• Bir yoldaşın ismini almak, hatırlamanın ötesinde, o isimle özdeşleşen değerleri yeni bir yaşamda sürdürme iradesini de ifade ediyor. Gülnaz Karataş, Mercan Kara ve Zeyneb Kara…  Her üç yürek tek bir isimle, Bêrîtan olarak özgür dağlardaki yaşamın içinde canlıdırlar ve her yeni kalpte yeniden doğarlar.

FARQÎN KARA

İnsanlık tarihinde isim, varoluşun ilk nişanelerinden biridir. İnsan ismiyle tanınır, ismiyle çağrılır ve toplumun içinde bir yer edinir. Ancak Kürdistan Özgürlük Hareketi bünyesinde isim, sözlüklerdeki sıradan bir kelime olmanın ötesine geçer. Bir yaşam felsefesine, başkaldırının ilanına ve ölüm ile ölümsüzlük arasında kurulan bir köprüye dönüşür. Bu kültür içinde isim vermek ya da yeni bir isim almak, yalnızca resmi kimliğin değişmesi değildir. Aynı zamanda insanın kendisini özgürlük düşüncesi doğrultusunda yeniden inşa etmesinin, ruhsal ve düşünsel bir dönüşümün ifadesidir.

Neden yeni bir isim?

Kürt bir genç yüzünü özgür dağlara ve mücadele alanlarına döndüğünde, yeni bir isim almak bu yolculuğun simgesel adımlarından biri haline gelir. Devletin resmi kayıtlarında yer alan ismini geride bırakırken onunla birlikte geçmişinin bir bölümünden de uzaklaşmayı amaçlar. Bu tercih, mevcut toplumsal düzenin kendisine biçtiği kimliğe itirazın ifadesi olarak anlam kazanır. Asimilasyonun, baskının ve korkunun gölgesinde şekillenen bir yaşamdan kopuşu simgeler.

Kapitalist modernitenin, feodal ilişkilerin ve ataerkil düzenin bireyin yaşamına çizdiği sınırlar karşısında yeni bir isim, irade sahibi olma iddiasını taşır. Devrimci, seçtiği isimle kendi yaşamına ilişkin kararları kendisinin vermek istediğini ilan eder. Bu, insanın kendisine dayatılan kimlik kalıplarını aşarak yeni bir yaşam kurma arzusunun sembolik ifadesidir.

Yeni bir isim almak, bu anlamda sınıfsal, cinsiyetçi ve bölgesel aidiyetlerle kurulan ilişkileri yeniden değerlendirme ve onlardan uzaklaşma iradesini de içerir. İsim, artık yalnızca geçmişten devralınan bir kimlik değil, geleceğe dönük bir tercihtir.

Ataerkil düzene itiraz

İsim seçimi, özellikle kadınlar açısından ayrı bir anlam taşır. Ataerkil toplumsal düzenin kadını baba, eş ya da aile üzerinden tanımlayan anlayışına karşı kendi ismini seçmek, bireysel iradenin görünür hale gelmesidir. Doğadan, yıldızlardan ve kadın kahramanların hikayelerinden esinlenerek seçilen isimler, kadınların kendilerini başka bir yaşam anlayışı içinde tanımlama arzusunu yansıtır. İsim, yalnızca kişisel bir tercih olmaktan çıkar. Toplumsal cinsiyet rollerine, mülkiyet ilişkilerine ve geleneksel aidiyet biçimlerine yönelik bir itiraza dönüşür.

Bu kültürün içinde öne çıkan ‘heva’l sözcüğü de özel bir anlam taşır. Yoldaşlık, ortak yaşam ve eşitlik düşüncesiyle ilişkilendirilen bu hitap, bireylerin birbirleriyle kurduğu bağın aile, soy ve statü gibi geleneksel ayrımların ötesinde tanımlanmasını simgeler.

Hiçbir isim toprağın altında kalmaz

Bu yaşam anlayışının en derin boyutlarından biri, ‘birinin ismini alma’ olgusunda filizlenir. Bu noktada isim, kişisel bir kimliğin ötesine geçerek hafızanın ve bağlılığın taşıyıcısı olur. İnsan, yoldaşının adını yaşatırken onunla paylaştığı zamanı, düşünceleri ve ortak deneyimleri de hatırlamayı sürdürür. Bu mücadelede ölüm her zaman kapıdadır, ama korku bu mekanlara hiçbir zaman misafir olmaz. Çünkü devrimciler bilirler ki hiçbir değer ve hiçbir isim toprağın altında kalmaz.

Bir düşünelim: Bir kayalığın kenarında oturuyorsun. Yanında her şeyini paylaşabildiğin, güvendiğin bir yoldaşın var. Ekmeğinizi bölüşüyor, kışın sert ayazında aynı battaniyenin altında ısınıyorsunuz. Günler, zorluklar ve ortak deneyimler sizi birbirinize bağlıyor. Sonra bir gün, savaşın dumanı ve barut kokusu arasında yoldaşını kaybediyorsun.

O gidiyor ve sen geride kalıyorsun.

Kalbin acıyor. Fakat bu dağların anlatısında gözyaşı yalnızca kederin değil, aynı zamanda verilen sözün ve hatırlama sorumluluğunun da ifadesine, yeminine dönüşüyor. Bir savaşçı, bir komutan ya da değer verilen bir yoldaş şehit düştüğünde, yoldaşlarının kalbinden bir kıvılcım söner. Ama o kıvılcım kül olmaz; gür bir ateş olur ve yeni bir gencin isminde canlanır. Der ki: "Benim adım artık Bêrîtan'dır, Egîd'dir, Zîlan'dır..."

Bir isimden daha fazlası

Birbirinin ismini almak, yalnızca bir anma ritüeli değildir. Geçmişin bugünde yeniden yorumlanması, giden canların hatıralarının yeni kuşaklara aktarılmasıdır. Bir isim, böylece kişisel bir hatıradan ortak hafızanın parçasına dönüşür.

Bu geleneğin sembolik örneklerinden biri, 1992’de şehadete ulaşan Bêrîtan, yani Gülnaz Karataş'tır. Bêrîtan, teslimiyet karşısında direnişin, bağlılığın ve onurun simgesidir. Ölümsüz bir rehber ve onur inşa etti. Bugün Kürt bir kadın, dağlarda ‘Bêrîtan‘ olduğunda, o sadece bir takipçi olmaz; bizzat kendisi Bêrîtan olur, onun gülüşü ve zılgıtı olur. Her mevzide, her sokakta ve her düşüncede yeni bir Bêrîtan filizlenir.

Bu kültür dünyaya öyle güçlü bir mesaj verir ki; ‘Bir bedeni yok edebilirsiniz, ama bir düşünceyi ve rehber olmuş ismi yok edemezsiniz. Biz buradayız ve burada olacağız’ der.

Bir şehit yoldaşın ismi alındığında, o isim artık sadece kişilerin ismi olmaz; bir direniş çizgisinin ve mücadelenin ismi olur. Bu şekilde Egîd, Mazlum, Zîlan, Bêrîtan ve binlerce diğer isim, bugün tarih kitaplarının soğuk sayfalarındaki kahramanlar değillerdir. Onlar her gün komünal yaşamın içinde yürürler, mücadele ederler, yazarlar ve savaşırlar.

Kuşaklar arasında aktarılan bir miras

Dağlardaki isim koyma kültürü, sadece sıradan bir ritüel değildir, bizzat yeni bir kaderin tasarlanması ve çizilmesidir. Bu kutsal yolculukta, şehit bir yoldaşın ismini almak, en çok da aynı kanı ve aynı ismi taşıyan iki kalbin hikayesinde bir onur şiirine dönüşür. Bêrîtan Hilal (Mercan Kara) ve yeğeni Bêrîtan Hilal (Zeynep Kara) aynı çizgide, aynı mücadelede ve aynı amaçta iki Bêrîtan, Bêrîtanların mirasını taşımış ve hakikat yolunu seçmişlerdir. Bu hikaye, devrimci bir ruhun kuşaklar arasında kutsal bir miras gibi birbirinin kalbine nasıl geçtiğini gösteren en bariz ve canlı örnektir.

Dağlarda beliren yeni bir ışık

Bêrîtan (Mercan Kara) yüzünü özgür dağlara döndüğünde, sadece eski ismini değil, sistemin karanlığını da arkasında bıraktı. 1992’de kayalıklarda ölümsüzlük köprüsü olan Bêrîtan'ın (Gülnaz Karataş) ruhunu ve felsefesini onurlandırdı. Bu ismi almakla, o artık sadece bir kişi değildi, Bêrîtan'ın kendisine emanet ettiği hakikatin devamıydı. Bêrîtan (Mercan Kara), 2007’de şehadet mertebesine ulaştığı ana kadar, onurla, aşkla ve çelikten bir iradeyle özgürlük için savaştı ve dağların zirvesinde yeni bir ışık oldu.

Teyzesinin izinde yürüdü

Yıllar sonra, 2016'da bu kez yeğeni Zeyneb Kara aynı isimle anılmayı seçti. Bêrîtan (Zeyneb Kara), teyzesinin hatırasını ve taşıdığı ismin anlamını kendi yaşamında sürdürme iradesini ortaya koydu. Mevcut sistemin kefenini yırttı, sistemin soyisimlerini arkasında bıraktı. O Bêrîtan Hilal oldu.

Böylece iki farklı kuşağın hikayesi, aynı isim üzerinden birbirine bağlandı. Teyze ile yeğen arasındaki akrabalık bağı, ortak bir hafızayla ve isim aracılığıyla aktarılan bir mirasla yeni bir anlam kazandı. O artık teyzesinin takipçisi, onun güler yüzü ve yarım kalan hayallerinin ardılı oldu.

Üç yüreğin bir isimde buluşması

Bu iki kahramanın hikayesi gösteriyor ki bu dağlarda gözyaşları çaresizlik gölleri olmaz, yemine ve tarihin akışına dönüşür. Birbirinin izinden giden Bêrîtanlar, birbirlerinin silahını ve hayallerini yükselttiler, isimlerini ve anılarını canlı tuttular.

Teyze ile yeğen arasındaki bu bağ, kan akrabalığının ötesinde, ortak bir anlam dünyasının nasıl kurulabileceğine dair bir örnektir. Aynı ismi taşımak, bu anlatıda yalnızca geçmişteki bir kişiyi hatırlamak değil, onunla ilişkilendirilen değerleri yeniden düşünmek ve bu değerlerin sorumluluğunu üstlenmek demektir. Bugün ne Gülnaz Karataş ne Mercan Kara ne de Zeyneb Kara kitapların soğuk sayfalarındadır. Her üç yürek tek bir isimle, Bêrîtan olarak özgür dağlardaki yaşamın içinde canlıdırlar ve her yeni kalpte yeniden doğarlar.

Her son yeni bir başlangıç

Bu kültür dağların en akıcı şiiridir. Sonuç olarak, Kürdistan Özgürlük Hareketi'ndeki isim kültürü, ruhun yeryüzündeki zaferidir. Ölümsüzlüğün bizzat kendisidir. Dağlarda kalıcı bir yankı gibi canlı olan isimler, gösteriyor ki bu yolculukta her son, yeni bir hikayenin başlangıcıdır. Giden her yıldız, arkasında kalan yoldaşların gecesini aydınlatmak için arkasında bir isim bırakır. Ölümsüzlüğün gizemi tam da budur: İnsanın yoldaşının isminde, yeniden doğması... Ve düşen her isim, yüzlerce yeni isimle yeniden ayaktadır.