Cezaevinde 'Mazlum Doğan Akademisi'

Dosya Haberleri —

12 Mayıs 2022 Perşembe - 20:00

Soldan: Arslan İlhan, Özgür Turan, M.Şirin Tekmenuran

Soldan: Arslan İlhan, Özgür Turan, M.Şirin Tekmenuran

  • Mazlum Doğan Akademisi'nin öğrencisi Arslan İlhan: "Tarihin akışını belirleyen değerler Mezopotamya'da ortaya çıkar. Komünal, demokratik ve özgür kültürün temelleri burada atılmıştır. Demokratik Modernite paradigması bizde yeni bir ruh, algı ve bakış geliştirdi." 
  • İnsanlar şimdiden bu gezegendeki yaşamın sona ereceğine dair korku ve kaygılar yaşıyor. Eğer başka gezegen veya evrenlere ulaşabilir ve buralarda yaşama imkanı bulabilirse Hegel haklı çıkar. Kültür bu dünyada değil ama başka dünyalarda varlığını ebedileştirebilir. İnsanlıkta bu cevher var."
  • “Kültür, sanat ve edebiyat toplumsal şeylerdir. Birbirleriyle ilişkilidirler. Birlikte var olup birbirlerini beslerler. Bunlar olmadan yaşamın doğası ve hakikatini anlamak mümkün değil. Onlar toplumun hafızasını diri tutar, yaşamın yükünü hafifletir.”

MİHEME PORGEBOL

Türk devletinin zindanlarında her türlü zulme ve haksızlığa karşı eşsiz bir direniş ve mücadele sürüyor. Bu mücadele yaşamın tüm alanlarında kendini gösteriyor. Türk zindanlarında tutsaklar arasında gerçekleşen eğitim çalışmaları herkes tarafından bilinir. Ancak bugüne dek bu konu üzerine neredeyse hiç araştırma yapılmadı ve neredeyse hiç yazılmadı. Zerya Delîl'in birkaç Kürtçe söyleşisi dışında neredeyse hiçbir bilgi kamuoyuna yansımadı. Fakat bu konunun araştırılması ve üzerine çalışılması gerektiği çok açık. Çünkü Mazlum Doğan Akademisi bünyesinde yürütülen bu çalışmalar tutsağın kişiliği ve algısı üzerinde oldukça etkili oluyor. Biz de bu yüzden yönümüzü Mazlum Doğan Akademisi'ne çevirdik. 

Akademinin eğitimleri yaşama ilişkin her alanda sürüyor. Bu alanlardan biri de kültür ve sanat. Mazlum Doğan Akademisi'nde kültür üzerine tartışmalar oldukça derinlemesine yapılıyor. Biz de bu konudaki sorularımızı tutsak Arslan İlhan'a yönelttik. Mazlum Doğan Akademisi'nin bir öğrencisi olan Arslan İlhan, kültür üzerine yapılan eğitim çalışmalarına dair sorularımızı yanıtladı:

Şu an Mazlum Doğan Akademisi'nde kültür üzerine tartışmalar yapıldığını biliyoruz. Biz de sorularımızı bu alana dair belirledik. İnsan eliyle doğaya eklenen gerek maddi gerek manevi her şey kültürün birer öğesidir. Böyle bir durumda bir kültürün özgünlüğünü nasıl tespit edebiliriz? Bir kültürü hangi olgular özgün kılar?

İnsan veya toplumun farklılığını belirleyen şey kültürünün özgünlüğüdür. Tarih boyunca kimi kültürler öncü kültür olmuştur. Özgünlüklerini buradan kurmuşlardır. Toplumların ve kültürlerin birbirinden farkları ve çeşitliliği bu gerçeğe işaret eder. İnsanlığın kendini ilk olarak kültürel yaratımlarla var ettiğini biliyoruz. Kültür, bu yaratımlarla hem kendi farkını ortaya koyar, hem doğaya karşı kendi varlığını kurar hem de kendi düşünce, yorumlayış, görü ve yaşamında yeni dönüşüm ve gelişimler gerçekleştirir. Yani; kültür yaratır, dönüştürür, ihtiyaçları belirler ve karşılar. Yaşama yeni bir şekil ve anlam yükler. Bu anlamda kültürün hem evrensel hem de yerel bir yanı vardır. Kültürler arası etkileşim ve alışveriş de her zaman olmuştur. Oysa günümüzde kültür çok hızlı bir şekilde gerçekleşiyor. Bu da kültürlerin özgünlüğünü ortadan kaldırır. Toplumun kimliğine dönüşen kimi kültürel değerler vardır. O değerler kültürel özgünlüğün ölçütüdür. Örneğin Kürt kültürünün tarihsel bir özgünlüğü vardır. Evrensel kültürün yaratımında Kürt kültürünün önemli ve belirleyici bir yeri vardır. Onun doğal ve özgün yanı da budur. Kürt toplumu güçlü bir tarih ve kültüre sahip, kadim ve direngen bir toplumdur. Mesela yerleşiklik ve tarıma dayanan Neolitik Devrim bu kültürün temellerini atar. Bunun içinde hayvancılık da var. Bu unsurlar Kürt toplumunun yaşam biçimini belirler. Zamanla üzerine yeni kültürel yaratımlar eklenir. Yani diyebiliriz ki bir kültürün özgünlüğü temeli o kültürün başladığı noktanın ta kendisidir. Bu başlangıç noktasından yola çıkarak varlığını sürdürmüştür. Dolayısıyla bir toplumun kültürünün özgünlüğü ne ürettiği, neyi kültüre dönüştürdüğü, neyle ilgilendiği, neyi yaşam biçimi olarak benimsediği, neye inandığı ve neyle yaşamını sürdürdüğüyle ilgilidir. 

Toplumu bir arada tutmak ve güçlü bir toplumsal ruh açısından kültür nasıl bir role sahip?

İnsan kültürel bir varlıktır. Kendi elleriyle kültürü yaratıp kültürle de kendini yaratmıştır. Kültür insanı, insan da kültürü dönüştürür. Tarihin akışını belirleyen değerler Mezopotamya'da ortaya çıkar. Komünal, demokratik ve özgür kültürün temelleri burada atılmıştır. Demokratik Modernite paradigması bizde yeni bir ruh, algı ve bakış geliştirdi. Dolayısıyla bu paradigma çerçevesinde baktığımız zaman yaşamın toplumsallıkla geliştiğini görüyoruz. Bu toplumsallık da kültürün maddi ve manevi değerleri etrafında şekillenir. Toplumsal formlar farklılaşsa da özündeki bu gerçeklik değişmez. Kültürün bir diğer özelliği de varlık ve olguları bir araya getirir, onları bir arada tutar. Aralarında bir ortaklık ve ruhsal bir birliktelik yaratır. Onları kaynaştırıp etik ölçüler verir. Böylece ortak bir yaşam inşa eder. Toplumsal ruh da bu şekilde ortaya çıkar. Eğer varlık toplumsallıktan uzaklaşıp başka kültürlerin etkisi altına girerse işte o zaman hem bu söz konusu ortaklık ve hem de bütün olarak toplum ruhsal anlamda zayıflar. Bu yüzden kültürün rolü oldukça önemlidir. 

Maddi ve manevi kültür arasında nasıl bir ilişki var?

Dediğimiz gibi, kültürün iki temel unsuru var. Biri maddi, diğeri manevi. Bunlar birbirinden ayrı ele alınamaz. Kültür dediğimiz şeyin kendisi zaten bu iki unsurun ilişkisi sonucu ortaya çıkar. Maddi kültür hayatı kolaylaştıran ve onu estetize eden bütün üretim ve tüketim araçlarını kapsar. Manevi kültür ise zihniyet, etik ve düşünsel tarafıyla ilgilenir. Daha doğrusu bu ilişkide düşünce kültürün maddi öğelerini, bu öğeler de düşünceyi yaratır. Aralarında yaratıma dair bir ilişki var. Birbirlerini yaratırlar, birbirlerine etki eder, birbirini geliştirip dönüştürürler. Yaşam da bu ilişki üzerine kurulur. Aralarındaki bu ilişki sarsılırsa o zaman yaşamın işleyişi kesintiye uğrar, sürekliliğe dair krizler meydana gelir. Çağımızın temel sorunlarından biri de bu zaten. Bugün bu ilişkinin sarsıldığını görüyoruz. Toplumun üretim ve tüketim dengesini sağlayan şey manevi kültürdür. Kapitalist Modernite ise insanı tamamen maddi bir varlığa dönüştürmüş, yaşamın manevi yönünü anlamsızlaştırmıştır. Bütün manevi değerleri önemsizleştirip maddiyatın hizmetine sokmuştur. Maddiyata odaklanan insan bencildir. Sadece kendi çıkar ve konforunu düşünür ve maddi kültürün tüm üretimlerini çıkar ve konforuna endeksler. Kapitalist Modernite böyle çarpık bir algı geliştirmiştir insanda. 

Popüler kültür halkların özgün kültürlerini tüketip yaşamdaki çok renkliliği ortadan kaldırıyor. Homojenliği bu güne dek denenen bütün yöntemlerden daha fazla önemser. Halk, özellikle de Kürt halkı, bu tehlike karşısında ne yapabilir? Nasıl direnebilir?

Son 40-50 yıllık süreçteki gelişmeler için bu tanım kullanılıyor. Popüler kültür seçilmiş bir sınıfın kültürü olarak gelişir. Toplumun zevk ve beğenilerini tepeden bir dikteyle gelişen bir kültürdür. Dayatmacıdır. Ele alınan şey yaygınlaştırılarak herkes tarafından bilinir hale getirilir. Ancak popüler kültürün esasında bireyi ve toplumu beğenmeye mecbur kılan, bu yönüyle de hem kendini ve hem de toplumların özgün kültürlerini tüketen bir yanı vardır. Bu kültürün bazı üretim kalıpları var. Bu sayede mevcut bütün kültürleri aşılması gereken kültürler olarak görür. İnsana bir birey olarak var olduğunu ve ama aynı zamanda her şey olabileceğini söyler. Bireysel beğenilerden tutun da insanın yeme, içme ve giyimine kadar her şeye müdahale eder. Popüler kültür içerisinde günlük, haftalık, yıllık olarak nasıl yaşaman gerektiği belirlidir. İnsana "maddi olarak varsan her şey olabilirsin" der. Kültürel değerler çok kolay bir şekilde tüketilebiliyor, yok edilebiliyor. Daha doğrusu kültürsüzlüğü öğütlüyor. Renksizliği, aynılığı, yabancılaşmayı çoğaltıyor. Bunu da olması gereken olarak sunuyor. "Kendine ve bireysel yaşamına odaklan, bunun dışındaki her şey önemsizdir" diyor. Yaşamın içinde böyle bir felsefeyi örüyor. Bilgisayarlar, telefonlar ve televizyonlar da bu kültürü insanların beğenilerine sunan araçlar olarak kullanılıyor. Teknik araçlar anlamında bugün herkes bu kültüre hapsolmuş durumda. Bu araçlara ulaşabilir ve bu araçlarla sanal bir dünyada kendini herkesle eşit görebilir. Olguların varlığını hiçe sayıp onları savunmasız bırakan bu kültür en çok da Kürt gençleri için tehlike yaratıyor. En çok onları çekiyor içine. Ancak Özgürlük Hareketi’yle birlikte Kürt toplumunda ortaya çıkan bilinç, kültürel soykırımlara karşı direnme iradesini ortaya çıkardı. Dolayısıyla Kürtlerin kültürel özgünlüklerini koruyup varlığını bu özgünlük doğrultusunda şekillendirmesi gerekir. 

Hegel, sanatın önce din ve felsefeye ait olduğunu söyler ve kültürün ebedi olacağını savunur. Sizce bir toplum inşasında sanatı nereye konumlandırabiliriz?

Hegel önemli bir isim. Bu yüzden herkes sataşır ona. Madem Hegel üzerinden sordunuz, ben de sataşayım ona biraz. Anneme "oğlun bir gün büyüyüp Hegel gibi birine sataşacak" deseydiniz kesinlikle inanırdı size. (Gülüyor) Kültür, sanat ve edebiyat toplumsal şeylerdir. Birbirleriyle ilişkilidirler. Birlikte var olup birbirlerini beslerler. Bunlar olmadan yaşamın doğası ve hakikatini anlamak mümkün değil. Onlar toplumun hafızasını diri tutar, yaşamın yükünü hafifletir. Yaşama ruh verirler. Bu yüzden de toplum üzerinde oldukça etkilidirler. Bir geçmişiniz olduğunu, bu geçmişin de bir anlam ve değerinin olduğunu hatırlatırlar. İnsana vazgeçmemeyi ve vazgeçmezse başarabileceğini söylerler. Yaşamın anlamının ne olduğunu söylerler. Yaşanmış, şu an yaşanan, yaşanması ve yaşanmaması gereken, olduğu gibi kalması veya dönüşmesi gereken şeylerin ne olduğunu en iyi kültür, sanat ve edebiyat gösterir bize. İnsanın yaşama dair ufkunu ve bakışını genişletir, gerçekçi hale getirirler. Daha doğru ifadeyle yaşama lezzet katarlar. Sanat yaratır; kendine içkin yaratma gücüyle var olur Edebiyat da samimi duygulanımlardan aldığı güçle var olur. Bu yönüyle bütün kültürel üretimlerin edebi ve sanatsal olduğunu da söyleyebiliriz. Dolayısıyla insan var oldukça kültürün de var olacağını söylemek mümkün. Peki insan ebedi olarak var olabilecek mi? Daha şimdiden bu gezegendeki yaşamın sona ereceğine dair korku ve kaygılar yaşıyor. Eğer başka gezegen veya evrenlere ulaşabilir ve buralarda yaşama imkanı bulabilirse Hegel haklı çıkar. Ben insanlığın bunu yapabileceğine inanıyorum. Kültür bu dünyada değil ama başka dünyalarda varlığını ebedileştirebilir. İnsanlıkta bu cevher var.

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.