• Çukurova’da Zeynep Kınacı ile birlikte çalışma yürüten Kamil Akalın, Zîlan’ın o dönem “Gülistan” ismini kullandığını belirtti: “Zerre korku bilmeden, halktan kopmadan örgütlenme çalışması yürütüyordu. Gittiği her evde bir iz, bir etki bıraktı.”
  • Çukurova’da 1994’ün sonlarında operasyonlar düzenlendiğini söyleyen Akalın: “Zîlan arkadaşı esir almak için büyük hazırlık yapmışlardı. O dönemde 13 gün ağır işkenceler altında kaldım. Sorgularda sürekli ‘Gülistan nerede?’ sorusunu duyuyordum.”

BARAN HEBÛN/LEFKOŞA

Kürt Özgürlük Hareketi’nin mihenk taşlarından Zeynep Kınacı'nın (Zîlan) 30 Haziran 1996'da Dêrsim'de gerçekleştirdiği fedai eyleminin üzerinden 30 yıl geçti. Önder Apo’ya yönelik suikast girişimine eylemiyle karşılık vererek adını tarihe yazdıran Zîlan’ın eylemi aradan geçen yıllara rağmen askeri, siyasi ve toplumsal boyutlarıyla önemini koruyor. Dêrsim’e geçmeden önce bir dönem Çukurova’da kalan Zîlan ile altı ay birlikte çalışma yürüten Kamil Akalın, Zeynep Kınacı’yı anlattı.

‘Gülistan’ ismini kullanıyordu

Kamil Akalın, şehit Zîlan ile 1994’te, yurtsever bir arkadaşı aracılığıyla Çukurova'da tanışıyor. O dönem Zeynep Kınacı’nın “Gülistan” ismini kullandığını belirten Akalın, “Yurtsever bir ailede kalıyordu. Kaldığı eve gittim. Cephe (ERNK) faaliyetlerinde yer alıyordu. O dönemler güvenlik açısından ‘Gülistan’ ismini kullanıyordu. Çukurova’da kaldığı süre boyunca da bu ismi kullanmaya devam etti. Yaklaşık altı ay birlikte çalışma şansım oldu. Güvenlik koşulları nedeniyle sık sık görüşemesek de sürekli kendisiyle irtibat halindeydim” diyor.

 

Çalmadığı kapı yoktu

Zîlan'ın mücadeleye bağlılığı, çalışma disiplini ve halkla kurduğu ilişkinin kendisini en çok etkileyen yönleri olduğunu söyleyen Akalın, onun büyük bir irade ve cesaretle çalıştığını ifade ediyor. “Zerre korku duygusu bilmeden, halktan kopmadan, halkın arasında örgütlenme çalışması yürütüyordu” diyen Akalın şöyle devam ediyor: “Durmak nedir bilmezdi. Çukurova'da çalmadığı kapı yoktu. Günlük hedefleri vardı. ‘Bugün bu kadar kişiyi, bu kadar evi ziyaret etmek gerekir’ derdi ve hedefine ulaşmadan da durmazdı.”

Her evde bir iz, etki bırakırdı

Şehit Zîlan’ın, Çukurova'daki çalışma alanının oldukça geniş olduğunu belirterek, “Serhat, Botan ve Amed'den gelen ailelerin yaşadığı farklı mahallelerde çalışmalar yürütüyor, gittiği her bölgede insanların yaşam biçimini ve hassasiyetlerini gözeterek hareket ederdi. Hatta kıyafetlerini bile ona göre seçerdi. Gittiği her evde bir iz, bir etki bırakırdı. İkna kabiliyeti çok güçlüydü. Görevine kutsal bir ibadet gibi yaklaşıyordu” diye ekliyor.

Zaman çok değerliydi

Şehit Zîlan’ın kadın kimliğiyle yürüttüğü mücadeleye de dikkat çeken Akalın, “Kendi öz duruşundan taviz vermeden, daha o dönemde kadın özgürlük bilinciyle erkek egemen zihniyete karşı da büyük bir mücadele veriyordu” diyor.

Tüm zamanını Özgürlük Hareketi’ne bir şeyler katma temelinde değerlendirdiğinin altını çizerek şöyle devam ediyor: “Boş geçen zaman için kendine çok kızardı. Zîlan demek; zamanı dolu dolu yaşamak, bu halkı kendi kimliğiyle buluşturmak demekti. Zaman bu anlamda onun için çok değerliydi.”

‘Önder Apo’yu yaşar gibi’

Akalın, şehit Zîlan'ın Rebêr Apo’ya bağlılığına dikkat çekerek şunları anlatıyor: “Gittiği her eve Önder Apo’nun ideolojisini götürürdü. ‘Tek bir ev bile Önder Apo’suz kalmamalı’ derdi. Önderliği doğru yaşamak, anlatabilmek için çok okurdu. Önder Apo’yu hiç görmeden Önder Apo’yu yaşar gibiydi. ‘Keşke canımdan daha fazla bir şey olsa da onu versem’ ölçüsüyle yaşıyordu adeta. Zaten Önderliğe karşı tehlikeyi fark edip buna karşı bir cevap olması, onun ne denli büyük bir bağlılığının olduğunun da kanıtıdır.”

‘Zîlan arkadaşa borçluyuz’

“Tüm şehitlerimize borcumuz olduğu gibi Zîlan arkadaşa çok daha borçlu olduğumuzu düşünüyorum” diyen Akalın şöyle devam ediyor: “Yapmış olduğu tarihi eylemle Önder Apo’ya dönük komployu engelledi. Ama ne yazık ki yetersiz yoldaşlığımız yüzünden uluslararası komplonun önünü alamadık. Tüm şehitlerimize ve Zîlan arkadaşa borcumuzu ancak Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü sağladığımız anda ödemiş oluruz.”

‘Hedefleri esir almaktı’

Çukurova'da yaklaşık altı ay çalışma yürüttükten sonra devletin geniş çaplı bir operasyon hazırlığına giriştiğini belirten Akalın, Zîlan'ın bunu önceden fark ettiğini ve birlikte çalıştığı kişileri olası bir operasyona karşı uyardığını anlatıyor. 1994'ün sonlarına doğru operasyonun başladığını söyleyen Akalın, ilk aşamada 27 kişinin gözaltına alındığını kaydederek şunları söylüyor: “Zîlan arkadaşı esir almak için büyük hazırlık yapmışlardı. Ama o kendi güvenliğine de ciddiyetle yaklaşıyordu. Gözaltına aldığı herkesi ağır işkencelerden geçirerek Zîlan arkadaşın yerini öğrenmeye çalıştılar. Ben de o dönemde 13 gün ağır işkenceler altında kaldım. O süre boyunca yapılan tüm sorgularda sürekli ‘Gülistan nerede?’ sorusunu duyuyordum. Olumsuz cevap aldıklarında ise öfkeden deliye dönüyorlardı.” 

Eylemi cezaevinde öğrendi

Operasyonun ardından tutuklanan Akalın, Zîlan'ın fedai eylemini televizyondan öğrendiğini söylüyor: “Her zamanki gibi Türk devleti bu tarihi eylemi çarpıtmak için ilk haberi verdiğinde, ‘aklı dengesi bozuk olan bir kadının intihar girişimi’ olarak sundu. Aslında Zîlan arkadaşın bu eylemiyle bozulan düşmanın dengesi olmuştu. Bu eylem aslında düşmanda iki açıdan şok yaratmıştı. Birincisi, Zîlan arkadaşın kadın kimliğiyle bu görkemli eylemi yapmış olmasıydı. İkincisi ise, bu eylemin bir halkın özgürlüğünü koruma ve özgürlüğünü sağlama amacı taşımasıydı. Özgürlük tanrıçası Heval Zîlan nasıl ki pratiğiyle bir etki bıraktıysa, yaptığı tarihi eylemle de büyük bir ses getirdi.”