‘Belucistan, Batı desteğiyle işgal altında’

Dosya Haberleri —

4 Ocak 2021 Pazartesi - 23:00

  • Belucistan bugün olabilecek en kötü sağlık ve eğitim sistemi ve sosyo-ekonomik koşullarla cebelleşiyor. Muazzam zenginliğine rağmen dünyanın en fakir halklarından biri Beluçlar. Sömürge aygıtı o kadar aşırı ve eksiksiz işliyor ki, tüketim mallarının yüzde 99'u ya Pakistan'dan ithal ediliyor ya da İran ve Afganistan'dan kaçakçılıkla elde ediliyor.

BARIŞ BALSEÇER / MIHEME PORGEBOL

Beluç halkı, on yıllardır Pakistan devleti tarafından işkence, katliam, kaybettirme, tecavüz ve imha politikalarına maruz bırakılıyor. Bu halkın önde gelen isimlerine dönük suikastler, kaçırılan insanlar, tecavüz edilen kadınlar, kaybedilen çocuklar... Tüm bunları Beluç siyasetçi ve insan hakları aktivisti Dr. Yousuf Murad Baloch'la konuştuk. 
Dr. Baloch da Pakistan devletinin baskı politikalarına birebir maruz kalanlardan. Murad Balouch, Tıp Fakültesinde öğrenciyken 2005 yılında Pakistan güvenlik güçleri tarafından zorla alınarak kaybettirilmeye çalışıldı. Çeşitli işkencelere uğrayan Dr. Baloch, kamuoyunun tepkileri sonrası serbest bırakıldı fakat siyasi yasaklarla karşı karşıya kaldı. Doğup büyüdüğü ülkesinden çıkmak zorunda kalan Dr. Baloch, sorularımıza verdiği yanıtlarla Pakistan devletinin baskıları ile Beluçların sorun ve taleplerini anlattı:  

Dr. Yousuf Murad Baloch, Pakistan devletinin takibatı ve işkenceleri ardından ülkesini terk etmek zorunda kaldı.

Kurucu ideolojisi İslam olan Pakistan devletinin çatısı altında farklı etnik grupların siyasi ve ekonomik çatışmalarını çözmekte zorlandıklarını biliyoruz. Pakistan’ın kuruluşundan itibaren varolagelen bu çatışmaların tarihini sizden öğrenebilir miyiz? Bu bağlamda Beluç halkının temel talepleri neler?
Evet, haklısınız, gerçekten de Pakistan bir çatışma merkezi. Aslında Pakistan, karmaşık ve yoğun çatışmalar alanı olacak şekilde tasarlanan bir ülke. Pakistan, kuruluşunu ve köklerini, Osmanlı İmparatorluğunun canlanmasını protesto eden 1919-1924 arasındaki İslami harekete dayandırır. Bu hareket Hindistan'da “Hilafet Hareketi” olarak biliniyordu. Hareket ayrıca Osmanlı bayrağını da benimsedi ancak bayrağın rengi kırmızı değil yeşildi. Hareket bir süre sonra çöktü ancak çökmeden önce Hindistan'da bir İslam devleti hayal eden Hintli Müslüman nüfusun büyük bir bölümünü radikalleştirmeyi çoktan başarmıştı.
Hilafet Hareketi, İngilizlerin ülkeyi terk etmesinden ve de 1945’te sona eren İkinci Dünya Savaşından sonra bir İslam Devleti kurma şansı buldu. Öte yandan “Büyük Oyun”un (“The Great Game”) bir katılımcısı olan İngilizler, Sovyetler Birliğini kontrol edebilecek aktif bir vasal ülke istiyordu. 
Sosyalist düşünce okuluna mensup Mahatma Gandhi ve Jawahar Lal Nehru gibi kongre liderleri, Hindistan'ın Sovyetler Birliği'ne karşı görev üstlenmesi fikrine karşı çıktılar. Çökmekte olan Britanya İmparatorluğu için geriye kalan en iyi olasılık, İslami radikallerle bir anlaşma yapmak ve İngiliz amaçlarına hizmet edebilecek bir ülke yaratmaktı. Çökmekte olan imparatorluk, Pakistan ordusu ile İslami radikalizm arasında bir bağ kurdurttu. İronik bir şekilde günümüz standartlarına göre oldukça faşist olan "saf halkın ülkesi" olarak tercüme edilen Pakistan adını seçtiler. (E.N.: Pak, Kürtçenin Kurmancî lehçesinde temiz, katışıksız demek. Pakistan ise “temizlerin ülkesi” olarak lanse edilmek istendi.) 
Bölünmüş Hindistan sınırının her iki tarafındaki insanlar, bunun bedelini canlarıyla ödemek zorunda kaldılar. İngilizlerin düşüncesizce sınırı çizme kararı sadece idari bir iş değil, bir ölüm kalım meselesiydi. Hindistan’ın bölünmesi sonucu Müslümanlar, Hindular ve Shiler arasındaki çatışmalarda sadece ilk yılda 1 milyondan fazla insan öldü, 15 milyon insan evlerini terk etmek zorunda kaldı. Belki de bu, tarihteki en büyük zorunlu göçtür. 
Öte yandan, büyük ölçüde laik nüfusu ile zaten bağımsız bir ülke olan Belucistan, Pakistan'ın kurulmasından dört gün önce İngilizlerden bağımsızlığını aldı. Pakistan son teknoloji silahlarla donatılmış, İngiliz-Hint Ordusu'nun mirasını devralmıştı. Ordu, sözde Pakistan bağımsızlığından sonra bile, uzun bir süre İngiliz subaylar tarafından yönetildi.
Belucistan’ın bağımsızlığından yaklaşık 7 ay sonra Pakistan, donanımları açısından üstün ordusu ve İngiliz liderliğindeki subaylarıyla Belucistan'ı işgal etti ve Pakistan'a ilhak etti. Pakistan'ın Belucistan'daki ana rolü, İngiliz sömürgecilerin yerini almak olduğundan sömürgeci vahşilik, ekonomik yoksunluk, ırkçılık, marjinalleştirme ve yerli Beluci topluluklarını ortadan kaldırma taktiklerini sürdürdü. 
Belucistan bugün olabilecek en kötü sağlık ve eğitim sistemi ve sosyo-ekonomik koşullarla cebelleşiyor. Muazzam mineral, petrol ve gaz zenginliğine rağmen dünyanın en fakir halklarından biri Beluçlardır. Ekonomik sömürge aygıtı o kadar aşırı ve eksiksiz işliyor ki, tüketim mallarının yüzde 99'u ya Pakistan'dan ithal ediliyor ya da İran ve Afganistan'dan kaçakçılıkla elde ediliyor. Finans sektörünün tamamı Pakistanlılar tarafından kontrol ediliyor.
Beluç halkının büyük bir kısmı bağımsız ve özgür Belucistan’ı talep ediyor. Belucistan'ın kurtuluşu için mücadele etmeyen Belucistan'ın siyasi partileri bile, ülkelerinin işgalini İngiliz sömürgeciliğinin bir devamı olarak görüyor. Beluçların Pakistan'dan özerklik veya eyalet talepleri bulunuyor.

1970 seçimlerinin ardından Bengal halkı Hindistan'ın yardımıyla Bangladeş adı altında bağımsızlıklarını ilan etti. Punjabi, Sindhi, Muhacir, Pakhtun ve Belochi gibi diğer halkların bağımsızlığının önündeki temel engeller nelerdir? 
Pakistan, İkinci Dünya Savaşından sonra bölünen, aynı zamanda Bengal'de Yahudi Soykırımına benzer büyüklükte soykırım yapan ve Batı'nın da yardımıyla paçayı sıyıran ilk ülkedir. Hindistan zamanında müdahale etmemiş olsaydı, soykırım daha büyük olurdu. Bengal makamlarının verdiği rakamlara göre Hindistan'ın müdahalesine rağmen Mart 1971'den 16 Aralık 1971'e kadar süren kısa savaş süresinde Pakistan ordusu tarafından yaklaşık 3 milyon Bengalli sivilin öldürüldüğü iddia ediliyor.
Artık Pakistan’ın kolonyal, dini temellerini ve vahşiliğini bildiğimiz için bağımsızlık arayan bazı halkların bağımsızlıklarını elde edememelerinin neden zor olduğunu tahmin etmek sanırım zor değil. 
Pakistan ordusunun neredeyse tamamını oluşturan Punjabi halkı, hiçbir şekilde Pakistan'dan bağımsızlık talep etmiyor. Daha çok birçok kişinin kurum dediği acımasız Pakistan askeri-molla-bürokrasi aygıtının ana motoru halindeler. Geri kalanlar ise azınlıktaki halklardır.
Bengallilerin bağımsızlıklarını kazanmalarında belirleyici faktörlerden en önemlisi, Panjabiler üzerindeki sayısal üstünlükleriydi. Diğer halklar oy pusulaları aracılığıyla yeterli demokratik güç toplayacak insan sayısına, güçlü orduya meydan okuyacak yeterli askeri güce ve donanıma sahip değillerdi. Ezilen halklar, özgürlük, adalet ve eşitlik arayışlarında yalnızca manevi üstünlüğe sahipler. Ek olarak, Batı’nın bir müşterisi olarak Pakistan, halkların özgürlük talebi söz konusu olduğunda Batı’nın koşulsuz desteğinden yararlanmaktadır.
Stratejik önemdeki Pakistan coğrafyası, IMF'nin rehberliğinde neoliberal ekonomi politikalar ve silah ticareti, Batı’nın Pakistan ile ilişkilerinde önemli bir rol oynuyor. Dolayısıyla Batı, bu çıkar ilişkilerini baz alarak Pakistan’ın Belucistan'daki işgalini, işgal ile beraber artan insan hakları ihlallerini halı altına süpürüyor ve “ulus inşası” için gerekli kabul ediyor. Pakistan'ı insanlığa karşı işlediği suçlardan ve Bengal halkına yönelik soykırımdan dolayı cezalandırmıyor. Örneğin 1971'de Bangladeş Bağımsızlık Savaşı sonrası Pakistan'a yardım etmeye gelen de yine aynı Batı’ydı.
Son zamanlarda Pakistan, Çin'e yakınlaşıyor. One Belt One Road (OBOR - Bir Kuşak, Bir Yol) projesinde Çin’in en büyük ortağı durumuna geldi. Bu proje temelde Batı’nın küresel hegemonyasını zayıflatmayı ve dünyadaki olaylar üzerinde Çin kontrolünü sağlamayı amaçlamaktadır. Pakistan’ın bir ortak olarak Çin’e kayması, onu Batı’dan uzaklaştırabilir. Bu süreç, Pakistan’daki marjinalleşmiş ulusların Batı’dan yardım almaları için yeni fırsatlar yaratabilir ancak bunun gerçekleşmesi için bu halkların politik olarak güçlü olması gerekir. Hiç kimse topal bir ata bahis oynamaz.

Ne oldu da Beluçlar, Pakistan'ın 1947'deki bağımsızlık ilanı ardından Bengaller gibi bağımsızlık ilan etmeyip merkezi hükümete katıldılar? 
Beluçlar 11 Ağustos 1947'de bağımsızlıklarını kazandı ama birkaç ay sonra Pakistan, Beluç devletini işgal ve ilhak etti. Ve hatta 1948'deki ilhakına kadar Beluç devleti sadece bir parlamento, vergilendirme ve mali sistem inşa etmekle kalmayıp aynı zamanda İngilizler tarafından Pakistan'a devredilen topraklarını (Jacobabad ve Dera Gazi Han) istiyordu. Bengallilerle birlikte bağımsızlık ilan etmemelerinin en önemli sebebi ise o sürede Beluç Kurtuluş Hareketinde liderlik ve siyasi karar alma eksikliğiydi.  
Pakistan’ın çalkantılı koşullarında Beluçların elde ettiği tek avantaj, 1 Mayıs 1972'de Belucistan'da ilk ve son milliyetçi hükümetini kurmayı başarmaktı ancak bu bile hoş görülmedi ve 13 Şubat 1973'te bir yıl içinde iktidar ortadan kaldırıldı. Bu da Pakistan'a karşı 1977'ye kadar devam eden dördüncü isyanla sonuçlandı. Sonra liderlerin bir kısmı hapsedilirken diğerleri Belucistan'dan çıkarıldı. Başkaldırı hareketi giderek zayıfladı. Bu isyan sonucunda yaklaşık 5 bin Beluci militanının ve 3 bin 500 Pakistan askeri personelinin öldüğü tahmin edilmektedir.

Beluci halkı ile Pakistan merkezi hükümeti arasındaki ilişkiler son yıllarda nasıl?
Son derece gergin olduğunu söyleyebilirim. Özellikle Nawab Akber Bugti'nin öldürülmesinden sonra işler asla tersine çevrilemeyecek bir hal aldı. Beşinci Beluci isyanı Belucistan'a yayıldı. Bu sefer her iki taraftan da kayıplar, çok daha fazla. Bu savaşın bir sonucu olarak Pakistan devleti ile Beluç halkı arasında şu anda var olan tek ilişki, teslimiyet ve direniştir. 
Pakistan, ikinci sınıf vatandaşlar olarak Beluçlara tam bir asimilasyon hedefi ile yaklaşarak teslim olmaya zorlamak istiyor. Pakistan'ın amaçladığı bu çözüm, hareket, toplanma, ifade ve diğer sosyo-ekonomik özgürlükleri sınırlandırdı. Belucistan'da sağlık, eğitim, normal yaşamın kendisi ve toplumun tüm kesimleri ordu kontrolünde. Öte yandan Belucistan toplumunu ortadan kaldırmak için ülke, IŞİD ve Taliban gibi aşırılık yanlısı İslami güçlerin örgütlenme alanı haline getirildi. Bazen Beluci dilini öğretmek veya yazmak bile zorla kaybetmelerle sonuçlanabiliyor. Beluçlardan bazılarının direnmeyi seçmeleri, bu silahlı örgütler ile devlet güçleri arasında meydana gelen günlük çatışmaların, silahlı örgütlere giderek katılımın artmasının nedenleri bunlardır.

Kaybolan ve kaçırılan kişi sayısı tam olarak nedir?
Kayıplarla ilgili kesin bir rakam yok ancak insan hakları örgütlerinin açıklamasına göre 40 binden fazla kayıp Beluç'tan söz ediliyor ama özellikle zorla kaybettirmeler kaydedildiğinde bu rakam çok daha yüksektir. Korku iklimi, zorla kaybetmelerin tam sayısını tespit etmeyi imkansız kılıyor. Bu ancak uluslararası bir barışı koruma gücünün çağrısıyla bir ateşkes başlatılırsa ve kayıplarla ilgili tarafsız bir soruşturma yürütülürse netleştirilebilir.

Beluç Kadın Hareketinin liderlerinden ve Beluç Öğrenci Örgütünün ilk başkanı olan Karima Baloch, Kanada'da ölü bulundu. Ölümüyle ilgili son gelişmeleri sizden alabilir miyiz? Bu bir cinayet mi?
Kanada'da soruşturmalar devam ediyor olsa da, Balochluların çoğu gibi ben de bunun profesyonel biri tarafından işlenmiş cinayet olduğu kanısındayım. Pakistan'ın onun ölmesini istediğini ve cinayetin arkasında olabileceğini varsaymak da zor değil. 
Bu yılın başlarında gazeteci olan arkadaşım Sajid Hussain de boğulmuş halde bulundu. Hedef seçimi arasındaki benzerlik, hedeflerin ölümünün Beluç mücadelesi üzerindeki etkilerine bakarsak sadece Pakistan tarafından gerçekleştirilebileceğini göstermektedir. Dahası, Pakistan ordusu subayları, Batı'daki Beluci aktivistlerini hedef alacaklarını beyan etmekten asla çekinmedi. 

Pakistan hükümetinin kadın mücadelesine karşı yaklaşımı ne durumda?
Kadınların mücadelesinin büyümesinden sadece hükümet rahatsız değil, Beluç toplumunun pek çok kesimi de kadınların mücadelesine uyum sağlamakta sorun yaşıyor. Kadın mücadelesinin güçlenmesinden rahatsız olmayanlar yalnızca sol ve bağımsızlık yanlısı partiler. Bu nedenle bu partiler daha fazla kadın katılımına sahipler ancak ciddi anlamda cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına çok uzun bir yol var.

Beluci halkının şu anda karşı karşıya olduğu en büyük tehdit nedir?
Beluçlar yok olma tehlikesiyle, Pakistan devletinin baskı ve kültürel asimilasyonuyla karşı karşıya. Öte yandan anadillerinde ve de başkaca eğitimden, normal yaşamın tüm koşullarından mahrumlar. Ekonomik kalkınmadan yararlanamıyorlar. Asimile olmayı reddeden Belucistan'ın büyük şehirleri, kıyı kuşağındaki neredeyse tüm kasabaları acımasız güç, ekonomi ve mülkiyet yasalarıyla gettolara dönüştürüldü. 
Liman şehri Gwadar zaten çitle çevrilmiş durumda. Bu bölgelere Pakistan tarafından insanlar yerleştirildi. Gettodaki nüfusun şu anda bu yerleşimciler tarafından kontrol edilmesi sağlanmaya çalışılıyor. Bunun için Gwadar’da yerleşimcilerin kontrol edeceği iki kapı yapıldı. 
Korkarım ki Beluçların elinde kalan en verimli toprakların temelli işgalini içeren yeni bir sisteme doğru gidiliyor. Bu sistem yavaş da olsa çoktan başladı. İster tarım arazisi ister şehir alanları olsun Pakistan kendisi için değerli olabilecek her şeyi temelli işgal ederek yavaş ilerlemek istiyor. Dışarıdan nüfus getirecekler ve bu topraklarda yerleşim yerleri oluşturacaklardı. Bunun sıradan insanlarda bir başkaldırıya sebep olmaması için yavaş yavaş hayata geçiriliyor. Bir sömürgeci güç olan Pakistan, Belucistan'ın yerli halkıyla uzlaşmak için bundan başka seçenek düşünmüyor.

Neden dünya basınında ve kamuoyunda konu ile ilgili çok fazla haber göremiyor, okuyamıyoruz?
Pakistan, Basın Özgürlüğü Endeksinde genellikle en kötü performans gösteren ülkelerden biri olarak gösteriliyor. Diğer ülkelerde medya demokrasinin dördüncü ayağı olarak tanımlanırken Pakistan'da büyük ölçüde ordu tarafından kontrol ediliyor. Ordunun dördüncü kanadı olarak etkin bir işleve sahip. Bu nedenle Pakistan'ın medyayı kontrol etmesi ve karartması kolay olmuştu. Belucistan medyası sistematik olarak yasaklandı. Gazeteciler, güvenlik güçleri ve vekiller tarafından hedef alındı. 
Daily Tawar ve Asaap'tan gazeteciler zorla kaybedildi ve öldürüldü, Belucistan'da gazeteler yasaklandı. Beluç çevrimiçi gazeteleri de yasaklandı ve sansürlendi. Örneğin Kech ve Panjgur'da insanların sosyal medya platformlarına ve çevrimiçi haber kaynaklarına erişimini engellemek için mobil internet birkaç yıldır engellenmiş durumda.
Pakistan uluslararası cephede Beluç isyanını bir iç mesele ve bir “ulus inşası prosedürü” olarak tasvir etmeyi başardı. Beloch siyasi partileri ve liderleri, uluslararası forumlarda Pakistan'ın bu propaganda ve diplomasisine etkili bir şekilde cevap veremedi. Özgürlük, işgal karşıtlığı ve eşitlik gibi asil hedeflere sahip olmalarına rağmen Beluçlar, bir kamu diplomasisi politikasından yoksundu. 
Uluslararası medya ise kamuoyunu şekillendirmede önemli bir rol oynarken sözde egemen ülkelerin siyasi yetkilendirme stratejilerinden kaçınıyor. Uluslararası medya da halka satamadığı bir şeyi üretmek istemiyor. Dolayısıyla Pakistan işgalini duyuracak, Pakistan’ın işlediği suçları uluslararası forumlara taşıyacak tek güç, Belucistan'daki siyasi partilerdir. Uluslararası medya aracılığıyla kamu diplomasisi geliştirmek, kendi anlatılarını ve mücadelelerinin meşruiyetini oluşturmak onların görevidir. 
Bu anlamda Kürtlerin verdiği mücadeleyi önemli bir örnek olarak gösterebilirim. Uluslararası medyada yer alan haberler, çoğu zaman Kürtlere karşı bir empati geliştiriyor. Küresel düzeyde kendi anlatımlarıyla oluşturdukları talepler, Kürtlerin anlaşılmasını kolaylaştırdı. Bu aynı zamanda bazı durumlarda Kürtler ve dünyanın diğer bölgelerindeki benzer hareketler arasında yeni ittifakların gelişmesine neden oldu. Propagandanın en önemli kısmı uluslararası medya değil, Kürt diasporası tarafından yürütüldü.

‘Beluçlar, Kürt’ün acısını hissediyor’

  •  Neredeyse bütün Beluçlar, Kürt mücadelesinin farkında ve Kürdistan’ın sömürgeci güçler tarafından bölünmesinin ve Kürtlerin ezilmesinin acısını hissediyor. Zira dünyanın neresinde olursa olsun ezilenlerin acıları ve mücadeleleri büyük ölçüde benzerdir. Beluci ve Kürt mücadelelerinin bir benzerliği de ikisinin de ağırlıklı olarak sol ve seküler olması.

Merhum kayınbiraderim Ali Sher Kurd Belucistan'daki Kürt aşiretinden olduğu için de Kürt mücadelesine özellikle yakınım. Daha sonra Pakistan ordusu tarafından öldürüldü. 
Kürt mücadelesini takip eden sadece ben de değilim; hemen hemen her Beluç, Kürt  mücadelesinin farkında. Hemen hemen her Beluç, Kürdistan’ın sömürgeci güçler tarafından bölünmesinin ve Kürtlerin ezilmesinin acısını hissediyor. Zira dünyanın neresinde olursa olsun ezilenlerin acıları ve mücadeleleri büyük ölçüde benzerdir.
İki mücadele arasında farklılıklardan çok daha fazla benzerlik olduğunu düşünüyorum. Beluç mücadelesi farklı gruplara bölünmüştür. Mücadeledeki çeşitli bölünmelere rağmen Beluç halkı, kabilecilik, ideolojiler ve lehçelerin sınırlarını aşmış durumda. Bağımsızlık ve adalet özlemi çeken bir halkın birleşik bir resmini oluşturuyor. Kürtlerin mücadelesinin de böyle olduğunu görüyorum. Beluç ve Kürt mücadelesinin bir başka benzer özelliği, her ikisinin de ağırlıklı olarak sola eğilimli olması ve seküler bir düşünce etrafında örgütlenmeleri.

Belucistan’ın büyük bölümü Pakistan’ın işgali altında bulunuyor.

Direnen bir halk: Beluciler

Anavatanları ve dünyanın her köşesindeki mensuplarıyla nüfusları 15 milyonu bulan Beluç halkı, Pakistan hükümetinin son yıllarda artan baskı, katliam ve yok sayma politikalarına karşı geliştirdikleri itirazla sık sık gündeme geliyor. Ülkeleri Pakistan, İran ve Afganistan tarafından işgal edilen Beluçlar, bu üç devlet tarafından da katliam ve yok edilme tehdidiyle karşı karşıya. Özellikle son yıllarda Pakistan devletinin Beluç halkına dönük imha politikaları dünya kamuoyunun da ilgisini çekmeye başladı. Beluci ve Brahvi olmak üzere iki anadili konuşan halkın dili, Kürtçeden sonraki tek büyük kuzeybatı İrani dildir ve bu nedenle Kürt diline en yakın dil olarak da bilinir. Beluci halkının 2 bin yıldan daha uzun bir süreye uzanan ortak kimlik duygusu, bu ortak dil tarafından pekiştirilmiştir. 
Dört işgalci devlet tarafından ülkeleri parçalanan Kürt halkıyla bir kardeşlik bağları olduklarına inanan Beluçların kardeşlik anlatılarının izleri iki bin yıldan uzun bir zamana, belki de Med İmparatorluğu'na kadar sürüyor. Belucistan hükümdarı I. Mir Ahmed Han'ın mahkemesine bakan Akhund Saleh, 1659 yılında yazdığı Kürt-Gal-Namak kitabında Beluç halkının Brahvi dilinin kökeninin Kürtçe olduğunu varsayar. Beluç halkının arasında sayıları 60 bin ila 100 bin arasında olduğu tahmin edilen ve Beluç inanış ve değerleriyle yaşamlarını sürdüren Kürtler de var. Hem Beluci hem de Brahvi dillerini konuşan ve çoğunlukla Belucistan'ın Bolan ve Mastung bölgelerinde yoğunlaşan Kürtler, artık Beluç halkının bir parçası olarak kabul ediliyor. 
Beluç dili, Pakistan'ın asimilasyon politikalarına ve Urdu dilinin emperyalizmine karşı direniyor. Modern yayınların olmamasına, yetersiz eğitime, Farsça, Sindhi, Panjabi ve Peştuca gibi komşuların ağır etkilerine rağmen yine de saf halini koruyabilen dilin kelime dağarcığı ise giderek azalıyor. Beluci, kelime dağarcığı tehdit altında olmasına rağmen hala günlük hayatta en yoğun biçimde kullanılan dil olması itibariyle de direngen yanını ortaya koyuyor. Daha az sayıda Beluç tarafından konuşulan Brahvi dili ise uluslararası organizasyonlar tarafından kaybolmaya yüz tutan diller arasında gösteriliyor. Pakistan’daki İslamlaştırma politikalarından büyük ölçüde etkilense de Beluç halkının inanışında ateşin, güneşin, Yalda ve Newroz’un önemli bir yeri var. Bütün baskı ve asimilasyona rağmen Beluç kültürü sosyal hayat üzerindeki etkisini ısrarla sürdürüyor. 

 

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.