- Dünya genelinde toplam 1,56 milyar hektar arazi bugün bozulmuş durumda. Buna ormanlar ve diğer ağaçlık alanların yanı sıra tarım arazileri, otlaklar, kurak bölgeler ve sulak alanlar da dahil. Kısacası, doğanın sağlayabilecekleriyle insanların ihtiyaçları arasındaki uçurum giderek büyüyor.
- Ormanların bozulmasına aşırı otlatma, aşırı kullanım, kentleşme, orman yangınları, zararlılar, hastalıklar, istilacı türler, kuraklık ve iklim değişikliği gibi sürdürülemez uygulamalar ve süreçler yol açıyor. Bunun sonucunda ormanların iklimi düzenleme, biyoçeşitliliği destekleme, toprak kalitesini koruma ve temiz su sağlama kapasitesi azalıyor.
- İyi tasarlanmış restorasyon çalışmaları istihdam yaratıyor, ormanları canlandırıyor, üretim sistemlerini güçlendiriyor ve ekonomileri iklim krizlerine karşı daha dayanıklı hâle getiriyor. Uygun koşullarda restorasyona yatırılan her 1 dolar, 30 dolara kadar ekonomik getiri sağlayabiliyor. Kenya, Endonezya ve Brezilya’daki örnekler bunu kanıtlıyor.
Zhimin Wu* - Çeviri: Yeni Özgür Politika
Ormanlar, ancak denge içinde olduklarında gelişebilen canlı ekosistemlerdir. Bu denge bozulduğunda ormanlar zarar görür ve insanların ve ekonomilerin ihtiyaç duyduğu faydaları sağlama yeteneklerini kaybeder.
Bu durum dünyanın dört bir yanında gözlerimizin önünde yaşanıyor. Dolayısıyla zarar görmüş ormanları ve peyzajları yeniden canlandırmak bir seçenek olarak görülmemeli. Gıda güvenliği, iklim ve biyoçeşitlilik hedeflerine ulaşmanın, insanların geçim kaynaklarını güvence altına almanın ve sürdürülebilir bir ekonomi kurmanın yolu buradan geçiyor.
Öncelikle kaybın boyutunu kabul etmek gerekiyor. Tahminlere göre 1990-2025 yılları arasında, ormanların başka arazi kullanımlarına dönüştürülmesi anlamına gelen ormansızlaşma nedeniyle 489 milyon hektar orman kaybedildi. Ancak bugün dünya genelinde neredeyse aynı büyüklükte, 460 milyon hektardan fazla orman da bozulmuş durumda. Bu ormanlar hâlâ ayakta, ancak zarar gördükleri için ekolojik işlevlerini eskisi gibi yerine getiremiyorlar.
Biyoçeşitlilik kayboluyor
Ormanların bozulmasına aşırı otlatma, aşırı kullanım, kentleşme, orman yangınları, zararlılar, hastalıklar, istilacı türler, kuraklık ve iklim değişikliği gibi sürdürülemez uygulamalar ve süreçler yol açıyor.
Bunun sonucunda ormanların iklimi düzenleme, biyoçeşitliliği destekleme, toprak kalitesini koruma ve temiz su sağlama kapasitesi azalıyor. Aynı zamanda gıda, kereste, enerji ve doğanın sunduğu diğer faydalara, özellikle de ormanlardan elde edilen kaynaklara yönelik küresel talep artıyor.
Ormanların bozulması, iklimi düzenleme, biyoçeşitliliği destekleme, toprağın kalitesini koruma ve temiz su sağlama kapasitesini azaltıyor.
Üstelik mesele yalnızca ormanlarla sınırlı değil. Dünya genelinde toplam 1,56 milyar hektar arazi bugün bozulmuş durumda. Buna ormanlar ve diğer ağaçlık alanların yanı sıra tarım arazileri, otlaklar, kurak bölgeler ve sulak alanlar da dahil. Kısacası, doğanın sağlayabilecekleriyle insanların ihtiyaçları arasındaki uçurum giderek büyüyor.
Orman ve peyzaj restorasyonu
Bunun sonuçları ciddi: Gıda ve diğer tarımsal ürünlerin arzı dış şoklara karşı daha kırılgan hâle geliyor, biyoçeşitlilik kayboluyor, iklim kaynaklı riskler artıyor ve ekonomik fırsatlar azalıyor.
Bu sorunlara verilecek yanıt, uzmanların “orman ve peyzaj restorasyonu” olarak adlandırdığı yaklaşımda yatıyor. Amaç, çevrenin korunmasıyla ekonomik üretimi bir arada düşünürken insanların yaşam koşullarını ve üretkenliği de iyileştirmek.
Restorasyon, ağaç dikerek, ormanların doğal yollarla yeniden büyümesini teşvik ederek ve arazi yönetimini iyileştirerek bozulmuş ormanlara ve peyzajlara yeniden hayat verebilir. Ancak bunun için her müdahalenin yaratacağı etkilerin dikkatle değerlendirilmesi ve yerel toplulukların sürece katılımının sağlanması gerekiyor.
Tarımsal ormancılık
Bu sürece katkı sağlayabilecek yöntemlerden biri tarımsal ormancılık. Ağaçların aynı arazi üzerinde yetiştirilen ürünlerle ve bazı durumlarda hayvanlarla birlikte ele alınmasına dayanan bu yaklaşım, tarıma ve genel olarak gıda üretimine bakışımızı kökten değiştirebilir. Daha istikrarlı bir iklime, temiz suya ve daha verimli topraklara katkı sağlarken sürdürülebilir ve kârlı ekonomik faaliyetlerin de önünü açabilir.
Restorasyonun ekonomik açıdan da güçlü gerekçeleri var. Sağlıklı ekosistemler dünya GSYH’sinin yarısından fazlasını destekliyor. İyi tasarlanmış restorasyon çalışmaları istihdam yaratıyor, ormanların yeniden canlanmasına yardımcı oluyor, üretim sistemlerini güçlendiriyor ve ekonomileri gelecekteki iklim krizlerine karşı daha dayanıklı hâle getiriyor. Uygun koşullarda restorasyona yatırılan her 1 dolar, 30 dolara kadar ekonomik getiri sağlayabiliyor.
Hiçbir şey yapmamanın maliyeti, sorunu çözmenin maliyetinden daha yüksek. Bu, yalnızca finansal açıdan bile böyle. Üstelik çoğu zaman hesaba katılmayan kayıpları da düşünmek gerekiyor: toplumsal dayanışma, kültürel kimlik ve nesiller boyunca biriktirilmiş bilgi. Bunların hepsi tek bir nesil içinde kaybolabilir.
Restorasyon var ama yetersiz
Son yirmi yılda ulusal, bölgesel ve küresel girişimler 1 milyar hektardan fazla araziyi yeniden canlandırmayı taahhüt etti. Restorasyon sürecindeki alan birçok ülkede genişliyor, mevzuat ve kurumsal çerçeveler de iyileşiyor. Ancak ilerleme hâlâ yeterli değil.
2030 küresel hedeflerine ulaşabilmek için restorasyon sürecine alınmış 470 milyon hektar araziye ihtiyaç var. Bugün 62 ülkede toplam 206,5 milyon hektar orman ve peyzaj restorasyon sürecinde. Bu rakam, hedefin hâlâ oldukça gerisinde olduğumuzu gösteriyor.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) Dünyanın Ormanlarının Durumu 2026 raporu, bu hedefe nasıl ulaşılabileceğini ortaya koyuyor: Bu topraklarda yaşayan ve çalışan insanları sürece dahil etmek, doğanın ihtiyaçlarıyla insanların ihtiyaçları arasında denge kurmak, yeterli ve istikrarlı finansman sağlamak ve doğru politikaları, yasaları ve kurumları oluşturmak. Bu çalışmalar şimdiden yürütülüyor.
Endonezya örneği…
Endonezya’da bunun bir örneği, Java’nın kuzeyindeki Demak kıyılarında yaşanıyor. On yıllar boyunca sürdürülebilir olmayan su ürünleri yetiştiriciliği havuzları açmak için mangrovlar (tropikal deniz kıyılarındaki özel bir ağaç ve çalılık) kesildi. Buna yeraltı suyunun çekilmesi de eklenince bölgedeki topluluklar sürekli sellerle karşı karşıya kaldı ve gelirleri yüzde 60 ila 80 oranında düştü.
Proje kapsamında denizin açıklarına, tortunun birikmesini sağlayan geçirgen bariyerler inşa edildi. Böylece mangrovların doğal yollarla yeniden büyümesinin önü açıldı. Bugün mangrovlar 10.000 kişiyi kıyı erozyonundan, fırtına kabarmalarından ve tuzlu suyun topraklara ve su kaynaklarına sızmasından koruyor. Aynı zamanda karbon depoluyor ve yerel toplulukların geçimini sağladığı balıkçılığın sürmesine katkıda bulunuyor.
Kenya örneği…
Kenya’nın güneyinde ise kuraklık ve aşırı otlatma, Masai topluluklarının yaşamıyla yakından bağlantılı olan Amboseli-Chyulu ekosistemini bozmuştu. Toplumun öncülük ettiği bir girişim, geleneksel bilgiyi düşük maliyetli “hilal” yöntemiyle bir araya getiriyor. Bu yöntemde, yağmur suyunu tutmak ve yerli otların yeniden büyümesini sağlamak için küçük toprak setleri oluşturuluyor.
700’den fazla kadın ve genç bu çalışmaya öncülük ediyor. Sonuçlar dikkat çekici: Toprak iyileşiyor, yerli otlar ve yaban hayatı geri dönüyor. Oluşturulan tohum bankaları ise restorasyon çalışmalarını aynı zamanda bir gelir kaynağına dönüştürüyor.
Brezilya örneği…
Brezilya’nın kurak Caatinga bölgesinde Xukuru do Ororubá halkı, yakın zamanda yeniden elde ettikleri ve 400 yılı aşkın süredir bozulmaya maruz kalmış bir bölgede biyomerkezci bir restorasyon sürecine öncülük ediyor.
Bu halk için nehirler, ormanlar ve kayalar canlı varlıklar ve kendilerine ait doğal haklara sahip. Aralık 2023’ten bu yana beş köyde 91 hektarlık alanı yeniden canlandırdılar. 108 yerli türden 48.000 fidan yetiştirdiler ve yaban hayatının, bitki örtüsünün ve suyun geri dönmesine katkıda bulundular.
Dünyanın Ormanlarının Durumu 2026 raporunda yer verilen 18 vaka çalışmasından bazıları olan bu örnekler, restorasyonun yalnızca boş bulduğunuz yerlere ağaç dikmekten ibaret olmadığını gösteriyor.
Asıl mesele, toprağın sağlığını yeniden kazanmasını sağlamak. Böylece toprak yeniden su tutabilir, sağlığını koruyabilir ve yaşamı destekleyebilir. Aynı zamanda insanların yaşam koşulları da iyileşebilir.
Birleşmiş Milletler Ekosistem Restorasyonu On Yılı 2030’a kadar devam ediyor. Bilgiye, araçlara ve gerekli ivmeye zaten sahibiz. Şimdi bunları, bu fırsat penceresi kapanmadan, geniş ölçekte kullanmamız gerekiyor.
* Zhimin Wu, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) Genel Direktör Yardımcısı ve Ormancılık Faaliyetleri Bölümü Direktörüdür.
Kaynak: El Pais