Savaş ve neo-faşizm büyüyor

Aykan SEVER yazdı —

  • Avrupa'da 3. Dünya Savaşı neo-faşizmin tırmanışı olarak kendisini özellikle Almanya ve Fransa'da gösteriyor. Fransa'da Macron yönetiminin göçmen karşıtı yasası faşist Le Pen'e yaradı.
  • Muhalefetin önemli bir kesimi artık TC emperyalizminin cazibesine kendini kaptırmış halde. Milliyetçilik kokuşmuşluğuna zihni hapsolmuş durumda. Buna şirket-tarikat karışımı bir kısım "sol" yapılar da dahil.

3. Dünya Savaşı Orta Doğu'da her geçen gün yeni boyutlar kazanıyor. Çatışma ve saldırıların alanı genişliyor.

Hafta başı İran'ın Hewler ve Suriye saldırıları Orta Doğu'da savaşın derinleşeceğinin açık işareti olarak görülmeli. Henüz karşı tarafın nasıl yanıt vereceği belirsiz. Ancak saldırılarda zarar görmediğini iddia eden ABD'nin gelişmeler öncesi bölgeye bin 500 asker daha kaydıracağı iddia edilmişti.

Netanyahu yönetimi Filistin'i işgal hedefine ulaşamasa da yakın zamanda saldırıları durdurmaya dönük bir adım atması beklenmiyor. Ancak dünyanın gözü önünde yaptıkları katliamları açıktan savunacak pek kimseyi artık yanlarında bulamıyorlar. İsrail dahil dünyanın birçok ülkesinde barış gösterileri artıyor. Netanyahu'nun başbakanlığını yaptığı koalisyon içinde çatlaklar belirdiği haberleri basına yansıyor. Bu durum belki İsrail'i ateşkese zorlayabilir.

İsrail ve Hizbullah arasındaki çatışmalar görece rutine dönüştü ve sürüyor.

ABD ve İngiltere geçen hafta Yemen'de Husilere saldırarak savaşı başka bir zemine taşıdılar. Ancak başarılı olamadılar. Hali hazırda Husiler meydan okuyan bir tarzda Kızıldeniz'deki trafiği engellemeyi sürdürüyor. Kızıldeniz'deki deniz taşımacılığı için önemli üç ülke/bölge Somaliland, Puntland ve Cibuti çatışmaların içine çekilebilir. Batılı güçlerin bu yönde arayışları var. 

Savaş Suriye sahasında da genişliyor. TC'nin Rojava'ya saldırıları aralıksız sürüyor, Esad güçleriyle çatışmaları da arttı. Suriye'de TC'nin güdümündeki DAİŞ hem Esad hem de SDG güçlerine geçen hafta yeni saldırılar yaptı.

Güney Kafkasya'da ise Azerbaycan'ın Ermenistan'ı işgal tehdidi sürüyor.

3. Dünya Savaşı'nın gerilimli cephesi Tayvan'da hafta sonu yapılan başkanlık ve parlamento seçimlerini "bağımsızlık" yanlısı lider Lai Ching-te ve partisi DPP kazandı. Fakat hiç bir parti mecliste çoğunluğu elde edemedi. Dolayısıyla yeni yönetim rahat olmayacak. ABD, İngiltere ve Japonya seçimi kazanan Lai Ching-te’nin yanında dururken Çin dolaylı olarak askeri müdahale seçeneğinin gündemde olduğu tehdidinde bulundu. ABD ve müttefiklerinin bölgede savaşa hazırlandığının da açık işaretleri var. Örneğin Filipinler yönetimi Çin'e karşı adalardaki askeri üsleri artıracağı açıklamasında bulundu. Çin de bölgede kamplaşmayı keskinleştiren adımlar atacaktır. Örneğin Çin'e yaklaşan Maldivler, Hindistan'dan askerlerini 15 Mart'a kadar geri çekmesini istedi. Dünyanın en küçük ülkelerinden Nauru, Tayvan'dan elçisini çekti. Çin'i meşru gördüklerini açıkladı. Bütün bunlar ufak tefek gelişmeler gibi görülebilir. Ancak birikiyor ve Pasifik bölgesinde gerilimin tırmanma potansiyeli çok yüksek. Örneğin bölge ülkesi Papua Yeni Gine'de bir grev sırasında yapılan saldırılar sonucu 18 kişi hayatını kaybederken, çok sayıda işyeri yağmalandı. Yakılıp yıkılan dükkanlar arasında Çinlilere ait olanların fazlalığı dikkat çekiyor...

Avrupa'da ise 3. Dünya Savaşı neo-faşizmin tırmanışı olarak kendisini özellikle Almanya ve Fransa'da gösteriyor. Fransa'da Macron yönetiminin göçmen karşıtı yasası faşist Le Pen'e yaradı. Haziran ayında yapılacak olan AP seçim anketlerinde Le Pen, Macron'a yüzde 10 fark atıyor. Macron yönetimine karşı protestolar da artıyor. Neo-faşist AfD'nin de Almanya'da yükselişi sürüyor. Halk, Nazi artığı olarak gördüğü partiye karşı bu hafta sonu meydanlara çıktı.

Dünyanın bir kısmında bunlar olurken bizim "muhalefet" ise BARIŞ için uğraş vermek yerine  "terörle mücadelede eksiklikleri sorguluyor." Türk devletine sadakati ve onu nasıl kurtaracağı sorusunu hafızasından hiç eksik etmeyen hatta hükümete istifa demekten dahi korkan sinmiş bir "muhalefet" söz konusu.

Muhalefetin önemli bir kesimi artık TC emperyalizminin cazibesine kendini kaptırmış halde. Milliyetçilik kokuşmuşluğuna zihni hapsolmuş durumda. Buna şirket-tarikat karışımı bir kısım "sol" yapılar da dahil. Türk devletinin emperyalist zincirin hiyerarşisi içinde yer aldığını, TC'ye militarist-işgalci bir siyasetin hakim olduğunu ve buna uygun faşist bir rejimin hüküm sürdüğünü kabul edip bütün bunlara karşı mücadele etmek yerine; genel bir siyasal bakıştan yoksun, günübirlik değerlendirmeler yapıp güya siyasal tavır üretmeyi tercih edenlerle veya "akademik" takılıp topu sürekli taca atanlarla alınabilecek bir yol yok. Yürüyüş kolunu en geridekilere göre ayarlamak normal, mantıklı olabilir ama o en arkadakiler geri geri gitmiyorsa...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2024 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.