Barış yoksa ekmek de yok…

Sezai TEMELLİ yazdı —

5 Nisan 2022 Salı - 23:56

  • Çözüm 9 metrekarelik hücresinden 900 bin kilometrekareyi etkileyen Öcalan’a kulak vermekten, ilk başta da tecridin sonlandırılmasından geçiyor. Bu adım statükonun yıkılması adına belki de en önemli adım olacaktır. Kürtlerin statüsünü tartışmadan, demokrasiyi yerel ağlarına kavuşturmadan, hakikatle yüzleşmeden ve barışı var etmeden Türkiye’yi demokratikleştirmek mümkün değil. 

Türkiye’de insanlar uzun süredir içine sürüklendikleri çöküşten kurtulmak için umutlarını yitirmeksizin bir çıkış yolu aramaktalar. İktidar tarafından sistematik bir biçimde üretilen şiddet ve yoksulluk girdabı Kürt halkı ve emekçiler başta olmak üzere toplumun geniş kesimleri için her geçen gün yeni külfetler, mağduriyetler yaratmaya devam ediyor. Bu girdaptan çıkmak adına ne yapmalı, nasıl yapmalı sorusunu uzun süredir soruyoruz ve toplum bu sorunun yanıtını büyük bir sabırla siyasi muhalefetten beklemeye devam ediyor.  

İktidarın Ukrayna savaşının koşullarından yaralanarak estirdiği diplomatik rüzgâr içeriye yıkıcı bir fırtına olarak dönebilir. Küresel aktörlerin Türkiye’deki iktidarın tüm demokrasi ve hukuk dışı uygulamalarını sineye çekmeye hazır hali Erdoğan rejiminin aradığı bir lütuf. Despotik iktidarını sürdürmek adına her türlü fırsatı kullanma peşinde olan AKP-MHP faşist bloku, son seçim kanunu değişikliğinde de görüldüğü üzere hukuk dışılık konusunda ‘ölçüsüz’ davranmayı kuşkusuz sürdürecektir. 

İktidarı faşizmi kurumsallaştıran, otoriter rejimi kalıcılaştıran ve despotik olarak tanımladıktan sonra demokratikleşme ve hukuk devleti adına yegâne dönüştürücü etkiyi seçimlerde aramak muhalefetin adeta demokrasi körlüğünü anlatıyor. Macaristan seçim sonuçları bu aymazlığın sonlanması açısından belki de iyi bir örnek oluşturabilir. Zam dalgası altında ezilen emekçilerin ve savaş politikalarının sürdürülmesi adına yıkıcı bir mağduriyet yaşayan Kürt halkının seçimleri beklemeye tahammülü kalmamış olmasını bir türlü dikkate almayan muhalefet maalesef takıntılı bir biçimde seçim hesaplarına kilitlenmiş durumda. Seçimlerin ne zaman yapılacağına dair tahmin hesaplarına ayrılan zamanı iktidara karşı ciddi bir mücadeleye ayırabilseydik belki şimdi başka şeyleri konuşuyor olabilirdik...

Erken mi, baskın mı seçim olacak tartışmalarını yapanlar önümüzdeki parlamento seçimlerini nihai bir siyaset belirleyeni olarak görüyor. Oysa yapılacak ilk seçim bir seçimler süreci başlatacaktır. Yerel seçimler ve hemen sonrasında olası erken seçim çalkantılı bir politik sürecin bizi beklediğini gösteriyor. Rejimin restorasyonu peşinde koşanlar, liberal kalıplardan medet umanlar, burjuva siyaset aklının dışına çıkamayanlar sürecin ne denli sancılı bir döneme tekabül ettiğini henüz kavrayamamış olabilirler. Kuşkusuz seçimler önemli birer uğrak ama yeterli kabul edilemez; bundan ötesi rejimin ve sistemin dönüşümü seçimleri de kapsayacak tarihsel bir demokrasi ve barış mücadelesini gerekli kılmaktadır. 

Barış mücadelesi tartışmasız Kürt meselesinin demokratik çözümünden geçiyor. Bu aynı zamanda Türkiye’nin demokrasi sorununun çözümü adına da en kritik eşik. Tüm demokratik sorunların kesiştiği mesele olarak Kürt meselesi Türkiye demokrasisinin turnusol kâğıdı. Bu meselenin demokratik çözümünü görmezden gelen, statükoda ısrar eden, demokratikleşmeyi barış ilişkisinden koparan anlayışların köhne rejimin yeniden üretilmesi adına değirmene su taşımaya devam edeceğini biliyoruz. Çözüm 9 metrekarelik hücresinden 900 bin kilometrekareyi etkileyen Öcalan’a kulak vermekten, ilk başta da tecridin sonlandırılmasından geçiyor. Bu adım statükonun yıkılması adına belki de en önemli adım olacaktır. Kürtlerin statüsünü tartışmadan, demokrasiyi yerel ağlarına kavuşturmadan, hakikatle yüzleşmeden ve barışı var etmeden Türkiye’yi demokratikleştirmek mümkün değil. Bunu geride bıraktığımız son yedi yılda iyice öğrendik. 

Diğer taraftan sermaye merkezli ekonomi politikaları üreterek bugünkü krizden çıkmak ve yoksullukla mücadele etmek de mümkün değil. Toplumun tüm kaynaklarını savaş ve inşaat sektörüne aktaran, yolsuzluk ekonomisini normalleştiren bugünkü iktidar daha fazla emek sömürüsü ve doğa talanıyla ayakta durmaya çalışıyor. Hala liberal dogmalara inanan, sermayenin güdümünde hareket eden bir ekonomi anlayışı mevcudun farklı araçlarla sürdürülmesinden öteye geçemeyecektir. Yoksullukla mücadele ancak emek eksenli ve yeni kamucu bir ekonomi anlayışıyla başarıya ulaşabilir. 

Newroz’da kendisini güçlü ve kararlı bir şekilde ortaya koyan barış iradesiyle 1 Mayıs’ta sahne alacak olan emek mücadelesini şimdi buluşturma zamanıdır. Barış ve emek mücadelesi için yan yana gelerek var edeceğimiz güçlü bir ittifak halkların, emekçilerin beklentisine sahici bir yanıt üretebilir. HDP’nin üçüncü yol mücadelesi içinden ürete geldiği demokrasi ittifakı bu süreçte birleşik mücadele adına yol gösterici olmaya devam ediyor. İşçi sınıfı ekmek yoksa barış da yok diye haykırıyordu, şimdi tersi de geçerli; barış yoksa ekmek de yok…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.