- Katliamı aydınlatmaya yanaşmayan, Alevileri görmek istediği gibi tanımlayan, katilleri affeden bir Türkiye, 2 Temmuz’u yapan ve yaptıran anlayıştan çok da uzaklaşmamış bir Türkiye’dir.
CİHAN EREN
2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı'nın yıl dönümündeyiz. 1993 yılı, başta Özal’ın ölümü olmak üzere, askeri çevrelerde yaşanan çok sayıda şüpheli ölümlerin, faili meçhul cinayetlerin ve köy yakmaların çok sık yaşandığı, Türkiye tarihinin en karanlık yıllarından biri oldu. Sivas Katliamı, her türlü hukuksuzluğun, baskı ve şiddetin devletin bekası için devrede olduğu bu yıl içinde gerçekleşti. İlk günden itibaren katliam hakkında çok şey yazıldı ve söylendi. Yapılmış değerlendirmelerde öne çıkan noktaların başında, devletin bu katliamı doğrudan organize eden olmasa bile sessiz kalarak gerçekleşmesine katıldığı, teşvik etiği yönündeki görüştür. Bu görüşü katliamdan hemen sonra yazar Aziz Nesin, “devlet var, müdahale edeceğini sanmıştım ama yanılmışım” ifadeleriyle acı içinde belirtmişti.
Sivas şehitlerinin anıldığı yeni bir yıl dönümünde, şehitlerin anısına en doğru sahiplenme, bir daha 2 Temmuzların yaşanmaması için verilecek demokrasi mücadelesidir. Alevi inancı ve yaşam felsefesi, ayrımcılığa, öteki olana hor bakmaya rıza göstermez; haksızlıklara karşı mücadele verenlerin yanında durur. Alevi hayat ve inanç felsefesi, geçmişi ele alırken her daim ders çıkarma temelinde yol sürdürmeyi de emreder. Bu desturla yola verilmiş ikrarın gerekleri yerine getirilirse ne çağlayan Akarsu’nun sesi diner ne de Gültekin’in gül bahçesi Alevilerin olmaktan çıkar. Alevilerin binbir Çiçek’in birlikte açtığı özgür ve güzel bir ülke yaratma hedefinin de böyle gerçekleşeceğini hatırlatmak, şehitlerin anısı gereğidir.
2 Temmuz, Türk devletinin tüm detaylarıyla netleştirmesi gereken bir katliamdır. Hiç şüphe yok ki, böyle bir tutum geçmişte yaşanmış suçlar karşısında hesap veren bir iktidar ve devlet olabilirse mümkün olacaktır. Bu nokta kadar doğru ve çarpıcı bir diğer husus ise hükümetlerin devlet adına af ve özür dileyip her türlü zararı tazmin eder noktaya gelmesinin de ancak ve ancak örgütlü demokratik mücadeleyle mümkün olabileceğidir. Alevilerin, katliamların faillerinin açığa çıkarılması başta olmak üzere talep ettikleri tüm hakların karşılık bulmasının da yolu, demokrasi güçleriyle ortak mücadelesinden geçer. Örgütlü Alevi mücadelesi, Türkiye demokrasi mücadelesinin büyük ve ayrılmaz bir parçasıdır. Alevilerin, tüm sorunların demokratik siyaset ve hukuk içinde çözüleceği siyasi bir ortamın yaratılmasına öz güçleriyle katılmaları, günümüzdeki gelişmeleri de dikkate aldığımızda adeta zorunluluk haline gelmiştir.
Aleviler ve demokratik mücadele bileşenleri, 1993’ten beri devletten taleplerde bulunmaktadır. Şimdiye kadar hiçbir hükümet bu taleplere cevap vermiş değildir. Hükümetlerin bu yaklaşımı, Alevilerin birlik içinde süreklilik kazanmış örgütlü mücadelesinin daha da güçlü verilmesi gerektiğini anlatmaktadır. Özellikle de Ortadoğu'daki devlet ve hükümetlerin temel mantığında, halkların demokratik taleplerini dikkate almamak vardır. Aslında anti demokratik hükümetlerin karakterini göz önünde bulundurursak bunda yadırganacak çok fazla bir şey de yoktur. Yadırganması gereken, büyük haksızlıklara karşı güçlü ve sonuç alıcı örgütlü demokratik mücadelenin yeterince verilmemesidir. İçinde eksiklikleri olsa da 1993’ten beri suç işleyenlerin açığa çıkarılması için Aleviler ve demokrasi güçleri birlikte mücadele veriyor. Devletin bu mücadeleyi görmezden gelmesi kabul edilir bir politika değildir. Demek ki devlet, demokrasiye duyarlı hale getirilmedikçe ve Cumhuriyet demokratikleştirilmedikçe, bu ve benzer sorunların çözümü pek kolay olmayacaktır.
Yurttaşlarının bir kesimini diğer kesimine karşı dini hassasiyet adı altında tahrik eden, tahrik edenlere müsamaha gösteren, toplumdan yükselen demokratik talepleri karşılamayan devlet, halklara ve inançlara kardeşlik içinde yaşama güvencesi veremez. Katliamı her açıdan aydınlatmaya yanaşmayan, Alevileri görmek istediği gibi tanımlayan, katliam sanıklarını affeden bir Türkiye, 2 Temmuz’u yapan, yaptıran anlayıştan çok da uzaklaşmamış bir Türkiye’dir. Ayrıca her an yeni katliamların olabileceğini düşündürten bir noktada durduğunu akıllara getirmektedir. Örneğin; Kürt halkının, barış ve demokrasi taleplerine karşı işi yokuşa sürme, oyalama, demokratikleşmeyi lütuftan sayma yaklaşımı düşündürücüdür. Benzer biçimde iktidarda kalmak için muhalefeti bölme, içten dizayn etmeye çalışan bir yaklaşım, her an her şeyi yapabilen bir yapı ile karşı karşıya olduğumuzu gösterir. Bu tehlikeli gelişmeleri de göz önünde bulundurduğumuzda, yolun adabı ve erkanı gereği bu yıl Sivas şehitlerine verilecek en doğru cevap, örgütlü Alevi mücadelesidir.
Alevilik, hem felsefesi hem yaşam ve inanç kültürüyle demokratik toplumun kendisidir. Zaten Alevilere yönelik yapılmış saldırı ve katliamların sebebi araştırılsa ana nedenin Aleviliğin taşıdığı bu öz olduğu görülecektir. Türkiye’de başta Kürt sorununun demokratik siyaset yoluyla çözülmesi olmak üzere, Cumhuriyet’in demokratikleştirilmesinin tartışıldığı günümüzde, Aleviler de tarihsel görevlerle karşı karşıyadır. Dolayısıyla günümüzün 2 Temmuz anması geçmiş yılların anmalarından, çok daha fazla anlamlı ve sorumluluğu büyüktür. 2 Temmuz şehitlerini, Türkiye demokrasi mücadelesinin içinde yaşatmak vazgeçilmez görevdir. Şehitler bu mücadeleye katılanlara bilinç, inanç ve cesaret veren kaynağa dönüştürülürse kendilerine verilmiş sözler yerine getirilmiş olur.
Türkiye’de ciddi sayılacak tartışmalar ve içinde tehlikeler de barındıran gelişmeler yaşanıyor. Bu süreç demokratik Cumhuriyet'te dönüştürülmezse Kürt ve Alevi sorununun çözülmeyeceğini bilmek gerekir. Demokrasi ile buluşturulmuş Cumhuriyet, yeni Sivasların yaşanmamasının güvencesi olacaktır. Dolayısıyla Aleviler, demokratik yaşam, demokratik toplum, demokratik haklar mücadelesinde şimdiye kadar izledikleri yol ve yöntemi, özünü dara çeker gibi gözden geçirebilmelidir. Bu tutum ve duruş, hem Aleviliğin özü hem de her zamandan çok daha fazla Yol’a verilmiş ikrarın gereği olmaktadır. Nefsin gözünü, dilini ve elini her daim sorgulayarak tart ki temiz kalasın diyen; iyi olmayı, diri ve güçlü durmayı ikrardan sayan Alevi canların insanlık için verdikleri mücadelelerini gözden geçirmesi yanlış olmayacaktır. Aleviler, mücadelelerini bu inançla değerlendirip eksik ve yetmezlikleri giderirlerse yitirilmiş canların mirasını çok daha güçlü sahiplenmiş olacaktır.