Bir fotoğraf, bir mektup

Nevra AKDEMİR yazdı —

25 Eylül 2020 Cuma - 23:00

  • Kobanê olayları diyerek küçümsemeye çalıştıkları, IŞİD’in yenilgisinin intikamı mı bu 6 yıl sonra gelen gözaltı? Dahası, 6 yıldır hiçbir soruşturma yapılmamış, şimdi kaçma şüphesi mi var bu insanların?

Reza Zarrab’ın kuryesinin itiraflarda bulunduğu ve aynı zamana düşmesi ilginç olan iki operasyon yapılıyor. İlki “sosyal medya yoluyla darbeye teşebbüs” suçlamasıyla 24 kişi gözaltına alındı dün, diğeri ise 6 yıl önceki “Kobanê olayları” gerekçe gösterilerek aralarında siyasi temsilcilerimizin de olduğu 82 kişi gözaltına alındı. Sosyal medyaya düşen fotoğraflarda Sırrı Süreyya Önder’e ters kelepçe takıldığını görüyoruz. Milletvekilliği yapmış, hükümetin en üst kademesiyle aynı masada mutabakat metnine imza atmış bir siyasi temsilciye, devlet gücüne sırtını dayamış bir polis, bir işkence metodu olduğu kabul edilen ters kelepçe takıyor. Tanıklık ettiğimiz dönem, bunun gibi pek çok fotoğrafı önümüze düşürüyor.

Kobanê olayları denilen süreci hatırlarsak, katil sürüsü IŞİD’e karşı mücadele edenlerden başka bir şey gelmez aklımıza. Binlerce Êzîdî kadına tecavüz edip köle pazarlarında satanlar, savaş yöntemi olarak boğaz kesenler, binlerce yıllık tarihi eserleri inançlarına aykırı olduğu için tarumar edip silah ve uyuşturucu almak için satanlar onlar… büyük savaş suçları işlediler. Dünyanın tüm devletlerinin neredeyse birleştiği ve kutladığı, büyük bir mücadele ve kahramanlık destanıyla Kobanê, IŞİD çetelerinin elinden kurtarıldı. Dostlarımızı kaybettik orada. Kobanê olayları diyerek küçümsemeye çalıştıkları, IŞİD’in yenilgisinin intikamı mı bu 6 yıl sonra gelen gözaltı? Dahası, 6 yıldır hiçbir soruşturma yapılmamış, şimdi kaçma şüphesi mi var bu insanların?

Bu sürecin bir başka trajikomik hikayesi de Ayhan Bilgen hakkında... Üç yıl önce aynı gerekçe ile tutuklanıp, bahsi geçen toplantıda bile olmadığı için tahliye edilen ve üstüne 20 bin TL tazminat alan Kars Belediye Eşbaşkanı, zırhlı araçla gözaltına alınıyor. Peki bu soruşturmayı yürüten savcının düğününden sonra Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde soluğu alan ve helallik isteyen kişi olduğunu duyunca taşlar nasıl da yerine oturuyor değil mi? Hadi beraber Türkiye’deki demokrasiden ve hukukun üstünlüğünden söz edelim şimdi…

Son dönemlerde Türkiye siyasetine dair konuştuğum kim varsa kadın eylemleri ve işçilerin fabrika veya büyük markaların ünlü satış merkezleri önündeki eylemleri dışında siyasetin sosyal medyaya sıkıştığını aktarıyordu. Bugün sosyal medya yoluyla darbeye teşebbüs suçlaması yöneltiliyor 24 kişiye. Darbe ile adı anılmayacak, sıklıkla yan yana düştüğümüz ve tereddüt etmeden beraber mücadele verebileceğim dostlar onlar. Darbeyi değil, ülkeyi kanun hükmünde kararnamelerle yönetenlere karşı hukuku savunanlar onlar; hukukun üstünlüğünün demokrasi ve barış ile mümkün olduğunu bilen, barıştan yana olanlar onlar. Totaliter iktidarların her zaman yaptığı gibi sessiz çoğunluğu, ses çıkaramadıkları ama tanık oldukları olaylar karşısında suç ortağı haline getiriyor iktidar. Saygıyı, kendimize saygıyı çalıyor böylelikle.

Furkan’ın henüz 18 yaşında muazzam bir derinlikle yazdığı intihar mektubunda var aslında tüm bunlar. Kurye olarak çalışan Furkan baş edemediği için değil, bir seçim yaptığı için intihar ettiğini anlatıyor mektubunda. Etrafımızda olan bunca acıya rağmen hayatımıza devam etmek zorunda kalmamız, karakterimizi aşındırıyor bugün. Öfkemizi tüm bu kayıpları yaşamamızı sağlayan iktidardan çıkaramadığımız için, öfkemizi değiştirme umuduna örgütleyemediğimiz için, birbirimize apolitik bir şekilde yöneltiyoruz. Kiraların artışından Suriyeliler suçlu, ulusal mücadelenin tavsamasından solcular suçlu, sınıf mücadelesinin gerilemesinden feministler suçlu, sağın yükselmesinden Kürtler suçlu, kaybedecek bir şey kalmadığı halde yeterince mücadele etmemekten KHK’lı akademisyen suçlu, açlığa tamah ettikleri için işçiler suçlu, öldükleri için kadınlar suçlu… ama iktidar her zaman olağanlaştırdığı vahşeti ile dokunulmaz… Sosyal medyada darbe girişimi gibi saçma sapan suçları üretebilmek için iktidara açık kocaman bir zemin oluşur biz politikasızlığın bataklığında birbirimizi döverken.

Furkan hepimize bıraktığı mektubunda hiç suçlama yapmaksızın kendini anlatıyor naifçe. Hayatını harcasa bile bir insan hakkı olarak zaten olması gereken hiçbirşeye sahip olamayacağının farkında. Furkan, yaşamak için irili ufaklı iktidarlarla suç ortaklı yapmak zorunda olduğunun da farkında. Furkan bir başka dünyaya dair umudu örgütleyenlerle güçlü bir dayanışma kuramadığımız için bugün aramızda değil. Yapmamız gereken en küçük görülen yerlerde bile öfkeyi sağcıların elinden çalıp umuda örgütlemek. Sağlık ve eğitim çalışanlarının çocuk bakımlarını mahalle mahalle örgütlemek mesela. İşsiz kalanlar için “askıda fatura” gibi küçük dayanışma örüntüleri kurmak mesela. Zira demokrasi ittifakı önce tabanda örgütlenmeli.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.