Biden'ın Ortadoğu turu

Aykan SEVER yazdı —

13 Temmuz 2022 Çarşamba - 08:30

  • İsrail'in bir süredir telaffuz ettiği ABD önderliğinde İsrail'in ve Arap ülkelerinin katılımıyla oluşturulması hedeflenen Ortadoğu NATO'suna sıra geliyor.

ABD Devlet Başkanı Biden'ın bugün başlayacak olan Ortadoğu ziyareti (13-16 Temmuz) ister istemez haftanın gündemi olacak. İran'a karşı çeşitli adımlar atılması planlanan turun elbette ilk durağı İsrail.

İsrail'in yeni  Başbakanı Yair Lapid, Biden daha ülke topraklarına ayak basmadan İran'a yaptırım uygulanması, Tahran'ın nükleer programı çerçevesindeki amaçlarına karşı "kararlı" bir yanıt verilmesi çağrısında bulundu. İran'la nükleer anlaşmanın yapılmasına İsrail devleti başından beri rıza göstermedi. (Bu farklı bir başlık fakat yine de belirtmekte yarar var, AB çokça isterken Rusya ise nükleer müzakerelerin olumlu sonuçlanmasını istemiyor, çünkü İran’a ambargo kalkarsa Batılı pazarlarda enerji alanında kendisine rakip/oyun bozan olacak.) Fakat bu sefer "haklı" bir nedenleri vardı.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın bu hafta sonu yayınlanan raporuna göre İran, uranyum zenginleştirme kapasitesini artırmıştı. Muhtemelen İran'ın yürümeyen müzakereleri hızlandırmak için başvurduğu "şantaj" siyaseti en büyük rakibine bu kez gerekçe oluşturuyordu. Lapid bu durumun İran'ın imzaladığı anlaşmalara tamamen aykırı olduğunu söylüyordu.
Beyaz Saray'dan yapılan açıklamalara da bakacak olursak bu saatten sonra Biden yönetiminin nükleer müzakerelere dönme olasılığı görece bir hayli zayıf. Biraz da Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nde neler alabileceklerine bağlı. Dolayısıyla İsrail'in bir süredir telaffuz ettiği ABD önderliğinde İsrail'in ve Arap ülkelerinin katılımıyla oluşturulması hedeflenen Ortadoğu NATO'suna sıra geliyor. Bu konuda şimdiden ortak hava savunma sistemi organize etmek türünden politikalar dile getiriliyor ötesi olur mu bir hayli şüpheli.

Biden'ı ikinci durağı Suudi Arabistan'la (Körfez İşbirliği Konseyi -KİK Toplantısı) ilgili bir hayli ter basmışa benziyor. Kolay değil Prens Bin Selman ve Kaşıkçı cinayeti ile alakalı  tükürdüklerini yalayacak. Tıpkı Erdoğan gibi. Biden Suudi Arabistan’ın ABD vatandaşı da olan Kaşıkçı’nın öldürülmesiyle ilgili olarak bedel ödeyeceğini söylemiş ve Suudi Arabistan’ı ‘parya’ olarak nitelemişti.

Biden "yeni" yaklaşımıyla ilgili Washington Post gazetesi için "Suudi Arabistan'a neden gidiyorum" başlıklı bir makale kaleme aldı. İnsan hakları gündemimde olacak, ama asıl stratejik çıkarlarımıza, Rusya ve Çin'le mücadeleye bakalım buyurmuş. Stratejik çıkarlar dediği daha önce çeşitli kereler zorlayıp elde edemediği Körfez ülkelerinin petrol üretimini artırmaları meselesi. Gerisi laf. Bu kez Prens Selman'ı ikna edebilecek mi yine belirsiz. S. Arabistan'a ABD'nin silah satış yasağı kalkabilir. Bu yeterli gelebilir fakat  S. Arabistan'ın da Rusya ve Çin'e verdiği sözler var. Ayrıca boyun eğdireceği Biden'a daha fazla karşılık almadan neden uzlaşsın? Bunlar onların sorunu. Fakat Avrupa'nın petrol ve gaz ihtiyacına çare bulamayan ABD'nin Prens Selman'dan istediklerini alamadığı takdirde  İran'ın yeniden kapısını çalması da kaçınılmazlaşır.

Nükleer anlaşma konusunda bir bütünlük göstermeyen İran yönetimi bu gelişmeler karşısında neler yapabilir? Arap ülkeleriyle İsrail arasında ortak hava savunma ağının oluşturulması projesiyle ilgili Tahran özetle bu bölgesel gerilimi artırmaktan başka bir işe yaramaz açıklamasında bulundu. İran, Umman gibi görece tarafsız ülkelerle ilişkileri geliştiriyor, Rusya'yı da daha fazla yanına almaya çalışıyor. Nitekim Putin'in önümüzdeki hafta Tahran'a gideceği duyuruldu. 

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan'ın iddiasına bakacak olursak İran yakın zamanda Ukrayna savaşı için Moskova'ya yüzlerce İHA gönderecekmiş. Tahran ayrıca başta Irak olmak üzere Suriye, Lübnan ve Yemen'de siyasi-askeri karşılıklar verebilir. Ayrıca İran son dönem Güney Amerika ülkesi Venezuela'ya silah satışlarını artırdı. Burada çeşitli yatırımlara da yöneliyor. Daha da önemlisi burada İran'ın rolünden çok Rusya ve Çin ön plana çıksa da Ağustos ayında bu dört ülkenin (Rusya, Çin, İran ve Venezuela) Karayipler'de askeri tatbikat planladığı bilgisi basına yansıdı. ABD'ye burnunun dibinde karşılık verme kalıcı bir politikaya dönüşürse bu sürece Nikaragua ve Küba da eklenebilir.

Velhasıl savaşın aktörleri bütün dünyayı bir harp alanı olarak gördükleri için pekala asimetrik karşılıklar da verebilirler.

 3. Dünya Savaşı giderek genişlerken, tıpkı Sri Lanka'da olduğu gibi  isyan ve direnişler de büyüyor. Despot iktidarlar isyanlarda sonlarını görüyor, bizse umudumuzu...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.