- Gelinen aşamada en doğrusu ‘her dönem için ayrı bir şeriat var’ ilahi ilkesine göre kendini gözden geçirmek ve bugün Kürt imamlar olarak halkına hizmet etmek olacaktır.
CİHAN EREN
Liderlik ettiği için 1925 Kürt isyanına Şêx Seîd isyanı deniyor fakat bu isyana onlarca Nakşibendi Kürt şeyhi de katılmıştı. 1925 isyanında ve sonrasında yaşanan katliamlara, sürgün ve tutuklamalara Kürtler içinde “Qirkirina Şêx û melayan” denilmesi de bu sebepledir.
1925 isyanından sonra Türkiye Cumhuriyeti, Kürtlerin yüzlerce yıllık medreselerine, tekkelerine ve bu kurumları kurup yöneten Kürt şeyh ve alimlerine dönük çok ince ve planlı saldırılarla yöneldi. Şark İstiklal Mahkemeleri, Takriri Sükûn Kanunu, Şark Islahat Planı, Kürt medreselerini kapatıp yerine köyler de dahil Bakurê Kurdistan'da yaygın cami açmak gibi daha birçok uygulama ve yasa, bu isyan doğrudan ya da dolaylı gerekçe gösterilerek çıkarılmış ve pratikleştirilmiştir. Bu yasalar, tüm Türkiye’de uygulanma amaçlı çıkarılmış olsa da hemen hepsi özellikle de Kürdistan'da uygulandı, uygulanıyor. Bu baskı ve yasaklamalar, kimi Kürt Nakşibendi aileleri ve şeyhleri eliyle Kürtlerin dini yaşamlarını ve kültürünü dejenere edecek, Kürtlerin dinle kendilerini inkara yol açacak kadar tahripkar sonuçlara yol açmış oldu. Bu nedenle Türk devletinin Kürt dindarlara dönük politikalarını incelemek, yol açtığı sonuçlara bakmak bugünü anlamak için faydalı olacaktır.
İslam devrimi kabile ve aşiretlerin milletleşmesinde belirleyici rol oynamıştır. Bu nedenle diğer Müslüman halklar gibi 20. yüzyılda Kürtlerde de millet bilincinin en gelişkin olduğu kesimler içinde dini temsil konumundaki şahsiyetlerin varlığı önemli bir yer tutmuştur. Kürtlerde mirlerden sonra ulusal davaya kültürü ve politik bilinç düzeyleriyle özellikle Nakşi şeyhleri katılmıştır. 1925 isyanına onlarca Kürt şeyh ve aliminin katılması da bunu göstermektedir. Ulusa yaklaşımları ve ele alma bilinçleri, her açıdan modern ulus tanımına denk düşmese de bu bir gerçekliktir. Kürt ve Kürdistan davasını bilerek hareket etmişlerdir.
Şeyhler, mücadelelerine Kur'an ayetlerini ve Hz. Peygamber'in sünnetini dayanak yapmıştır. Çok iyi bilinen Hucurat Suresi'nin özellikle de 13. ayeti ve “Göklerin ve yerin yaratılmasıyla dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O'nun ayetlerindendir. Bunda, ilim sahipleri için elbette ibretler vardır” diyen Rum Suresi'nin 22. ayeti yanında, Hz. Peygamber'in “haksızlıkları ve zulmü kabul etmeyin” diyen hadisleri belli başlı dini dayanakları olmuştur. Dolayısıyla mücadeleleri hem dini hem milli hem de insani olup Kur'anî ve Muhammedî'dir. Çok iyi bilindiği gibi, İslam zalime karşı mazlumun yanında olmayı emreder. Yine İslam’da Allah'ın ayetlerini inkar edenlere karşı mücadele haktır. Dolayısıyla başta Kürtçe olmak üzere Allah'ın ayetlerinden olan Kürt halkının kültürel kimlik değerleri uğruna ayağa kalkmak dinen sevaptır ve bu uğurda can verenler de şehittir. Bu dini ilke gereği Şêx Seîd ve yoldaşları, hem dinen hem de ulusal anlamda doğru yerde durmuşlardır. İşte devlet, bu gerçekliği Kürt şeyh ve alimlerinin zihninden silmek, unutturmak ya da sadece duygu dünyalarıyla sınırlamak için çok acımasız yönelimlere başvurmuştur.
Tarihten tespitli bu özel yönelim;
* Baskı, şiddet ve katliam politikaları uygulanmıştır. Şêx Seîd ile birlikte idam edilenlerin çoğu yurtsever Kürt şeyhleridir.
* Şeyhleri teslim alarak Türkleştirme amaçlı kullanılmıştır. En stratejik ve ince hesaplı uygulananını bu olmuştur.
* Mülteciliğe zorlanmış, mürit ve cemaatlerinden kopartılmıştır.
* Bir daha dini temsil konumuna gelememeleri için yasaklar getirilmiştir.
* Yurtseverliklerini koruyanlara şeriatçı, gerici, terörist demek suretiyle itibarsızlaştırıp, toplumda etkisizleştirilmek istenmiştir.
Bu yönelimlerin yol açtığı sonuçlara bakıldığında 20. yüzyılda Kürt halkına yönelik inkar ve imha siyasetinin, hangi gerçekleri nasıl çarpıttığını, bu çarpıtma sürecinde Kürtler içinden teslim aldığı kişi ve kurumları nasıl kullandığını görmek çok önemlidir. Bu yaklaşım, yakın tarihi anlamak için öğretici derslerle doludur. Bu amaçla günümüzde tümü için geçerli olmasa da Kürt Nakşibendi şeyhlerini Şêx Seîd ve yoldaşları ile mukayese etmek yanlış olmayacaktır.
Şêx Seîd ve mücadele arkadaşı diğer şeyhler, dini referanslarla Kürt halkının hakları için şehit olmayı göze aldılar. Devletin baskılarına teslim olan ya da farklı hesaplarla hareket eden çok sayıdaki Kürt şeyh, mele ve imamlar ise İslam ile Kürtlüğü yan yana getirmeyi günahtan sayabilmektedir. Bu şeyh, mele ve imamlar en çok da İslam’ın ümmet anlayışını çarpıtmaktadır. Bunlar, İslam ümmeti anlayışını Kürtlükten uzaklaşmak, kendini inkar etmek şeklinde propaganda edebiliyorlar. Oysaki İslamiyet’te ümmet demek, her kabilenin, kavmin kendi kimlikleriyle İslamlaşması demektir. Yani İslam’ın ümmeti, herkesin tek bir etnik kimliğe sahipmiş gibi İslam’ı yaşaması değildir. Tam tersi her etnik grubun kendi kültürüne göre İslamlaşması demektir ki bu Hazreti Muhammed’in Medine Sözleşmesi'nde de bariz bir şekilde görülmektedir.
Her dil Allah'ın ayetidir. İslam kültürel çeşitliliği ve farklılıkları Allah'ın varlığına delil olarak göstermektedir. Her halkın kendi dilinde ibadet etmesi doğrudur. Kur'an, Araplar başka dil bilmedikleri için Arapça inmiştir. Demek ki Müslümanların anladıkları dilde ibadet etmeleri, Kur'anî bir emirdir. Söz konusu kesimler, bu ilke yokmuş gibi Kürtlerle Kürtçe konuşmayı, ibadet etmeyi adeta günah sayar gibi başka dillerle konuşmaktadır.
Bu ve benzer daha birçok eksikliği, hatayı ve kimi suç durumlarını sayabiliriz. Gelinen aşamada en doğrusu ‘her dönem için ayrı bir şeriat var’ ilahi ilkesine göre kendini gözden geçirmek ve bugün Kürt imamlar olarak halkına hizmet etmek olacaktır. Şehit edilmiş tüm Kürt şeyh, mele ve imamlarının anısına bağlılık gereği bugün yapılmasında hayır olan ikinci iş ise dini temsil konumundaki tüm Kürt şahsiyetlerin, Şêx Seîd isyanında şehit edilen Kürt yurtseverlerinin ve Seîdê Kurdî’nin mezar yerlerini devletten talep etmesi olacaktır.