Covid-19 meslek hastalığı kabul edilmeli

Nevra AKDEMİR yazdı —

18 Aralık 2020 Cuma - 23:00

  • Bir hastalığın meslek hastalığı kabul edilmesi için uzun bir mücadele gerekiyor. Zira sermayedar için her seferinde maliyet artışı ve zaman kaybı anlamına gelecek işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerin alınması, kocaman bir güç mücadelesi.

Covid-19 dünya düzenini hızla değiştiriyor. Daha fazla iş evden yapılmaya başlarken, ev içi yükümlülükler baş edilemeyecek düzeyde arttı. Çocukların eğitimlerinin evlerde devam etmesi yoğun çalışmak zorunda kalan pek çok insanı etkilerken, eşitsizlikleri de daha görünür kıldı. Ancak bu süreçte pek görünür olmayan şey, sağlık çalışanlarının durumu. Salgın sürecinde çalışma koşulları ağırlaşan sağlık emekçilerini kaybediyoruz.

Sağlık çalışanları herhangi birinden 10 kat fazla virüse yakalanmış, salgının başından bu yana. Türkiye’de sağlık bakanlığının açıklamalarına göre Covid-19’dan enfekte olan sağlık çalışanı sayısı 120 bin’i aşmış ve kaybedilenlerin sayısı ise 263’a ulaşmış durumda. Son üç günde ise 18 kişi. Korkunç rakamlar duyuyoruz. İzin kullanmaları ve istifa etmelerinin yasaklanması ile beraber düşünüldüğünde kapitalist çalışma ilişkisinin ötesine geçen bir sömürü düzeni görünür oluyor artık. Dahası ilgili yasalarda açıkça işaret edildiği halde işyerinde, işini yaparken ve işin yürütüm şartlarından dolayı tekrarlanması kaçınılmaz olan risk nedeniyle bir zarar oluştuğu halde, meslek hastalığı olarak tanımlanmaması akıl dışı. Dünya üzerinde 130 ülkede Covid-19 meslek hastalığı olarak kabul ediliyor, Türk Toraks Derneği’nin verdiği bilgilere göre.

Meslek hastalıkları çok çetrefil bir konu. İşin yapılma biçiminin veya çalışırken kullanılan materyallerin belirli bir zaman diliminde insan bedeninde oluşturduğu tahribat, pek çok farklı hastalıkla ortaya çıkıyor. Ancak, bu hastalıkların meslek hastalığı sayılması hukuki bir süreç. Yani ortaya çıktığında değil, konuyla ilgili otorite kabul ettiği sürece bu kapsama giriyor. Bazı meslek hastalıkları kot taşlama işçilerinin yakalandığı silikozis hastalığı gibi kısa zamanda ortaya çıkmasına rağmen işler kayıtdışı ve geçici işçilerle yapıldığından, işçinin izlenmesi mümkün bile olmayabiliyor. Bazen ise hastalık emeklilik döneminde ortaya çıktığında, şirket sorumluluğunu reddedebiliyor. Bir anda fail mağdura, mağdur faile dönüşüyor; hastalığın sorumluluğu mağdur olan kişinin kendisine, örneğin kişinin yaşam tarzına veya bilgisizliğine havale edebiliyor. 
Meslek hastalıklarının kabul edilmesi tanımlanması ile bağlantılı olunca Dünya Sağlık Örgütü’nden (DSÖ) büyük şirketlere ve hatta istatistik kurumlarına kadar pek çok söylem üretiminin ve rıza inşasının devreye girdiğini gözlemlemek de mümkün. Yani maden işçisinin sigara içtiği için akciğerlerinde rahatsızlık oluştuğu veya nükleer enerji santralinde çalışan işçilerin kanser nedeninin işçinin yediklerine bağlanması en bilinen örnekler.

Dolayısıyla bir hastalığın meslek hastalığı kabul edilmesi için uzun bir mücadele gerekiyor. Bu mücadele sadece işçinin bireysel mücadelesi de değil. İşçi sınıfı örgütlerinin ve bilim insanlarının oluşan bu hegemonik söyleme karşı mücadele etmesi ve yasa yapımını etkileyecek kadar güçlü olması gerekiyor. Ancak mücadele bununla da bitmiyor. Yasaların uygulatılması, en az yapılması kadar zor. Zira sermayedar için her seferinde maliyet artışı ve zaman kaybı anlamına gelecek işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerin alınması, kocaman bir güç mücadelesi. Sermayedarların temel motivasyonu, işçilerin sağlığına ve hatta halk sağlığına rağmen maliyeti düşürüp işlerin daha hızla yapılmasını sağlayacak düzenler inşa edip, işçileri canı gönülden bu düzen içinde canına rağmen çalışmaya ikna etmek. Böylece çok yakından bildiğimiz uzun ve yoğun çalışma koşulları ile el konulan artı değerin artırılması konusu ile meslek hastalıkları bağlantısı ortaya dökülüverir. Bu açıdan artık-değere el koyma koşulları, belirli bir anda belirli bir toplumsal ilişkinin niteliğini ortaya koyuyor. Meslek hastalıkları tam da bu yüzden bir politik mücadele konusu, salgının ortaya çıkma koşullarının olduğu gibi.

Zira salgın, doğanın el konulan artı-değeri artırmayı hedefleyen meta üretimi için insan eliyle yeniden düzenlenmesinin sonuçlarından sadece biri. Asla ekosistemin içinde bin yıllardır yan yana gelmemiş büyük miktardaki hayvanların bir araya getirilmesi ve büyük kapitalist hayvancılık sektörünün böylece kurulduğu yerlerde salgınların ortaya çıktığına işaret etmek önemli. Salgının yarasa yiyen bir Çinlinin eseri olduğuna dair ırkçı ve bilimden uzak yaklaşımların ötesine geçmek, yaşadığımız dünyayı anlamak ve onu yıkıma sürükleyen düzeni paramparça etmek için tek şansımız.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.