‘Canlı derslere’ öğrencilerin sadece yüzde 40’ı katıldı

Dosya Haberleri —

11 Haziran 2021 Cuma - 23:00

  • Türkiye’de eğitim, sosyal eşitsizliklerin zaten en fazla ayyuka çıktığı alandı; salgın önlemleri, bu hakikati keskinleştirdi. Eğitim Sen Genel Başkanı Kurul, ‘canlı derslere’ öğrencilerin yalnızca yüzde 40’ından daha azının katılabildiği bilgisini verdi. Birçok öğrenci, bilgisayar ve internete erişimi olmadığı için temel insan hakkı olan eğitim hakkından mahrum kaldı.

MASİS HESKİF

ANKARA

 

Pandemi nedeniyle milyonlarca öğrencinin yaklaşık bir yıldır eğitim alamadığı Türkiye’de bu ay yüz binlerce öğrenci hayatlarının en önemli sınavına girecek. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Genel Başkanı Prof. Dr. Nejla Kurul, “Sınavların kazananı hangi toplumsal sınıftan çocuklar ve gençler olacak?” diye sorarken öğrencilerin ekonomik ve kültürel koşulları birbirine denk olmadığı için sınavlar yoluyla adil bir biçimde yerleştirilmelerini beklemenin mümkün olmadığının altını çizdi.

Koronavirüsün dünyaya yayılarak pandemiye dönüşmesi sonrasında hemen hemen bütün ülkeler virüsün yayılmasını önlemek için yüz yüze eğitime ara verdi. Üniversiteler, liseler, ortaöğretimler… Bu sebeple ülkeler uzaktan eğitim kararı alırken, milyonlarca öğrenci uzaktan eğitim teknolojisine sahip olmadığı için 2020 yılının başından bu yana eğitim hakkından mahrum bırakıldı.

Türkiye’de de pandeminin başından bu yana okullar kapalı. Kademeli olarak kısa süreliğine ilk ve orta öğretimler için yüz yüze eğitim açılsa da öğrenciler, uzun bir süre Eğitim Bilişim Ağı denilen EBA’lar üzerinden online eğitim aldı. Fakat bu sistem Türkiye’de hem EBA’lardaki sorunlardan kaynaklı işletilmedi hem de online eğitim teknolojisine sahip olmayan yüz binlerce öğrenci bu eğitim sisteminden yararlanamadı. Özellikle orta ve dar gelirli ailelerin çocukları bu süreçte bir seneden fazla online ya da yüz yüze eğitim alamadı ve var olan eşitsizlik daha da derinleşti.

Eğitim Sen Genel Başkanı Prof. Dr. Nejla Kurul ile iktidarın pandemi dönemi eğitim politikasını, öğrenciler arasındaki eğitim eşitsizliği ve LGS ve üniversite sınavının yaratacağı haksızlıkları konuştuk. 

 

Merkezi sınavların handikapı

Ortaokul ve lise öğrencilerinin yaşam akışlarını belirleyecek sınava 6 Haziran’da girdiğini hatırlatan Kurul, siyasal iktidarın sınav politikasını eleştirerek, “Lise eğitimi ve üniversite eğitimi arasında nitelik farkları yaratarak, yani ‘nitelikli liseler’ ile ‘nitelikli üniversiteler’ ayrımına tabi tuttukları öğrencilerin sözde ‘zeka’ ve yetenek farklarını ölçmek için merkezi sınavlara başvuruyorlar. Gerçekte bir yandan merkezi sınavların neyi ölçtüğü konusunda ciddi şüpheler var; çocuk ve gençlerin yaşamdan kopuk soyut bilgiler için günlerce, aylarca hatta yıllarca çalışmasını ve yine aynı soyut bilgiler için hazırlığını ölçüyor sınavlar. ‘Sınavsız bir  eğitim sistemini’ pek çok yurttaş istiyor ama mekanizmanın nasıl kurulacağı konusunda çalışmalar yetersiz” dedi.

 

Pandemide nasıl hazırlandılar?

Milyonlarca öğrencinin pandemi koşullarında, ne yüz yüze ne de uzaktan eğitime etkin biçimde katılabildiği koşullarda gerçekte merkezi sınavların neyi ölçeceğini soran Kurul, “Bu sınavların kazananı hangi toplumsal sınıftan çocuklar ve gençler olacak? Ortaokullarda 8. sınıf öğrencileri ve liselerde 12. sınıf öğrencileri pandemide sınavlara nasıl hazırlandı?” diye sorarken bu soruların yanıt beklediğinin altını çizdi.

 

’30 kişiden 12’si online eğitime dahil olabildi’

Özel okul öğrencilerinin bu süreçte şanslı olduklarını kaydeden Kurul, devlet okullarındaki durum ile okullar arasındaki eşitsizliklerin bilindiğini söyledi. Kurul, kimi devlet okullarının okul içinde gelir yaratma potansiyeli yüksek olduğu için özel okulların sağladığı olanakları öğrencilere sağlayabildini belirterek şunları aktardı: “Ancak kamu finansmanında eşitlik sağlanamadığı için okul içinde gelir yaratma süreci, ekonomik ve eğitsel olarak, eğitim bileşenleri arasındaki barışı bozacak nitelikte çatışmalar ve eşitsizlikler yaratıyor. Anne ve babanın geldiği emek katmanına bağlı olarak ekonomik ve kültürel sermayesi yüksek olan ebeveynlerin çocuklarının da sınavda yüksek puan alar ak ‘nitelikli bir lise’ veya ‘nitelikli bir üniversiteye’ yerleşme olasılığı artıyor. Eğitim Sen’in kısa bir süre önce yaptığı araştırmaya göre canlı derslere öğrencilerin yüzde 40’ından daha azının katıldığını ifade eden öğretmenlerin oranı ortaokullarda yüzde 70, liselerde ise yüzde 88’dir. Yani öğretmenlerimiz, örneğin 30 öğrencinin olduğu canlı bir derse öğrencilerin ancak en çok 12’sinin katıldığını ileri sürüyor. Peki canlı derslere katılmayan 18 öğrenci ne yapıyor? Bu soru açıkta kalmış durumda. Çok sınırlı bir zaman diliminde, çocuklar ve gençler haftada 2 gün yüz yüze eğitim olanağı bulabildi."

 

Eğitim koşulları eşitlenmeli

“Evlerinde sınırsız internet erişimi olmayan, nitelikli bir bilgisayarı ya da tableti olmayan, derslere cep telefonu ile katılan milyonlarca öğrencinin bu sınavlarda yüksek puan alabilmeleri için tek şansları, evdeki ders kitapları ve test kitaplarına çalışmak, çevresindeki eğitimli insanların desteğini almak olacaktır” diyen Kurul, kendi kendine öğrenmenin önemli bir süreç olduğunu ancak öğrenme ve sınavda başarılı olma konusunda çok güçlü öğrenci güdülenmesi gerektiğini söyledi. Kurul, “Kapitalizmin sıklıkla örnek gösterdiği ‘başarılı’ öğrenciler, bu kategoriye girerler; koşulları uygun olmamasına karşın yüksek güdülenme düzeyine sahip olan ve çok çalışan öğrenciler in ‘başarılı’ olacağı konusunda kitleler ikna edilir. Ne var ki çocukların eğitim koşullarını birbirine eşitlemeye çalışmak gibi bir amaçtan uzak durulur. Tüm çocuklar eşit, denk ve yüksek nitelikli bir eğitimden geçtiğinde kolayca boyun eğmezler, yönetilemezler. Bu nedenle ‘kaynaklar kıt olduğu’ ve bu nedenle tüm okullar birbirine denk bir eğitim veremeyeceği için sınavların şart olduğu tezi, egemen tez olarak sıkça öne sürülür” diye belirtti.

 

Öğrenciler birbirine denk değil

Haziran ayındaki LGS ve YKS sınavlarında öğrencilerin ekonomik ve kültürel koşulları birbirine denk olmadığı için sınavlar yoluyla öğrencilerin adil bir biçimde yerleştirilmesini beklemenin mümkün olmadığının altını çizen Kurul, “Yoksul ebeveynlerin çocuklarının, toplumsal cinsiyet rollerine yönlendirilen kız çocuklarının, evlerinde Kürtçe ve Arapça dillerini konuşan ana dili farklı çocukların, göçmen çocuklarının, çalıştırılan çocukların, köy çocuklarının önlerindeki engeller daha çok. Sınav kapısı her çocuğa açıktır ancak çocukların aşacağı eşikler birbirinden farklıdır” dedi.

 

Herkes kendi çaresine baksın!

Siyasal iktidarın pandemideki birinci önceliği sağlıksa ikinci önceliğinin ise eğitim olması gerektiğini belirten Kurul, öğrencilere hiçbir ciddi internet ve tablet desteği vermeden, “herkes kendi başının çaresine baksın” anlayışı ile uzaktan eğitimin kolaycılığına yönelinmemesi gerektiğini vurguladı. Kurul, “Asıl olanın yüz yüze eğitim olduğu anlayışı ile uzaktan eğitimi ‘acil uzaktan eğitim’ olarak okumalı, tüm eğitim bütçesi olanaklarını, gerekirse ek bütçe yaparak yüz yüze eğitimi haftada iki gün değil, olması gerektiği gibi beş gün açacak biçimde çalışmalar yürütülmeliydi. Öğretmenlerin sağlık personelinden sonra aşılanması ve yeni ð 6ğretmen atamalarının yapılması çok önemliydi. Ne var ki siyasal iktidar, çocukların ve gençlerin eğitim hakkını öncelemedi. Özellikle yaşı küçük olan çocuklar evde uzaktan eğitime zorlanırken toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle annelerin işgücü piyasalarından eve gitmeye zorlandığı bir süreç yaşandı” şeklinde konuştu.

 

‘Sorunların kaynağı siyasal iktidar’

Kurul, pandeminin çocuklar ve gençlerin eğitimi için önemli bir olanak yaratabileceğini belirterek, “Kalabalık okullar ve sınıflar, ikili öğretim sorunu ortadan kaldırılabilir, kapatılan köy okulları yeniden açılabilirdi” dedi. Kurul, şöyle devam etti: “Ana dilinde, kamusal, bilimsel, parasız, laik, cinsiyet eşitliği sağlayan, ekolojik ve demokratik bir eğitim için bu dönem hem düşünce üretildiği hem de pratiğe geçirildiği bir dönem olabilirdi ancak siyasal iktidar kapitalizmin hiyerarşik, ayrıştırıcı, eşitsizlikleri körükleyen doğasına uygun bir yol seçti. Eğitimde yaşanan sorunların kaynağı siyasal iktidardır.”

Türkiye’nin ciddi bir ekonomik krizle karşı karşıya kaldığını, aynı zamanda siyasal krizlerin de birbiri arkasına ortaya çıktığını belirten Kurul, siyasal iktidar ve mafya ilişkilerinin de yeni tanıklarla su yüzüne çıkmaya başladığını söyledi. İktidarın suç ortaklarının birbirlerinin zayıf anlarını kolladığını kaydeden Kurul, “Siyasal iktidarın, 19 yıl sonra, çocuklara ve gençlere, yeni kuşaklara vaat edebileceği yeni hiçbir şey yok. Genç kuşaklarla yaşlı kuşakların ciddi bir ittifakı ile sosyal, demokratik ve laik bir ülkenin inşası mümkün. Öğrenciler sınavlara girse ve bir kısmı başarılı olsa bile onları büyük bir işsizlik girdabı bekliyor.

 'c7ünkü eğitimle istihdam arasındaki bağ hiç bu kadar kopmamıştı. Diplomaların değeri, insan onuruna yaraşır işlere girişin anahtarı olmasıyla ortaya çıkar. Artık çok sınırlı bir iş ilanının önünde binlerce gencin umutsuzca başvuru kuyruğuna girdiği bir dönem yaşıyoruz. Diplomalar değerini yitiriyor. Beş yüz binin üzerinde eğitim fakültesi mezunu atanmayı bekliyor veya yetiştiği alanla hiç ilgisi olmayan güvencesiz işlerde çalışmaya devam ediyor. Türkiye gençlerin yaşamak istediği bir ülke olmaktan hızla uzaklaşıyor. Türkiye’de gençler için radikal sosyal ve ekonomik reformlara gereksinme var. Bu demokratik güç birliği ile reformları hayata geçirebiliriz” diye belirtti.

 

‘Eğitim eşitliği için mücadeleye devam’

Kurul son olarak şunları söyledi: “Eğitim hakkı, ekonomik, sosyal ve kültürel pek çok hakkın kullanımını sağlayan haklardan biri olduğu için okulları ve üniversiteleri tüm çocuklar için birbirine denk hale getirerek eğitim eşitliği sağlamak için mücadeleye devam etmek gerekmektedir. Kapitalist, neoliberal, ataerkil, siyasal İslamcı ve ırkçı kodlarla çitlenmiş hayatımız özgürleşmedikçe ne yeni ne de eski kuşaklar özgürleşecek.”

 

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.