• CHP’ye karşı yürütülen operasyon, sadece CHP’yle sınırlı basit bir operasyon değildir. Bu operasyonun önemli tarihsel ve güncel boyutları vardır ve sonuçları olacaktır. CHP, yüz yıllık Kemalist rejimin ayakta kalan son kitlesel örgütüydü. Diğer bir deyişle bizzat M. Kemal tarafından kurulan son kurumsal kalesiydi. Erdoğan rejimi tarafından ordu ele geçirildi.
  • Özgür Özel ve ekibinin önünde çok önemli tarihi bir fırsat vardır. Eski CHP dağıtıldı veya ele geçirildi. “Her şerde bir hayır vardır” denilir. Varsın CHP Kılıçdaroğlu ve avenelerine kalsın. Kurtlanmış ve kokuşmuş CHP’yi tepe tepe kullansınlar. Artık o iş geçti. Önemli olan Özel ve ekibinin bundan sonra ne yapacaklarıdır.

ENGİN KARTALDERELİ

CHP’ye karşı yürütülen operasyon, sadece CHP’yle sınırlı basit bir operasyon değildir. Bu operasyonun önemli tarihsel ve güncel boyutları vardır ve sonuçları olacaktır. Bunları başlıklar halinde şöyle sıralayabiliriz.

1-CHP, yüzyıllık Kemalist rejimin ayakta kalan son kitlesel örgütüydü. Diğer bir deyişle bizzat M. Kemal tarafından kurulan son kurumsal kalesiydi. Erdoğan rejimi tarafından ordu ele geçirildi. Polis ve emniyet güçleri ele geçirildi. Hakan Fidan'la MİT ele geçirildi. Giderek devletin iç ve dış kurumlarının tümü ele geçirildi ve yeniden düzenlendi. Böyle Kemalist rejimi İslam makyajlı diktatörlüğe dönüştürüldü.

Geriye CHP kalmıştı. Özellikle İmamoğlu’nun İstanbul belediye başkanı seçilmesi, yıpranmış Erdoğan iktidarının CHP tarafından tehdit edilmesi, CHP’ye operasyon çekmeyi zorunlu hale getirdi. Çünkü iyi kötü muhalefetin etrafında kümelendiği ana omurga CHP’ydi. Kürt siyasi hareketi ile barış ve demokratik toplum süreciyle müzakereler adı altında bir dönem başlatılırken AKP-MHP iktidarına karşı olan başta CHP olmak üzere sistem içi muhalefet çeşitli gerekçeler üretilerek özellikle de yargı yoluyla tümden sindirilme sürecine alındı. Diğer muhalefet partilerinin yüzde 5-10 oy oranlarıyla kayda değer bir tehdit oluşturamayacakları açıktı. Bu gidişle CHP ‘yılanın’ başıydı. Bir biçimde halledilmesi gerekiyordu. Onun için 19 Mart operasyonuyla düğmeye basıldı ve İmamoğlu cezaevine atıldı. Mutlak Butlan operasyonu hamlesiyle CHP’ye dönük saldırılarda yeni bir aşamaya geçildi. Anlaşılan AKP rejimi, CHP’yi iktidarına karşı tehdit olmaktan çıkarmadan asla yakasını bırakmaz. Belki geriye bir CHP kalacaktır. Ancak bu, Erdoğan’a teslim olmuş Kılıçdaroğlu’nun CHP’si olacaktır.

AKP'nin CHP'ye etkisi

2- Şimdi operasyon nesnesi olan CHP’ye bakalım: Hep bilindiği ve söylendiği gibi CHP cumhuriyeti kuran partidir. AKP iktidarına kadar, devlet demek bir anlamda CHP demekti. Ordu Kemalizmin kalesiydi ve CHP’yle bağlantılıydı. Devletin temel kurumları ve organları CHP’nin ideolojik amaçlarına göre örgütlenmişti. Öyle ki Anayasa'nın değişmeyen ilk dört maddesi, CHP logosunun 6 okuydu. Eğitim, kültür, sanat gibi kurumlar, CHP’nin Kemalist ideolojisine göre düzenlenmişti. Devlet bürokrasisi objektif olarak CHP’liydi. Dolayısıyla CHP ister iktidarda olsun ister muhalefette kalsın, her zaman iktidardı veya iktidarın önemli bir ortağıydı. Kısacası CHP, yüz yıl boyunca sırtını devlette dayayan Kemalist rejimin değişmez temel kitle kurumu olmuştu. Her zaman yeri ve konumu sağlamdı. Devletin sahibi ve koruyucusuydu. Bunun keyfini çıkarıyor ve rantını yiyordu.

AKP’nin iktidara gelmesiyle bu durum peyderpey değişti. Önce Ergenekon örgütlenmesi dağıtıldı veya teslim alındı. Yılmaz Özdil ve Doğu Perinçek gibi Ergenekoncuların hala göz yaşı döktükleri ve arkasından ağıtlar yaktıkları Ergenekonu her gün yad etmeleri, yitirdikleri iktidar saltanatlarından dolayıdır. CHP’nin yüzyıldır dayandığı devletin güç ve iktidar kurumları teker teker elinden kayıp gidince, adeta çöl ortasında kum fırtınasına yakalanarak yolunu kaybetmiş kervana döndü. CHP, AKP iktidarının yöneldiği ve oldukça sinsice ve kurnazca yürüttüğü stratejik rejim değişikliğini önce hafife aldı. Kısa süreli olacağını, bu politikanın uzun bir dönem sürdürülemeyeceğinin yanılgısına kapıldı. Çünkü devlete ve orduya güveniyordu. AKP orduyu ve Kemalist kurumları ele geçirip dönüştürdükçe, işin ciddiyetini yeni yeni fark etti. Aslında ilk dönemlerde AKP’nin bu tür büyük operasyonları göze alamayacağını varsayıyordu. Ancak son butlan kararıyla, AKP’nin, CHP ve muhalefet konusunda göze alamayacağı hiç bir operasyonun olmadığını anlamış bulunuyor. Fakat CHP bu işin ciddiyetini anlayıncaya kadar “atı alan Üsküdar’ı geçiyor.”

Atı alan Üsküdar’ı geçti!

CHP’nin bu duruma düşmesinin nedeni, Kılıçdaroğlu gibi ne olduğu ve kime hizmet ettiği belli olmayan karanlık bir tipin yönetimi olduğu kadar, CHP’nin değişen dünya dengelerini, konjonktürel durumu, sosyal değişim ve dönüşümlerini zamanında doğru okumamasıyla da bağlantılıdır. Erdoğan “atı alıp Üsküdar’ı geçerken” CHP’nin yönetici kadroları, sırça köşklerinde yüz yıllık iktidarlarının tatlı rüyalarından uyanmış değillerdi. Başları mezar taşına değince “bu ölen biz miyiz” deyip şaşkın ördekler gibi çırpınmaya başladılar. Hiç bir ön hazırlıkları ve uzun vadeli ciddi öngörüleri yoktu. Oysa elinde birikmiş muazzam kaynak, yüzyıllık kurumlaşma ve büyük kitle gücü vardı. Türk ve Kürt toplumlarına doğru bir öncülük yapabilseydiler bu uğursuz gidişatın önüne rahatlıkla geçebilirlerdi. Ne yazık ki buna ne cesaretleri, ne basiretleri, ne de çapları vardı. Olağan üstü dönemlerde olağanüstü liderlikler ve öncüler gerekir. CHP de olmayan buydu. En kritik bir döneminde CHP, bir operasyonla, ne idüğü belirsiz Kılıçdaroğlu gibi basit bir bürokrata teslim edildi. Elbette bu da bir operasyondu ama CHP’li yılların kadroları bunun önüne geçebilirdi. Baykal’ın kendisi de Türkiye’deki muhalefetin önünü tıkayan milliyetçi-hizipçi bir Ergenekoncuydu. Ancak onun muadili Kemal Kılıçdaroğlu olmamalıydı.

CHP yenilenmelidir

3-CHP’ye akıl vermek bize düşer mi, emin değilim. Yine de halklarımızın selameti ve geleceği için gerçekleri dile getirmek gibi bir görevimiz var. Öncelikle eğer CHP gerçek anlamda bu ağır yükün altından kalkmak istiyorsa, tamamen kendini yenilemelidir. Artık çoktan geride kalmış yüz yıllık ve o çağın şartlarında belki işlevi olan dar milliyetçi Kemalist ideolojiyi gözden geçirmelidir. Dikkat edin, tamamen terk etmelidir demiyorum, gözden geçirilmelidir diyorum. Tümüyle terk etme konusunda ne CHP’nin buna mecali var ne de bunu yapacak kadar cesareti ve kapasitesi vardır. Buna gücünün yetmeyeceğini biliyorum. Ama en azından Kürt sorunu konusunda, dini değerler konusunda, değişen dünya koşullarını doğru okuma konusunda temel bazı değişimler ve reformlar yapmalıdır. Bu, bağlı olduğu tüm olumlu ve çağdaş değerlerden, Mustafa Kemal’in olumlu mirasından vazgeçmesi ve tümüne sırt dönmesi anlamına gelmez. Ancak yüz yıldır atılan anlamsız sloganların, İzmir ve mehter marşlarının artık bir işe yaramayacağı, zamanlarını çoktan doldurdukları anlaşılmalıdır.

Özel artık ne yapacak?

4-Bu anlamda Özgür Özel ve ekibinin önünde çok önemli tarihi bir fırsat vardır. Eski CHP dağıtıldı veya ele geçirildi. “Her şerde bir hayır vardır” denilir. Özüne bakarsanız, CHP’nin dağıtılması -faşist rejimin haksızlığını ve zorbalığını bir tarafa bırakırsak- hiçte olumsuz bir durum değildir. Hatta iyi ve hayırlı sonuçlara vesile de olabilir. Statükonun, milliyetçi Kemalist inkarcılığın son kalesinin yıkılması, tasfiye edilmesi ağlanacak bir durum değildir. Varsın CHP Kılıçdaroğlu ve avanelerine kalsın. Kurtlanmış ve kokuşmuş CHP’yi tepe tepe kullansınlar. Artık o iş geçti. Önemli olan Özel ve ekibinin bundan sonra ne yapacaklarıdır.

Başarmak için risk almalı

5-Yukarıda da belirttiğim gibi Özel ve ekibinin önüne tarihi bir fırsat çıkmış bulunuyor. Eğer geçmişin dar kafalılığından ve zincirlerinden kurtulabilirlerse önümüzdeki seçimlerde Erdoğan rejimini yerle bir etmeleri zor değildir. Çünkü toplumda hem bir muhalefet boşluğu vardır, hem de birikmiş muazzam bir öfke bulunmaktadır. Kurulacak yeni parti eğer biriken bunca öfkeyi doğru bir yöne kanalize etmeyi başarabilirse, Türkiye de önümüzdeki dönemde umulmadık değişimlere şahit olabiliriz. Bu konuda “CHP baba ocağıdır, ana kucağıdır” gibi naif duygularla kimse kendini kandırmamalıdır. Ne ana kaldı ne baba, Erdoğan iktidarı buldozer gibi hepsini silip süpürüyor. Yeni bir ev ve ocak kurmanın zamanıdır. Sorun partiler değildir. Kitleleri doğru demokratik toplumsal vaatlerle peşinde sürükleyen liderliklerdir. Tanrının “yürü ya kulum” dediği zamandır. Toplum işe yaramayan hayırsız ana ve babalardan artık bıktı. O baba ocaklarının bir hayrı olsaydı bugün bu durumlara düşülmezdi. Zor da olsa, günah ve sevaplarıyla bir dönemi geride bırakmanın zamanının geldiğini Özel ve ekibi anlamalıdır. Eğer Özel ve ekibi başarılı olmak istiyorsa, haddimiz olmayarak kendilerine aşağıdaki önerileri sunabiliriz.

a-Geçmiş CHP pratiğinden dersler çıkarılmalıdır. Geçmişte yapılan hatalara bir daha düşülmemelidir. CHP artık eski burjuva parti kimliği ve rahatlığıyla yol alamaz. Alamayacağını da son CHP içinde yaşanan gelişmeler iyi göstermiştir. Biraz sıkıştıklarında ve çıkarları tehlikeye girdiğinde, yıllarını CHP’yle geçirmiş onlarca kişiliğin nasıl bir çırpıda CHP’yi satıp AKP’ye geçtiklerine yakından tanık oluyoruz. Evet, CHP bir kitle partisidir. Ancak partiyi ayaküstü satacak kişiliklerden oluşmamalıdır. En azından yönetim kademesi ve ileri gelen kadrolarında sağlam ve militanca bir duruş olmalıdır. Bu konuda Kürt siyasi hareketinden alacağı önemli dersler vardır.

b-Erdoğan rejiminin önlerine çıkarabileceği muhtemel engelleri ve zorlukları hesaplayarak ona göre tedbirlerini almalıdır. İmamoğlu gibi Özgür Özel’de tutuklanabilir, hapse atılabilir. Bu durumda partiyi yönetecek ve mücadeleyi sürdürecek kadrolar hazır tutulmalı, gidenlerin yerini yenileri almalı ve mücadele sürekli kılınmalıdır. Bu konuda yine Kürt siyasi hareketinin mücadele tarihi ile sürekli kapatılan yeniden kurulan partilerin tarihi, ders çıkarılması gereken önemli bir örnektir. Bir mücadeleyi ayakta tutan eğitilmiş, kararlı, cesur ve sağlam duran kadrolarıdır. Belki CHP’nin HDP gibi, DEM gibi, süreklilik gösteren bir kadro geleneği ve kültürü yoktur ancak yaratmak zorundadır.

c-Özel’in yeni partisi, sürekli gündemi meşgul eden Türkiye’nin temel sorunlarını nasıl çözeceğini, topluma ne vaat edeceğini net ve cesur bir programla ortaya koymalıdır. Başta Kürt sorunu olmak üzere, Alevi sorunu, dini inançlar sorunu, etnik kültürel sorunlar konusunda demokratik radikal çözüm önerilerini ortaya koymalıdır. Bunu sadece bir kaç oy devşirmek, göz boyamak gibi sahte tutum ve davranışlarla değil, inanarak ve kitleleri de inandırarak, büyük bir inanç ve kararlılık içinde yapmalıdır. Toplum artık siyasetçilerin ve siyasi partilerin sahte vaatlerinden bıkmıştır. Ur gibi toplumun yakasını bırakmayan bu anlayış ve zihniyet aşılmalıdır. Özel ve ekibinin, bunu yapmaları için fazlasıyla şansları vardır. 

d-Özel’in yeni partisi iç ve dış ittifaklara açık olmalıdır. Geniş bir toplumsal mutabakat içinde, Demokratik Türkiye ittifakını kurmalıdır. Saadet ve Gelecek partileri gibi, sağ muhafazakar kesimler bu ittifakın içine dahil edile bilinir. Ancak Ümit Özdağ gibi milliyetçi ve faşist kişiliklerin mevcut halleriyle kabul edilmeleri, yeni oluşuma çok şey kaybettirir ve hayal kırıklığı yaratır. Bunlarla dirsek temasları ve ilişki içine olmak mümkündür. Ancak demokratik Türkiye ittifakının içeriğini ve yaratacağı güveni bozmalarına izin verilmemelidir. Geçmişte Kılıçdaroğlu’nun Ümit Özdağ’la yaptığı gizli protokol unutulmamalı.

e-Özel’in Yeni Parti’si; dış gelişmeleri de iyi okumalıdır. Bölgede yaşanan gelişmeler, Küresel güç dengelerinin durumu ve Türkiye’ye yansımalarını iyi izlemeli, yaratıcı ve çözümleyici politikalar üretmelidir. Pratik politika da işe yaramayan ve çoktan terk edilmesi gereken ezberlenmiş sloganlar terkedilmelidir. Geçmiş yüz yıldan kalma, retorik olmaktan öteye gitmeyen “Bağımsız Türkiye” sloganının günümüzde hiç bir anlamı ve karşılığı yoktur. Bırakalım günümüzün dünya koşullarında, tarihin hiç bir döneminde insanlar izole bir biçimde yaşamamışlardır. İnsanlar ve toplumlar karşılıklı bağımlılıklar içinde yaşarlar. Her şeyden önce doğaya bağımlıdırlar. Günümüzde hangi ulus, devlet, ülke, toplum tam bağımsız ve kendi başınadır. Önemli olan bağımlı olmak değil, nasıl bağımlı olmaktır. Bağımlılığın biçimi ve türüdür. Ne yazık ki bunlar ezberlenmiş tekrarlardır. Artık bu tür retoriklerden vazgeçilmeli ya da bir dini inanç gibi dayatılmamalıdır.

f-Erdoğan’ın milli dış politika dediği ve muhalefete dayattığı bir oyun ve aldatmacadan başka bir şey değildir. Amaç muhalefeti ürküterek kendi kontrolünde tutmak ve dış dünyadan izole etmektir. Ne yazık ki CHP ve muhalefet bu zokayı yutmuştur. Dolayısıyla muhalefetin dış dünyada sesi soluğu kesilmiştir. Erdoğan’da, “dünya lideriyim” diyerek reklamını yapmaktadır. Dünyada öyle milli dış politika diye bir olgu kalmamıştır. Erdoğan’ın kendisi, bırakalım milli dış politika uygulamayı, Trump’ın bir kopyası gibi, dış politikayı tamamen kendi ailesinin çıkarlarına ve iktidarda kalma hesaplarına göre ayarlamaktadır. Trump rol modelinin Erdoğan olduğunu söylemekte, övgüye boğmaktadır. Trump ne kadar yerli ve milliyse Erdoğan’da o kadar yerli ve millidir. Özel ve ekibi artık bu oyunu görmeli, bu fasit daireden çıkmanın adımlarını atmalıdır.

Özel’in Yeni Parti’si; uluslararası platformlarda haklılığını ve davasını anlatmalı, mutlaka uluslararası ittifaklar geliştirmelidir. Erdoğan, Trump gibi çağın en sağcı ve sıra dışı kişiliğiyle her türlü bireysel çıkar temelinde gayrı meşru ilişkileri geliştirirken, CHP’yi ürkütmüş ve ona meşru ilişki ve ittifakları haram kılmıştır. Özgür Özel’in kafası mezar taşına değdikten sonra uyanmış, bazı adımlar atmıştır. Erdoğan rejimini Sosyalist Enternasyonel’i de tartışma konusu yapmıştır. Ancak bu adımlar için hem çok geç kalınmış, hem de son derece yetersiz kalmıştır.

Bu konuda başlı başına yeni bir planlama ve örgütlenmenin geliştirilmesi zorunludur. Etkili yaratıcı ve çarpıcı bir dış ilişki ve ittifakların geliştirilmesi gerekmektedir. Bu konuda Erdoğan’ın tehditlerine aldırış edilmemeli, oyunlarına gelinmemelidir. Erdoğan’ın amacı; yeni partiyi dış ittifaklardan izole ederek, Trump’ın desteğiyle içeride boğmak ve gelişmesine izin vermemektir.

g-Yeni Parti, Ortadoğu’da yaşanan gelişmeleri doğru okumalı ve Sayks-Picot kafasıyla sonuç alamayacağını anlamalıdır. Ortadoğu yeniden şekilleniyor ve yeni sınırlar çiziliyor. Erdoğan, Bahçeli ve Tom Barrack’ın, Osmanlıya güzellemeler düzmeleri boşuna değildir. Değişen bölge koşullarını kendi lehine dönüştürmek istiyorlar. Yeni Parti, yüz yıl önce çizilmiş Misakı Milli sınırları deyip, Lozan gevelemesi yapmamalıdır. CHP geçmişte bunları bir din haline getirdiği ve değişmez kuran ayetleri gibi yaklaştığı için ülkeyi yıkımın eşiğine getirdi. Çünkü değişen koşulları doğru okuyamadı. Bu konuda AKP ve Erdoğan’dan alacağı dersler olmalıdır. Erdoğan, Kemalizmin yüzyıllık ezberlerinden ve zincirlerinden kurtulduğu için, 30 yıla yakındır ülkeyi yönetmektedir. Ne var ki, izlediği bu doğru yöntemi daha sonra kötüye kullanmış, kişisel iktidarı için harcamıştır. Dolaysıyla Özel’in yeni partisi, Erdoğan’ın, İslamcı çetelere dayalı Ortadoğu Birliğine alternatif olarak, Kürt siyasi hareketiyle el ele vermeli, halklara dayalı Demokratik Ortadoğu Birliği’ne öncülük etmelidir.

h-Özgür Özel’in Yeni Parti’si, Ortadoğu’da Kürtlerle ortaklık, eşit haklar ve adalet içinde birlikte yaşama konusunda çalışmalar yapmalı ve programlar hazırlamalıdır. Erdoğan ve AKP ekibini, iktidarını sürekli kılmaya endekslenmiş ‘Terörsüz Türkiye’ sahteliğini açığa çıkarmalı, teşhir etmeli ve yeni partiyi gerçek çözümün ve işbirliğinin adresi haline getirmelidir. Erdoğan-AKP ikiyüzlülüğünü açığa çıkarmak ve bunun yerine yeni partinin gerçek ve inandırıcı çözüm gücünü, samimiyet ve dürüstlüğünü ikame etmek, Türk ve Kürt halklarına yapılacak en büyük hizmet olacaktır. Türkiye’nin var olan hayati ve temel sorunlarının üzerinden atlayarak değil,  gündeme koyarak yol almak, Özel’in yeni partisine ve ekibine büyük bir güç katacaktır. Önümüzdeki sürecin iktidar gücü haline getirecektir. Ancak böyle yapmayıp eski Ergenekoncuların, sığ milliyetçi faşistlerin seslerine kulak kabartır ve kucağına düşerse, tam bir hüsrana uğrayacaktır. Kuşkusuz işleri zordur lakin imkansız değildir.