Bir kadın konferansı ekseninde

Selim FERAT yazdı —

8 Kasım 2022 Salı - 09:30

  • Kadınların arzuladıkları, hayal ettikleri yaşama bir mucize sonucunda değil; bir direniş ve nihayetinde bir devrim sonucunda ulaşacaklarına dair edindiğim dipnot, beni hayrete düşürmedi.

Katılmak istediğim, Berlin Teknik Üniversitesi’nde yapılan 2. Uluslararası Kadın Konferansı’ydı.

Konferansın yapılacağı yer üniversitenin Audimax salonu.

Salonun bulunduğu ana binanın girişinde, aniden  90’lı yılların birinci yarısını hatırladım.

Aynı salonda, Berlin’de 1994 Newroz kutlamaları yapılacaktı.

Öncesinde, Ronahî ve Berivan bedenlerini ateşe vermişlerdi.

Politika ikliminin sert olduğu yıllardı.

Zora dayalı yaşamı reddeden, Kürt uyanışı olarak tanımlamak istediğim bir süreçten geçiyorduk.

Kendini yeniden keşfeden ve o döneme dek gittiği yoldan geri dönerek, "ben kimim" sorusuna cevap arayan milyonlarca

Kürt’ün hareket halinde olduğu bir dönemdi.

94 Newozu’nun kutlanacağı binaya doğru yürürken, Newroz’un yasaklandığını duyurdular.

Binanın kapıları kapalıydı.

Gençlerden oluşan bir grup, binanın giriş kapısına bir flama açmak için neredeyse duvara tırmanıyordu.

Kapıda bekleyen polis güçleri, gençleri engellemeye çalışıyorlardı. 

Birlikte yürüdüğümüz yüzlerce kişide bir hareketlilik başladı ve tahminen 20 metre önümüzde bulunan, o zamanlar yakinen 35-40 yaşlarındaki V.G. adındaki bir Kürt, üstüne benzin dökerek kendisini ateşe vermişti. Kendisini ateşe veren beden üzerinde ki alevler söndürüldü. Newroz kutlaması yapılmadı.

Hastaneye kaldırılan V.G.‘ın yaşadığı haberine sevinmiştim. Daha sonra kendisiyle defalarca sohbet etme imkanı buldum.

28 yıl sonra aynı binanın önündeydim.

Kapılar açık.

İçeride ingilizce "Kadınlar Geleceği Örüyor" sloganını okuyarak yol alıyorum.

Kayıt işlemlerinin yapıldığı masalardan birinde, uzun dönemdir tanıdığım bir Kurdistanlı kadın, konferansa sadece kadınların katılabileceğini belirtiyor.

Sonrasında, Kürt Kadın örgütlenmesinde üstün emeğe sahip olan iki yol arkadaşıyla görüşüyorum. 

Bana Zoom üzerinden konferansı izlemem için teknik bilgiler veriyorlar.

Okuduğum programdan sadece birkaçını izlediğim oturumlardan, severek öğrendiğim birkaç başlığı aktarmak istiyorum.

Dünyanın en eski kolonisinin kadınlar dünyası olduğunu, inanarak ve bunu bilen erkek olarak öğreniyorum.

Her zaman düşündüğümüz birşeyleri neden formüle edememişiz diyerek, kızıyorum.

Ancak bunun en eski koloninin direnişçileri feministler tarafından formüle edilmesini de kutlayarak, bir gülümsemeyle başım önüme düşüyor.

Sınıfların, nasyonalizmin ve dinin, ataerkil dünyanın mahareti olması, konferanstan aldığım, ikinci önemli not.

Kadınların arzuladıkları, hayal ettikleri yaşama bir mucize sonucunda değil; bir direniş ve nihayetinde bir devrim sonucunda ulaşacaklarına dair edindiğim dipnot, beni hayrete düşürmedi. Daha çok, vakur bir duruşu anımsadım. 

Abartmadan tarihi birikimle oluşan "pratik bilincin" (Chomsky) kadınları bir yol ayrımına getirdiklerini düşündüm.

Savaşa hayır!

Ulusal ve sınıfsal kurtuluş bileşkesine;

Önemlisi, günlük yaşamda, "özel diktatörlüğün" (Chomsky) kolonileştirdiği kadınların, kendilerine yabancılaşmadan kurtuluş mücadelesine evet!

Konferansın son notu: Dünya Kadınlar Konfederasyonu!

Selimferat@web.de 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2023 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.