreleri de etkiliyor. Yani ülkede ‘faizler neden düşürülüyor?’ diye sorulduğunda bunun bir ucunun finansal sektör ama asıl inşaat sektörü olduğunun altını çizmek lazım. İnşaata bu kadar bağlı bir birikim stratejisine ve siyasal olarak da müteahhitlere bağımlı bir iktidar bunu yapmak durumunda kalıyor.”

TOKİ siyasi bir projedir

Durmuş, Erdoğan'ın açıkladığı üçlü konut paketine ve Sosyal Konut Projesi’ne dair de şunları söyledi: “Mayıs ayında sözüm ona bir müjde vardı. Üçlü bir paket açıklanmıştı. Onun daha ne olduğu belli olmaksızın, seçime doğru gidilirken bu sefer sosyal konut projesi açıklandı. O pakette 50, 60 milyar liralık desteklerden konuşuluyordu. İnsanları daha çok kredi oranlarını düşürerek, iki milyon liraya kadar kredi vererek konut sahibi yapmak istiyorlardı. Şimdi daha düşük gelirlileri hedefleyen, doğrudan bir sosyal konut projesi var ama bu projenin bedeli büyüdü. Bu proje seçime doğru giderken, yoksulların ve ev sahibi olmayanların, kira sorunu altında ezilenlerin duygularına hitap eden ve bu kesimlerin yakalamaya çalışan siyasal bir proje.”

Konut projelerinin bir ayağının da sermaye ve müteahhitler olduğuna; iktidarın parti teşkilatlarının ağırlığının müteahhitlerden oluştuğuna dikkat çeken Durmuş, “Parti yönetimlerinde etkili olan isimler, onu destekleyenler, bu bağları kuranlar, müteahhitler, inşaat işiyle uğraşanlar ve inşaat sektörü ile bağlantıları olan sektörler. Partiyi ayakta tutanlar bunlar. Dolayısıyla da iktidar, yaklaşan seçimler çerçevesinde bilinçli bir biçimde bu kesimi kendi etrafında tutmak istiyor” dedi.

Hayal pazarlamak işine geliyor

Ev sahipliğinin yüzde 50’nin biraz üstünde olduğunu vurgulayan Durmuş, şöyle devam etti: “İnsanların neredeyse yarısının evi yok ve bir ev sahibi olma hayali var. İşte bu hayali pazarlamak iktidardakilerin işine gelen bir şey. Yaklaşık 3 buçuk milyon insan son TOKİ projesine başvurmuş. Bunun hayata geçirilebilmesi, sürdürülebilmesi çok zor. O insanların bu taksitleri ödeyebilmesi için sürekli işlerinin olabilmesi ve kaybetmemeleri lazım. Bir yandan kira öderken, bir yandan da o borçları ödemek durumundalar. Bu zor bir hayal ve insanlar bu hayalin peşinden koşuyor. Bu da en doğal hak. Bunu anlamak ve buna ilişkin alternatif çözümleri geliştirmek lazım. İktidar, özellikle emekçileri sisteme mahkum etmek, bu sistem içerisinde sürekli borç ödeyen, onun için de işini gücünü kaybetme lüksü olmayan bu yüzden de sisteme itiraz etmeyen insanlar haline getiriyor. 20 yıllığına borçlanmışsın ve düzenli olarak kredi ödemek zorundasın. Bu senin elini kolunu tamamen bağlayan bir şey. Biz buna bio-politika diyoruz. İktidarların aslında yoksul hanelere hatta orta sınıflara bile teslim alma biçimlerinden bir tanesi.”

Asıl neden konutun metalaşması

Milyonlarla ifade edilen boş konutların biriktiğini sözlerine ekleyen Durmuş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Boş konut var ve bu arada konut fiyatları çok artıyor. Çünkü inşaat maliyetleri artıyor. Buna rağmen konuta olan talep azalmıyor. Bunu nedeni; enflasyon çok yüksek, insanlar birikimlerini TL dışındaki şeylerde değerlendirmek istiyorlar. Bu yatırım alanlarından bir tanesi de konut sektörü. İkincil olarak Türkiye’de gelir dağılımı o kadar bozuk ki servete sahip olanlar servetlerinin ya da gelirlerinin bir kısmını bu fiyatlardan faydalanmak için emlak alarak değerlendiriyor. Bütün bunların arka planında da sistemin sürekli bu sorunu beslemesi ve mevcut iktidarın yanlış faiz politikası var. İnsanlar enflasyon karşısında paralarındaki erimeyi durdurabilmek için hiç olmazsa başımızı sokabileceğimiz bir yerimiz olsun deyip alternatif yerlere yöneliyor. Asıl neden konutun metalaştırılmasıdır. Çünkü konutu ticari bir mal gibi alıp satma aracı hale getirdiğinizde, konut üzerinde spekülasyon kaçınılmaz hale geliyor. Bu iktidarın en önemli özelliği, her şeyi metalaştırmak, piyasalaştırmak ve bunun üzerinden de yüksek rantlar elde ederek varlığını sürdürmeye çalışmak.”   ANKARA

 

Yoksulluk sınırı, 24 bin TL’ye dayandı

Türk-İş, Eylül'de açlık sınırının 7 bin 245,18 TL’ye; yoksulluk sınırının ise 23 bin 599 TL'ye yükseldiğini; mutfak enflasyonunun. yüzde 130,01 arttığını bildirdi.

Türk-İş, 2022 Eylül ayı açlık ve yoksulluk sınırı araştırmasının sonuçlarına açıklandı. Buna göre; dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 7 bin 245,18 TL'ye yükseldi. Açlık sınırı 7 bin 245 TL ile asgari ücretin bin 745 TL üzerinde gerçekleşti.

Dört kişilik bir ailenin gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı (yoksulluk sınırı) ise 23 bin 599,93 TL'ye; bekar bir çalışanın ‘yaşama maliyeti' ise aylık 9 bin 469,35 TL'ye yükseldi. Ankara'da asgari ücret alan bekar bir çalışanın, aylık yaşama maliyetini karşılayabilmesi için 3 bin 970 TL daha bulması gerekiyor.

Gıda enflasyonu patladı

Araştırmaya göre; mutfak enflasyonu aylık yüzde 5,15 ve 12 aylık ise yüzde 130,01 oranında artış gösterdi. Raporda, “Tüm bu olumsuz sonuçların maaşlı, ücretli, yevmiyelilere yansıması ücretlere zam yapılarak bertaraf edilmeye çalışılıyor. Lakin Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın beklentileri çıpalayamadığı bir ortamda enflasyon beklentisi gerçekleşen enflasyonla şekilleniyor. Bu da kendi kendini besleyen bir enflasyonist atmosfer yaratıyor” denildi. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.