Bir kadın dünyaya bakıyor

Kadın Haberleri —

Sinem Yaruk

Sinem Yaruk

  • Performans sanatçısı Sinem Yaruk “Bir metrekarede göz göze gelmek” adlı çalışmasıyla hem izleyiciyle doğrudan temas kuruyor hem de kadın bedenine ve bakışına yönelik toplumsal algıyı görünür kılıyor.

MIHEME PORGEBOL

Performans, bir sanat pratiğinin yanı sıra içinde yaşadığımız toplumla ilişkiler, toplumun kadına bakışı, sanatı icra etme koşulları, çevreyle etkileşim, yaşamla ilişki gibi başlıkları önemli tartışma konularına dönüştürüyor.

“Bir metrekarede göz göze gelmek” performansının izleyiciyi pasif bırakmadığına işaret eden Sinem Yaruk, “Performans rahatsız eder, yüzleştirir, soru sordurur. Hele ki merkezinde bir kadın bedeni ve kadın bakışı varsa, mesele sadece sanat olmaktan çıkar; doğrudan ataerkil düzene dokunur” diyor. Göz göze gerçekleştirdiği performanslara değinen Sinem Yaruk, bu eylemin yalnızca fiziksel bir karşılaşma olmadığını söylüyor: “Sadece bakmıyorum; bakışın tarihini, yükünü ve kadın bedenine yöneltilmiş anlamları da görünür kılıyorum. Bu toplumda kadın çoğu zaman bakılan, değerlendirilen ve sınırlandırılan bir yerde durur. Ben o bakışı geri veriyorum. Gözümü kaçırmadan, susmadan, yumuşamadan.”

Benim için direniş alanı

Kadın sanatçı olmanın özellikle performans alanında iki kat görünürlük anlamına geldiğini belirten Sinem Yaruk, hem ürettiği sanatın hem de kadın kimliğinin sorgulandığını, “Bu da sanat mı şimdi?” veya “Ne anlatmak istiyor?” gibi soruların altında çoğu zaman “Bir kadın olarak sınırın nerede?” sorusunun yattığını söylüyor. Bu yaklaşımlara karşı “Tam da bu yüzden performans benim için bir direniş alanı” diyen Sinem Yaruk, bir sanatçı olarak ataerkiye meydan okuyor.

 

Bir laboratuvar olarak performans

Toplumun kadını çoğu zaman tanımlanabilir ve kontrol edilebilir bir yerde görmek istediğini söyleyen Sinem Yaruk, performans sanatının ise tanımsızlıktan, geçicilikten ve riskten beslendiğini hatırlatıyor: “Sahnede, sokakta ya da galeride var olduğumda yalnızca sanatın özgürlüğünü değil, kadın kimliğimin özne oluşunu da savunuyorum. Kadın sadece ilham veren ya da temsil edilen değil; üreten, kuran ve dönüştüren olmalı.”

Aynı zamanda yaratıcı drama eğitmenliği de yapan Sinem Yaruk, benzer bir tabloyla çocuklar ve gençlerle çalışırken de karşılaştığını, kız çocukların sesinin erken yaşta kısıldığını belirtiyor. “Sahnedeki varlığım onlara şu mesajı veriyor: Bir kadın kendi sözüyle, kendi bedeniyle ve kendi kararıyla var olabilir” diyen sanatçı, performansı aynı zamanda bir “deney ve çözümleme laboratuvarı” olarak değerlendirmek gerektiğinin altını çiziyor.  

Yalnızca ayna değil bir çatlak

Performans laboratuvarındaki her çalışmasında toplumun bakışı ve o bakışın nasıl dönüştürülebileceğine dair gözlem olanağı bulduğunu söyleyen Sinem Yaruk, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Sınırların nerede çizildiğini ve nasıl aşıldığını her performansta yeniden gözlemliyorum. Bu süreç bazen yorucu, bazen kırıcı ama her zaman öğretici. Sanatın ve sanatçının önemi tam da burada başlıyor. Sanat, toplumun aynası değildir sadece; aynı zamanda çatlağıdır. O çatlaklardan ışık sızar. Kadın sanatçı o çatlağı biraz daha büyütür. Çünkü varlığı bile politik bir anlam taşır. Benim için performans; görünmek değil, görünürlük üzerinden kurulan iktidarı sorgulamak. Alkış almak değil, izleyicinin içindeki sessiz soruyu uyandırmaktır. Ve en çok da şu: Bir kadın kendi bakışıyla dünyayı nasıl değiştirir? Belki büyük laflar etmiyorum. Ama şunu biliyorum; ben her performansımda biraz daha özgürleşiyorum. Ve bir kadın özgürleştiğinde, bu sadece kişisel bir mesele olmuyor. Toplumsal bir dönüşüm ihtimali doğuyor.”

 

* * *

Yüzleşme yalnızca göz göze değil

Sinem Yaruk’un “Bir metrekarede göz göze gelmek” adlı performansı, sanatçı ile izleyiciyi yalnızca bir metrekarelik dar bir alan içinde, sözsüz ve devinimsiz bir karşılaşmaya çağırıyor. Yalnızca göz teması üzerinden ilerleyen performans, bakışın tarihsel ve toplumsal yükünü görünür kılmayı amaçlıyor. Ancak izleyici konumundan katılımcı konumuna geçen birçok kişi, bakışın ötesine geçerek sanatçıya müdahalede bulunabiliyor. Sinem Yaruk da kendini bu müdahalelere açık bırakıyor. Bazen şiddet, bazen oyun, bazen sevgi ve merhametle şekillenen katılımcı tepkileri, deneyimi çeşitlendirmekle kalmıyor; aynı zamanda kişinin kendisiyle yüzleşme pratiğine dönüşüyor. Katılımcı hem kendi duygularıyla hem de toplumsal kodlarla yüzleşiyor. Bu durum, performansa deneysel ve dönüştürücü bir nitelik kazandırıyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.