- Yeni dönemin iktidar gücü olarak bir “Demokratik Cumhuriyet İttifakı"nı öngörüp daha da geniş bir katılımla geliştirmek imkân dahilindedir.
FUAT ALİ RIZA
Bu ad altında Türkiye’de bir konferansın düzenleneceği açıklanmış bulunuyor. 13-14 Haziran günlerinde yapılacak olan konferans için 29 aydın açıklama ve çağrı yapmış durumda. Şimdi konferansın gündemi ve içeriğine dönük tartışmalar yürütülüyor. Söz konusu konferansta önemli tartışmaların yürütüleceği ve görüşlerin öne sürüleceği anlaşılıyor. Demokratik Cumhuriyet tartışmalarının yoğun olduğu bu süreçte düzenlenen konferansa başarılar diliyor ve Türkiye demokrasisinin gelişimi açısından önemli sonuçlar vereceğine inanıyoruz.
Aslında Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkıntıları üzerinde Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinde önemli demokratik değerlerin bulunduğu biliniyor. Örneğin halkların ve kültürlerin inkârı bulunmuyor. Zira İngiliz, Fransız ve Yunan işgaline karşı savaşta Kâzım Karabekir’in ordusu yanında en çok Kürt ve Çerkes güçlerinin yer aldığını resmi tarih bile kabul ediyor. Mustafa Kemal Yönetimi, söz konusu savaşta en çok Lenin’in kurmaya çalıştığı Sovyetler Birliği ile ilişki ve ittifak içinde bulunuyor. Yine ‘Kurtuluş Marşı’nı, daha sonra “Dinci” denerek Mısır’a sürülen Mehmet Akif Ersoy’un yazmış olduğu biliniyor. Dahası edebiyat ve sanatta kağnılarıyla cepheye cephane taşıyan kadınlardan fazlasıyla söz ediliyor. Belli ki cumhuriyet tüm bu güçlerin katılımı ve gayretiyle ortaya çıkartılıyor ve kuruluyor.
Şimdi cumhuriyetin demokratik dönüşümünü tartışırken kuşkusuz bunları hatırlamak ve bu gerçekliği vurgulamak gerekiyor. Elbette bunları yeterli görmek ve bugün de bunlarla demokratik cumhuriyetin inşa edileceğini öngörmek doğru olmaz. Bunun için söz konusu kuruluş değerleriyle birlikte “demokrasi” kavramının bugün içerdiği anlamları birlikte ele almak gerekir. Bir de bugün cumhuriyet adı altında hüküm süren devletin gerçek özelliklerini ortaya koyabilmek önemlidir.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin 1924’ten itibaren söz konusu kuruluş değerlerinden giderek uzaklaştığı bilinmektedir. Özellikle yaşanan askeri darbelerin cumhuriyet ismini korumakla birlikte gerçek cumhuriyet ilkelerini yok ettiği ve devleti adım adım bir oligarşik diktatörlük haline getirdiği bilinen bir gerçektir. Her ne kadar anayasada tüm ilerici kavramlar kullanılsa da gerçek uygulamanın tam tersi olduğu ve bu kavramların içte ve dışta bir aldatma etkeni yapıldığı açıktır. Özellikle 1970’lerin başında gelişen demokratik devrim mücadelesinin ezilmesi ve bastırılmasıyla bu gerçeklik tamamen hakim kılınmıştır.
Kuşkusuz cumhuriyetin gelişiminin böyle bir seyir izlemesinin birçok nedeni vardır. Örneğin cumhuriyete hakim olan elitin yetişme tarzı ve milliyetçi şekillenmesi önemli bir nedendir. ‘Birinci Cumhuriyet’ denen süreçte bu durum ‘Laik milliyetçilik’ olarak yaşanmıştır. Kenan Evren’in başlattığı ‘İkinci Cumhuriyet’te ise ‘Dinci milliyetçilik’ halini almıştır. Tüm cumhuriyet tarihi boyunca bu milliyetçiliğe yön veren temel ilke, ‘Tek bir Türk milleti yaratma’ uğruna başta Kürtler olmak üzere tüm diğer halk varlıklarının inkâr edilmesi olmuştur. Türkiye’de ulus-devletçilik böyle anlaşılıp uygulanmıştır. Bu temelde Müslüman olmayan halklar ülkeden kaçırtılmaya çalışılırken, Müslüman halklar üzerinde de planlı ve örgütlü bir asimilasyon politikası uygulanmıştır. Özellikle söz konusu bu politikaya dönük Kürtlerin belli bir direniş göstermeleri, kültürel soykırım saldırılarını daha da ağırlaştırmış, sonuçta demokrasi Kürt sorununda kilitlenip kalmıştır.
Uzun bir dönem devletin güvenlik belgelerinde “Komünizme, irticaya ve bölücülüğe karşıtlık” temel karar olmuş, devletin güvenliği bunlara karşı savaşa ve bunların yok edilmesine bağlanmıştır. Bu temel ilke 1990’ların başında Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla birlikte ciddi bir sarsıntı yaşamıştır. Zira "Komünizm tehdidi” çok büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. “İrtica tehdidi"ni de AKP iktidarı ortadan kaldırmıştır. Geriye kalan “Bölücü tehdit”, özellikle PKK’nin yürüttüğü savaş temelinde “Cumhuriyete tek tehdit” olarak görülmüş ve “Teröre karşı mücadele” adı altında tüm anayasa ve yasalar buna göre şekillendirilmiştir. Dahası Süleyman Demirel’in deyimiyle “Bazen bu yasaları aşan” uygulamalar da olmuştur. Aslında Demirel’in bu “Bazen” kavramını “Çoğunlukla” biçiminde okumak gerekir. Bu gerçekleri, Kürt halkı ve özellikle kadınları çok iyi bilmektedir.
Şimdi ‘Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü’ tartışması, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihli Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı temelinde gelişmektedir. Çağrı temelinde 1 Mart günü ateşkes ilan edilmiş, 5-7 Mayıs 2025 tarihinde 12. Kongresini yapan PKK, “silahlı mücadele stratejisine son verip demokratik siyaset stratejisi izleyeceğini ve örgütsel yapısını feshettiğini” açıklamıştır. Bunlar temelinde Önder Abdullah Öcalan “Demokratik Entegrasyon Çözümü"nü formüle etmiş ve bunun için ‘Demokratik Cumhuriyet’ ve ‘Demokratik Toplum’ çağrısı yapmıştır. Söz konusu entegrasyon çözümünün gerçekleşebilmesi için cumhuriyetin demokratik dönüşümü ve komünal temelde demokratik toplumun inşası gerekmektedir.
Böylece Önder Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği Barış ve Demokratik Toplum Süreci cumhuriyetin demokratikleşmesi önündeki Kürt sorunu kilidini ortadan kaldırarak, Kürtlerin demokratik cumhuriyete entegrasyonunu öngörerek, Türkiye’deki demokratikleşmenin önünü tümüyle açmıştır. Söz konusu konferans işte bu ön açma temelinde gelişmektedir ve elbette Önder Abdullah Öcalan’ın çağrı ve görüşlerini dikkate alacaktır.
Artık Türkiye’de “Güvenlik politikaları"nı gerektirecek iç nedenler ortada kalmamıştır. Uzun süre tekrarlanan “Komünizm, irtica ve bölücülük” adlı ‘tehditler’ ortadan kalkmıştır. Belirtilen “Dış tehditler ve beka sorunu” ise içerde birliği, o da tam demokratikleşmeyi gerektirmektedir. Gerçek böyle olmasına rağmen mevcut AKP iktidarı ciddi hiçbir adım atmamakta ve ortaya çıkan bu demokratikleşme fırsatının önünü kapatmaktadır. Öyle görünüyor ki, mevcut AKP-MHP iktidarıyla Türkiye söz konusu demokratikleşme fırsatlarını değerlendiremeyecektir. Bu gerçeği görmek ve cumhuriyetin demokratik dönüşümü tartışmalarını yürütürken bunu da dikkate almak gerekir.
Dikkate alınacak diğer bir husus ise gerçek demokratik dönüşüm yerine sahte değişim tutumlarının geçirilmesi çabasıdır. Din ve inançta gerçek demokrasi ilkesinin uygulanması yerine sahte bir dincilik ikame edilmeye çalışılmaktadır. Yine komüne dayalı demokratik toplum sosyalizmi yerine sahte sosyalist yaklaşımlar geçirilmektedir. Kürtlerin asli bir unsur olarak cumhuriyete demokratik entegrasyonu yerine “Hizbulkontra” gibi sahte Kürtçü güçler ikame edilmeye çalışılmaktadır. Böylece “bütün karşıtlıklar çözüldü ve Türkiye demokratikleşti” denmek istenmektedir. Cumhuriyetin demokratik dönüşümü tartışmalarında bu sahte yaklaşımları da görüp mahkûm etmek önemlidir.
Derler ya, her şerde bir hayır vardır diye, CHP’nin yaşadığı mevcut durumda da siyaseti yeniden yapılandıracak ve demokratik siyaseti büyütecek imkânların ortaya çıktığını görmek gerekir. Önder Abdullah Öcalan’ın gündeme getirdiği Demokratik Cumhuriyet Partisi'ni en geniş katılımla şekillendirmenin koşulları tamamen oluşmuş durumdadır. Hatta demokratik dönüşümde AKP engelini aşabilmek için sadece partiyle de yetinmemek, yeni dönemin iktidar gücü olarak bir “Demokratik Cumhuriyet İttifakı"nı öngörüp daha da geniş bir katılımla geliştirmek imkân dahilindedir.
O halde yeni dönemin siyasi aktörleri ‘Demokratik Cumhuriyet Partisi’ ile ‘Demokratik Cumhuriyet İttifakı’ olacaktır. AKP oyunlarını bozmanın ve Önder Abdullah Öcalan’ın açtığı yolda Türkiye’nin demokratikleşmesini gerçekleştirmenin başarı yolu budur. Bizim çağrımız da en geniş demokrasi güçlerinin böyle bir partileşmeyi ve ittifak yaratmayı başarması üzerinedir. Kadın özgürlüğüne ve toplumsal ekolojiye dayalı olarak geliştirilecek böyle bir demokratikleşme Türkiye’nin tek kurtuluş yolu olduğu gibi, Türkiye’yi Ortadoğu demokratikleşmesinin de öncüsü yapacaktır. Cumhuriyetin demokratik dönüşümü konferansındaki tartışmaların bu düzeye ulaşacağı ve böylesi demokrasi güçlerinin açığa çıkmasına vesile olacağı inancıyla bir kez daha söz konusu konferansa başarılar diliyoruz.