Bu bir hikaye değil

Kadın Haberleri —

12 Ekim 2020 Pazartesi - 22:50

  • Hayat bazılarımız için adil değildir. Hayat, iş hayatına 9’unda başlar, ailesinden uzakta ta Irak'ta çocuk bakıcılığı yapar. 15 yaşında dedesi yaşındaki adamla evlendirilir.

EYLEM KAHRAMAN

Şehirlerin karşısında dağlar yükselmesin
yanından ırmaklar geçmesin mi diyorsun?
Her şehrin,
kasabanın,
köylerin ve dağların
ve dahi ırmakların
bir yarası var,
bilmiyorsun…

Saracak bir gün
dünyanın bütün yaralarını
yitik bir tablodan uzanan
karanfil kokulu elleriyle
kadınlar
usul usul
ve özgürce
göreceksin…

Hayat, dünyayı çepeçevre sarıp içinde birçok anlam barındırdığı halde sırtını döner bazı insanlara. Bazılarına hiç de adil davranmaz. “Hayat bize hiç nasip olmadı” der örneğin Emil Michel Cioran, “Çürümenin Kitabı” adlı eserinde, insanın ciğerini dağlarcasına. Buna rağmen, bazı insanlar vazgeçmez yaşam mücadelesinden ve ona daha da büyük bir anlam kazandırmak için çabalar durur ömrü boyunca. Şimdi size anlatacaklarım bu yüzden asla bir hikâye değil...
Hayat (Yaman) Paksoy, 1962 yılında, geçimini sağlamak için sınırı aşarak Mûsil’da çalışmaya giden fakir bir ailenin ilk çocuğu olarak dünyaya gelir. Doğumdan kısa bir zaman sonra Şirnex’in Qileban ilçesindeki köyleri Repin'e geri dönerler. Burada altı kardeşi daha olur. Daha çok küçükken babası kayadan düşer ve akli dengesi de dahil sağlığını kaybeder. Geçimini hayvancılık ve çiftçilik ile yapan baba, iş göremez hale gelir. Hiçbir maddi geliri olmadığı için evinin ön odasını kahvehane yapar. Tabii o zamanlar kahvehane ile bir aileyi geçindirmek pek de mümkün olmaz. Hayat, daha dokuz yaşındayken köy camisinin temizliğini üstlenir bu nedenle. Köylüler de hayrına buğday, bulgur gibi temel gıda maddeleri verir onlara. Üç yıl boyunca camiyi temizleyen Hayat'ın temizlik yaptığı bir gün göz kapakları kapanır birdenbire ve gözlerini açamaz ne yapsa da. Tozdan mıdır, yaşına göre ağır bir yükün altına girmekten mi bilinmez. Ağlayarak dışarı çıkar ve bağırır gücü yettiğince. Annesi ve babası gelip alır kızını. O zaman oralarda hastane ve doktor olmadığından hocalara, yaşlı kadınlara götürler onu. Onların tavsiye ettiği usullerle üç gün içinde açılır gözleri. Hayatın zorlukları, geçim sıkıntısı devam eder bu arada ve daha on bir yaşında ailesine “Irak'a, teyzemin yanına gönderin beni. Teyzem hayırsever, bir ev bulur orada, temizlik yaparım” der. Ailesi başta razı gelmese de kabul eder sonunda.

Bağdat'ta çocuk bakıcısı

Babası kızını alıp gider Irak'a. Birkaç gün Mûsil’da kalır ama uygun bir ev bulamazlar. Bunun üzerine Bağdat'a geçerler. Oradaki yakınları güvenilir bir aile bulur. Ailenin reisi dindar, üst düzey bir askerdir. Eşi ise öğretmendir ve biri yedi, diğeri sekiz yaşlarında iki çocukları vardır. Konuşur, çocuklarına bakıcı olması konusunda anlaşırlar. Hayat'ın yaşı küçük olduğundan normalin altında bir maaş verirler ona. Haftada bir gün de izni vardır. Yabancı ve uzak bir ülkede, tek kelime Arapça bilmeden ne yapacağını düşünerek korku ve endişe içinde uyur o gece. Sabah uyandığında yepyeni bir hayat başlamıştır onun için artık. Adam ve kadın işe gidince çocuklarla ilgilenir, temizlik yapar ve her gün biraz daha fazla çalışır. Ev sahipleri bakar ki ev pırıl pırıl, küçük kıza hayran kalır, maaşını artırmaya karar verirler. Bir süre sonra yemek yapmaya da başlar Hayat. Adam onu öyle sever ki çocuklarından ayırt etmez.

Gözleri yine kapanır

Hayat, yavaş yavaş Arapça öğrenir, yaşadığı eve alışır. Adam onu her gece karşısına alarak bir isteği, sıkıntısı var mı diye bilmek ister. Bir gece de, “eşim akşamları benden çok daha erken eve geliyor, sonra dışarı çıkıyor mu?” diye sorar. En saf duygularıyla doğruyu söyler. “Evet, her gün makyaj yapıp, süslenip çıkıyor. Bir-iki saat içinde de dönüyor” diye yanıtlar onu. Ardından adamın bağırışlarını duyar. Kadının çığlıkları evin içinde yankılanır. O günden sonra ev sahibi kadın ona düşman kesilir. Eşinin korkusundan direk bir şey yapmaz, ama ufak tefek bahanelerle azarlar her fırsatta. Kadının kini gün geçtikçe artar ve bazen ona şiddet de uygular. Ev işi yaptığı bir gün gözleri kapanır Hayat'ın yine. Akşama kadar ağlar çaresiz. Onu doktora götürürler. Tedavi olur ve gözleri eski haline döner tekrar.

Dedesi yaşındaki adamla evliliği

Bir sene sonra babası kızını almaya gelir. Adam her ne kadar “götürme” dese de babası, “bu kadar çalışması yeter. Annesini, kardeşlerini özlemiştir” der ve ayrılırlar evden. Gitmeden birlikte alışverişe giderler. Annesine dikiş makinası, kardeşlerine giysiler alır ve memlekete dönerler. Annesi dikiş nakış yapar, bir süre böyle idare ederler, ama babasının niyeti başkadır. Hayat'ı yaşlı ve zengin bir adama verip başlık parası alacaktır. Hayat, ağlar, yalvarır, “Beni ona verme, tekrar gider Irak'ta çalışırım” der. Böylece yine gider Irak'a ve iki sene daha zorluklarla geçer.
Biraz daha büyüyüp on dört yaşına gelince etrafın ilgisini çekmeye başlar. O bundan rahatsızlık duyar. Yabancı bir yerde olduğu için korkar da. Bir süre sonra döner memleketine. O zamanlar on dört yaş evlenme çağıdır. Daha önceden iki kez evlenmiş, ilk eşinden bir kızı, bu kızından altı torunu olan bir adam gelir onu istemeye. Ellili yaşların sonundaki adam, varlıklı, mülk sahibi biridir. Başlık parası olarak büyük bir tarla teklif eder Hayat'ın babasına. Bu tarlaya çok önceden göz dikmiş babası ise on beş yaşındaki kızını onu istemeye gelen dengi gençlere değil, dedesi yaşındaki adama verir böylece. Toplumun baskısı, gelenek ve töre diyerek razı olur bu evliliğe. Mal mülk sahibi adam ise bir yüzük bile takmaz onun parmağına.

‘Kız doğdu, başın sağolsun’

Korku, öfke ve gözyaşı içinde gelin olur. Kardeşleri ve yeğenleri mirası için kavga ettiğinden, erkek çocuk sahibi olmak için yeniden evlenmiştir adam. Üç sene kadar çocukları olmayınca dedikodular da başlar. Eşi, ona karşı tavır alır bu yüzden ve biraz da umutsuzlukla “çocuk olmasa bu kadın yanımda durmaz” kaygısı duymaya başlar. Yaş farkının sebep olduğu kıskançlık, bahane olur artık her şeye. Her günü şiddet ve dayakla geçer.
Nihayet hamile kalınca, eşinin dayakları da durur. Bir sene sonra ikinci çocuğu doğduğunda, ebe yan odadaki eşine baş sağlığı diler. Çığlık atar Hayat bunu duyunca. Çocuğu ölü mü doğmuştur yoksa? Eşi, korku içinde Hayat'ın yanına koşar. İkisinin de yaşadığını görünce, dönüp ebeye neden baş sağlığı dilediğini sorar. “Kız doğduğu için” diye yanıtlar onu ebe. Eşi şükreder ve kadına “bunları duymamış olayım” der. Adam, köyün şeyhinin oğludur ve bu yüzden toplumsal baskılar başlar. Sinirli ve çekilmez biridir zaten. Evde kavga ve tartışmaları bitmez hiç. İki yıl sonra bir oğulları olunca, köylülerin baskısı da sona erer bir nevi, fakat kavga, karmaşa bitmez yine de. Her gün maruz kaldığı dayağı “kader” diyerek kabullenen Hayat'ın üç yıl sonra bir oğlu daha olur.

Apocular ve yeni bir mücadele

Yılın birkaç ayını geçirdikleri yayladaki bağda, yakınlarda Apocular diye birilerinin olduğunu duyar Hayat ve çok merak eder onları. Sonunda gelirler bir gün bağ evine, tanışır, konuşurlar. Eşi misafirperver biridir ve onları tekrar gelmeleri için davet eder. Tekrar tekrar gelirler. Gelenlere yiyecek yardımında bulunur, onları da, amaçlarını da iyice tanır ve anlarlar. Civar köylerden katılımlar olur o sıra. Hayat'ın da gönlünden geçer katılmak, ama çocukları nedeniyle bu isteğini gerçekleştiremez.

  • Apocuları merak eder ve tanır. Gönlünden katılmak geçer ama bu isteğini gerçekleştiremez. Devlet zulmünden dolayı Bihêre’den başlayıp Mexmûr’a 26 yıl süren mülteci bir hayat yaşar.

Bitmeyen göç

Doksanlı yıllarda tüm köylüleriyle birlikte korucu olmaya zorlanırlar. Jandarmalar her geldiğinde eşi bir yere saklanır. Hayat, her seferinde onlara demediğini bırakmaz. Bu sürede bir oğlu ve bir kızı daha olur. Komşu köyler boşaltılır, birçoğu yakılır. Onların da köyüne saldırı olur ve Hayat'ın amcası ile küçük torunu bu saldırıda yaşamını yitirir. Her gün kapılarına dayanıp tüm erkekleri köy meydanında toplar ve korucu olmaları için baskı yaparlar. O sıralar komşu köyler Güney Kürdistan’a göç etmeye başlar. Hayat, eşine “korucu olursan yemin olsun ki ben de çocukları bırakıp giderim” der ve onu ikna eder. Böylece 1994'ün Mayıs ayında göç yoluna düşerler. Sınırı aşıp ilk Bihêre’ye varırlar. Orada tanıdıkları kişilere rastlar, bir nebze de olsa rahatlarlar. Yeni bir bir mücadele başlar onlar için ve kazanana dek vazgeçmeyi düşünmezler. Çalı çırpıdan yaptıkları barakada yaşam mücadelesi verirken Türk savaş uçaklarının saldırısına uğrarlar. Birkaç ay sonra Bêrsivê Kampı'na geçerler. Orada da durum değişmeyince Geliyê Qiyamet'e giderler.

Örgütleme görevi üstlendi

Tüm bu yaşadıkları onlarda Kürtlük bilincini iyice açığa çıkarır. O süreçte kamp içinde halkın kendi kendini yönetme sistemi oluşur. Semt ve mahalle yönetiminde görev alır Hayat. Bununla birlikte evdeki kavgalar da durur. Zorluk, yokluk ve verdikleri onur mücadelesinde kavgaya vakitleri yoktur artık. Tam o sıralada KDP'nin ihaneti başlar. Kampa saldırılar düzenlenir, insanlar kaçırılıp başı kesilir. Buna karşılık kamp örgütlenir ve mevziler kurulur. Ön mevzilerde erkekler, arkada kadınlar elinde odun ve taşlarla nöbet tutarlar. Hayat da üç gün boyunca o mevzilerde kalır. Kamp, ambargo uygulamasına maruz kalınca, üç ay boyunca açlıkla sınanırlar. Yiyecek adına hiçbir şeyleri yoktur. Ailenin ambargo öncesi bir tek ineği vardır. Onun için kuruttukları atık ekmek parçalarını suya veya buhara tutup yerler. Çocukları bu küflü ekmekleri yiyemez çoğu zaman. Komşuları kaçak yollardan kamp dışına çıkar, birkaç kilo un getirirler ama onun eşi o kadar yaşlıdır ki, gidemez. Birkaç ev gezer, çocuklarına bir şey getiremez ve bunun acısını unutamaz ömrü boyunca. Ordan Etrûş'a geçer, bir süre de burada kalırlar. Yine semt yönetimde görev alır Hayat.
Bu arada ilk iki çocuğu evlenince eşi diğer çocuklara bakmak zorunda kalır, çünkü o hep eylemdedir. Eşiyle aralarında tartışmalar olsa da bir yandan da onun mücadelesini kabullenir. Saldırılar gittikleri Nînowa'da da devam eder. Bu sefer Nehdarê’ye geçerler. Kamp içinde elinde sepetlerle yumurta satar, ancak üç ay kadar kalabilirler orada da.

Mexmûr durağı

Son geldikleri yer Mexmûr Kampı'dır. Burası taşlar, dikenler ve akreplerle dolu bir çöldür. Onlarca kişi susuzluk ve akrep sokması sonucu yaşamını yitirir. Önce çadır kurar, sonra taş topraktan evler yaparlar. Eşi iyice yaşlanmış, hep hastadır. Çocuklarının çoğu ise öğrencidir. Geceleri ev işlerini yapar, gündüzleri ise Kerkûk'e bağlı Havice’deki tarlalarda pamuk toplamaya gider. Musul yolu açılınca, oradaki teyzesine gidip süt, peynir ve çökelek getirip satar. Kampın içinde küçük de olsa birşeyler kazanır böylece.

  • KDP'nin 2019 yılı Ağustos ayında uygulamaya koyduğu ambargo nedeniyle tedavi göremez. Hayat, ömrü boyunca mücadele ettiği ve son nefesini verinceye kadar görevlerinden ayrılmadığı için şehit ilan edilir.

Ambargo nedeniyle tedavi olamadı

Eşi, 2004'de vefat eder. Erkek çocukları liseden sonra okulu bırakır, çobanlık yapmaya başlarlar. Hayat, semt yönetiminde görev alır yine. On yıl kadar Halk Meclisi, İştar Kadın Meclisi, Halk Kongresi ve kampın danışma komitesinde görevler alır. Bu süreçte ağır sağlık sorunları başlar. KDP'nin 2019 yılı Ağustos ayında uygulamaya başladığı ambargo sürecinde durumu daha da kötüleşir. Hastalar, Hewlêr’deki hastanelere gidemez. Mexmûr'daki doktorlar kendi imkânları ile onu tedavi etmeye çalışır ama teşhis koyamazlar. Çocukları Hewlêr’e götürülmesi için başvuruda bulunur. O durumda bile saatlerce yolda bekletilir. Hewlêr’deki hastanede bir aydan fazla yatar ama hastalığı bir türlü teşhis edilemez. Öleceğini bilir gibi tedavi olmak değil evine dönmek ister. O ara Bakur'daki kardeşleri gelir onu görmeye. İzin alarak Silopî'ye, acil servise götürürler. Ertesi sabah Êlih’te özel bir hastanede yoğun bakıma alınır. Zatürre teşhisi konulur burada ve üçüncü günün akşamında, 21 Ekim günü kalbi durur. Cenazesi memleketi Şirnex’e götürülür ve kendi köyünde defnedilir.
Hayat, ömrü boyunca mücadele ettiği ve son nefesini verinceye kadar görevlerinden ayrılmadığı için şehit ilan edilir.

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.