Bir fıkra

Nevra AKDEMİR yazdı —

28 Ağustos 2020 Cuma - 23:00

  • Devletin verdiği yetkinin kadınlara yönelik zorbalık için kullanılması, askeri hiyerarşinin en zavallı pozisyonundaki bir uzman çavuş için bile mümkünmüş. Üstünde üniforma olduğu için devletin en üst yetkililerince korunuyor açıkça. Ve biz bir şey yapmazsak onlara bir şey olmuyor!

Fıkra anlatmak bir meziyet. Bazen komiktir, bazen saçmadır, bazen fıkranın kötülüğü komiktir. Daha ötesi ise espriler, dil sürçmeleri gibi yapıldığı yer, zaman ve kişiye bağlı olarak kendinin çok ötesinde anlam dünyalarına kapı açar. Bir iktidarın kişileşmiş hali olarak, bir bakanın anlattığı fıkradan devlet aygıtının yönetilme biçimini anlayabiliriz.

Bir televizyon programında, canlı yayında ülkenin doğal kaynaklarının sanki 18 yıldır iktidarda değillermiş gibi “bundan sonra birilerine peşkeş çekilmeyeceğini” anlatmak için şu fıkrayı anlatmış: "Hani meşhur bir fıkra vardır, biliyorsunuzdur. İki âmâ dolma yiyormuş. Biri demiş ki 'Ne o ikişer ikişer götürüyorsun' demiş. Öbürü de 'Yok, bir tane yiyorum' demiş. İlk konuşan da 'Haa ben ikişer tane yiyorum da sen de öyle yapıyorsun sandım' demiş.”

Bir nesil TV’lerde Erdoğan’ın sesiyle büyüdü. Bir nesil kendini bildi bileli Erdoğan iktidarda. Bundan sonra birilerine peşkeş çekilmeyecek kaynaklar, hükümetin her ekonomik krizde sarıldığı, sürekli yeniden keşfedilen doğalgaz kaynağı. Ancak tüm Türkiye coğrafyası içinde piyasada alınır satılır bir metaya dönüştürülebilir maddeler, genellikle ulusal veya çok uluslu sermayedarların doğa üzerindeki talanı ve tahribatı ile gerçekleşiyor. 301 işçiye mezar olan Soma’dan hatırladıklarımız, muazzam zenginlikteki tarımın nasıl yok edildiği, çiftçilerin borçlandırılarak topraklarını kaybettikleri, büyük tarım işletmelerine sözleşme ile bağlandıkları ve gelir elde edemedikleri için işçileştikleri idi. Ancak karşımızda işitme veya görme kapasitesi kısıtlanmış insanlar yok. Herkesin gördüğü, duyduğu ve bildiği bir cinayet öyküsü dolma olarak yediğimiz.

Musa Orhan isimli seri tecavüzcü ve işkenceci uzman çavuşun cezasızlığı kadar açıkça yapılıyor olan biten. Henüz 18 yaşında olan genç bir kadını 20 gün zorla alıkoyup, cinsel saldırıda bulunan ve iç organlarına kadar zarar görmesine yol açan ve en sonunda da ölüme sebebiyet veren bir adamdan bahsediyoruz. Bu adamın hastaneye kaldırılan kadına söylediği şey, bakanın fıkrasındaki diğer dolma: “Bana bir şey olmaz, daha önce de yaptım ben. Git, istediğin yere şikayet et, sahipsizsin”. Ne kadar doğruymuş dedikleri. Devletin verdiği yetkinin kadınlara yönelik zorbalık için kullanılması, askeri hiyerarşinin en zavallı pozisyonundaki bir uzman çavuş için bile mümkünmüş. Bir seri saldırgan, tecavüzcü demek az kalıyor bu durumda, üstünde üniforma olduğu için devletin en üst yetkililerince korunuyor açıkça.

Bu bir istisna değil. Pek çok defa tekrarlanan ve cezasızlık ile ödüllendirilen bir şiddet biçimi. İktidarın kendini tanımladığı dini, mezhepsel, etnisiteye dayalı çoğunluğun parçası değilseniz, saldırılar istisna değil. Bugün ise çoğunluğun içinden bile çıkmış olsanız, ayrıcalıklarınıza rağmen zarar görmeniz bir talihsiz tesadüf meselesi. Zira iktidarın kendini sürdürmek için oldukça başarılı şekilde yarattığı yeni insan tipolojisi vasatlık üzerine kurulu. Elbette bir başarı hikayesi idealinden bahsetmemekle birlikte vasatlığın ve koruyucu önlemlerin hız/maliyetler karşısında önemsizleşmesinin insan hayatını/ekolojiyi yok eden sonuçlarını görmezden gelemeyiz. Söz konusu vasatlık ile yıkıcı kurnazlığın kesişimi hedef gözetmeden, sistem için çürüme insanlık için yıkım getiriyor.

Bu saldırıların sadece medyadaki görünürlüğü değil miktarının artması, bir trafik tartışmasında bile elinde tokatı hazır adamların karşınızda dikilmesi, cezasızlığın toplumsal görünümü. Ceza verilmeyen her suç, yaşadığımız şiddetin normalleşmesi ve gündelikleşmesine olanak veriyor bugün. Korkunç eziyetlerle uzaktan izlediğimiz bir saldırı değil, tam içinde yaşamak zorunda olduğumuz ve bizler zarar gördükçe daha çok hatalı bulunduğumuz bir şiddet hali. Sadece Türkiye’de gördüğümüz bir durum da değil. Elinde silahıyla ABD’li polislerin gözetiminde siyah protestocu avlayan ırkçıyı, Berlin’de Ortadoğulu’ya benzediği için metronun önüne iten Neonazi ile hatta sonradan gelene ve kadınlara hakir gözle bakıp sömürmeye çalışan ırkçı bir göçmeni birbirine bağlıyor. Dünyanın tüm saldırganları sağ fikrin çeperlerinde birleşik olarak özgürlüklere, haklara ve farklılıkların varlığına saldırıda birleşiyor. Kadınlara, hayvanlara, doğanın mucizevi güzellikteki parçasına veya dilini/sesini çoğunluk karşısında var kılmaya çalışanlara karşı, topyekün. Ve biz bir şey yapmazsak onlara bir şey olmuyor!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.