Bilge ve iradeli duruş

Elif KAYA yazdı —

26 Mayıs 2020 Salı - 19:13

Faşizm, sessizlikte cesaretlenir. Şiddet ve zor içerikli politikalarına onay ihtiyacı duymaz, lakin ufak bir itiraza da tahammül göstermez. Mutlak sessizlik ve itaat bekler. Bununla da yetinmez, emin olmak ister. Bir gece alaşağı edileceği kaygısı ve korkusuyla zulmün ipine sarılır. Her fırsatı kendine evriltmeye çalışır.

Koronavirüsü salgını nedeniyle neredeyse toplumsal tüm aktivitelerin askıya alındığı şu son aylarda Türkiye’de yaşananlara bir bakalım. AKP hükümeti, faşist politikalarını bir bir uygulamaya koydu. Halkın cenaze, düğün, toplanma, eylem hatta parka gitme hakkını engellerken, polisler ev baskınıyla insanları gece yarısı gözaltına almaya devam etti. Tutuklayıp, zindana attı. Belediye eşbaşkanlarını görevden alıp yerine devlet memurunu kayyum olarak atadı. Koronavirüsü salgınından dolayı dışarıya çıkma yasağı uygulanırken kayyum atanması durmadı. Durdurulan, halkın toplanma, eylem yapma ve itiraz hakkıydı.

Korona salgını gibi hayati bir meselede dahi AKP hükümeti, halkın sağlığını değil, kendi çıkarları temelinde politikalar geliştirdi. Muhalif olabilecek, halktan, toplumsallıktan yana tavır koyabilecek güçleri tek tek tasfiye etmeyi sürdürdü.

Bir şeyin çok tekrarı kendisiyle birlikte kanıksama ve normalleştirmeyi getirir. AKP hükümeti son 6 yıldır, formalite düzeyinde olan demokratik teamülleri bile ortadan kaldırdı. Belediye eşbaşkanları, parti yöneticileri, milletvekillerinin görevden alınması, kayyumların atanması rutin uygulamalara dönüştürüldü.

Halkın iradesini yok sayan bu uygulamalara karşı sessizliğin her geçen gün derinleşmesi, en ucube politikanın bile kanıksanması ve normalleşmesini beraberinde getirir. Kuşkusuz bu yeni bir durum değil, zamana yaydırılan siyasi soykırım politikalarının bir sonucudur. Bu soykırım politikaları karşısında tepkinin sadece Kürt halkı ve kadınlarından beklenmesi, muhalif- toplumsal kesimlerin kendi sorunu olarak görüp, kitlesel düzeyde sahiplenilmemesi faşizmin güçlenmesine yol açmıştır, açmaktadır.

Bu dönemde faşizm kurumsallaştığı oranda, muhalefet güçlü ve yaygın örgütlenme yeteneği gösteremedi. Bu nedenle Kürtlerin kazanımlarını hedefleyen faşizm, ardından tüm halkların ve toplumsal kesimlerin kazanımlarını hedefledi. Yıkıcı bir mekanizmaya dönüştü.

Oysa faşizme karşı sesini yükseltmek, “hayır!” diyebilmek bir kıvılcımın ateşi harlaması gibidir. Tıpkı; “Bir kadının bedenini savaş aygıtı haline getiren ülkemden utanıyorum. Camila’ya şiş ve copla tecavüz eden askerler beni savunuyor olamaz. İşgali ve sömürgeciliği sürdürmek için, ben Fransız vatandaşı olarak hiçbir postala yetki vermedim. Ben işkencecilerin yanında değilim, kız kardeşim Camila ile birlikte Cezayirliyim” diyen Simone De Beauvoir gibi. Her insan kime, niçin yetki verdiğini ve kendisini temsil edip etmediğini sorguladığı ve hesap sorduğu an, faşizm küçülür, erir. Kadercilik ve boyun eğmecilikten gıdasını alan faşizme karşı geliştirilen bu itirazlar, faşizmin yaşam alanını daraltır. Toplumsal iradenin güçlenmesine yol açar.

Öldürülen insanın bedeninin parçalanması, teşhir edilmesi; mezarlıkların tahrip edilmesi, topluma korku ve dehşet salma amaçlıdır.

Birkaç gün önce TJA aktivistleri ve Rosa Kadın Derneği yöneticilerine yönelik başlatılan gözaltı operasyonu sadece Kürt kadınlarına değil, tüm kadınlara ve halklara gözdağıdır. Mesaj net; ‘mücadele eden cezalandırılır!’

Tam da böyle zamanlarda daha fazla ‘bir’ olmaya ve Simone De Beauvoir gibi bilge ve iradeli duruşlara ihtiyaç var…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.