İran’ın ihtiyacı, Demokratik Cumhuriyet'tir
Fuat Ali RIZA yazdı —
- İran'daki rejim, özellikle son yıllarda içinde yer aldığı sistem tarafından yıkılacağı açıkça belli olmasına rağmen kaskatı kesilerek en küçük değişim esnekliği gösteremedi.
- İran’ın ihtiyacı, yeniden Şahlık rejiminin başa gelmesi değil, tersine bir Demokratik Cumhuriyet'in kurulmasıdır. Ağırlaşmış toplumsal sorunlar, böyle bir sistemle çözüm yoluna girebilir.
FUAT ALİ RIZA
Dini Lider Ali Hamaney’in 28 Şubat günü ABD-İsrail ortak saldırısı sonucu vurulmasıyla İran yeni bir döneme girdi. Belli ki İran artık bir rejim değişikliği yaşayacak. Ne kadar zamanda ve nasıl olacağı şimdiden bilinemese de açık ki 37 yıllık Hamaney rejimi ve 47 yıllık İslam Cumhuriyeti değişecek. Bu artık kesinleşti. 47 yıllık İslam Cumhuriyeti artık aşılacak, ancak yerine ne gelecek? Henüz belli olmayan işte bu sorunun cevabıdır. Belli ki söz konusu bu rejim değişikliğinin tüm İran halkları açısından çok önemli sonucu olacağı gibi, Ortadoğu ve dünya açısından da önemli sonucu olacak.
İran deyip geçmemek gerekir. En eski devlet geleneğine sahip olan bir alandan söz ediyoruz. Tarihsel olarak devletçi sistem içinde yaşanan Doğu-Batı ayrımında ‘Doğu’yu temsil eden bir yerden ve güçten bahsediyoruz. Ortadoğu dengesinde her zaman çok önemli yeri olan bir devleti dile getiriyoruz. Aynı zamanda tarihi özgürlük akımlarının alanından, dolayısıyla çok dinamik bir toplumsal yapıya sahip olan yerden söz ediyoruz. Batı düşüncesi tarafından ne tür yakıştırmalar yapılırsa yapılsın, halkı ve özellikle kadınlarıyla bölgenin en devrimci alanından bahsediyoruz.
Bu tarihsel özelliği 20. yüzyılda yaşanan olaylarda da açıkça gördük. İngiliz emperyalizminin İran toplumunun başına geçirmeye çalıştığı iş birlikçi Şahlık rejimine karşı halkların her fırsatta ayağa kalktığını çok iyi biliyoruz. Bu gerçek, II. Dünya Savaşı ardından Azeri ve Kürt halklarının özgürlük mücadelesinde görüldü. Yine 1950’li yıllarda Musaddık önderliğinde yaşanan milliyetçi harekette gördük. Son olarak da iş birlikçi Şahlık rejimini yıkan Şubat 1979 Devrimi'nde gözledik.
Bu devrim, sonuçta İslam Devrimi'ne dönüştüğü ve İslam Cumhuriyeti olarak sonuçlandığı için birçok çevre tarafından küçümseniyor ya da görmezden geliniyor. Halbuki 1970’lerin sonunda İran’da iş birlikçi Şahlık rejiminin yıkılması, İran halkları için olduğu kadar tüm Ortadoğu ve hatta dünya için de çok önemliydi. Sadece İslami güçlerin başardığı bir devrim değil, İran’daki tüm halk temsilcilerinin ve sosyalistlere kadar tüm akımların ittifak yaparak birlikte gerçekleştirdiği bir devrimdi. Ne var ki, Şahlığı yıkanların yaşadığı iç iktidar çatışmasında başarılı çıkan Humeyni öncülüğündeki güçler oldu ve devrim bir İslam Devrimi haline geldi.
Yine de 10 yıllık Humeyni yönetimi sürecinde söz konusu rejimin önemli bir halkçılığı vardı. Humeyni Yönetimi gericilikle reformculuğu kendi önderliğinde birleştirmeyi ve bir arada tutmayı başarıyordu. 1989'da Humeyni’nin ölümüyle birlikte, o zaman Cumhurbaşkanı olan Ali Hamaney ile Meclis Başkanı olan Haşimi Rafsancani ittifak yaparak, rejim içinde bir tür gerici darbe gerçekleştirip hem sistemde değişiklik yaptı hem de söz konusu ikili tüm yönetimi ele geçirdi. Humeyni’nin başbakanı Mir Hüseyin Musevi ve etrafındaki reformcu eğilim, yönetimden uzaklaştırılarak ve başbakanlık sistemi ortadan kaldırılarak, Ayetullah bile olmayan Ali Hamaney 'Dini Lider', Rafsancani ise başbakanlıkla birleştirilmiş Cumhurbaşkanı oldu. Bu temelde rejimin var olan halkçılığı da ortadan kaldırılarak İslami görünüm altında tam bir sermaye ve ulus-devlet diktatörlüğüne dönüştürüldü.
Şimdi kesin değişim sürecine girdiği değerlendirilen Hamaney rejimi işte böyle oluştu. Söz konusu ikiliden Rafsancani de ölünce iktidar tümüyle Hamaney’in eline geçti. Zaman zaman reformist eğilim Cumhurbaşkanı seçilse ve özellikle gelişen gençlik ve kadın hareketleri uyarıcı olsa da Hamaney yönetimi bunları dikkate alarak yumuşamak yerine, baskı rejimini daha da pekiştirdi. Öyle ki özellikle son yıllarda içinde yer aldığı sistem tarafından yıkılacağı açıkça belli olmasına rağmen kaskatı kesilerek en küçük değişim esnekliği gösteremedi.
Söz konusu bu durum, günümüzün ulus-devletlerinin temel bir özelliği olsa gerek. Son yıllarda hem Ortadoğu’da yaşananlar ve hem de dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan bazı olaylar bu gerçeği açıkça gösteriyor. Son örneklerini Maduro ve Esat olaylarında gördük. Biraz daha eski örnek Saddam olayıydı. Benzer sonuçları Türkiye ve Mısır başta olmak üzere belirgin ulus-devlet yapılarının hepsi yaşadı. Günümüz ulus-devlet yapılarının ne menem bir şey olduğunu bunlara bakarak daha iyi anlıyoruz. Belki Ali Hamaney yönetimi de bunlara bakarak ders çıkartıp belli ölçüde değişme esnekliğini gösterir diye düşünüyorduk ki, bunun da mümkün olmadığı ve hepsinin aynı durumu yaşadığı ortaya çıktı.
Kuşkusuz bunları belirtirken var olan ABD-İsrail saldırganlığını hem amaç ve hem de yöntem olarak aklamıyor ve görmezden gelmiyoruz. Kaldı ki bunların hepsi aynı sistemin birer parçası oluyor. Günümüzdeki küresel kapitalist hegemonya altında artık farklı ulus-devletler değil, tek bir ulus-devletin var olduğu açıkça görülüyor. Hegemon ulus-devlet nasıl isterse diğerleri de ona uymak zorunda kalıyor. İmparator, şef veya kral nasıl emrederse şube görevlileri de ona göre davranıyor. Bu kurala uymayanların sonu ise Saddam, Esat, Maduro ve Hamaney gibi oluyor. O halde baştaki krala değil, tüm sisteme, bu durumu yaratan sistem gerçeğine karşı çıkmak gerekiyor.
Şimdi İran’da yaşananlar gerçekten çok acı verici, çünkü yaşanan savaşın en ağır sonucunu halklar, özellikle kadın ve çocuklar yaşıyor. Yaşananlar da bir sürpriz değil. Adeta her şey haftalarca ve aylarca adeta ‘Geliyorum’ diye bağıra bağıra yaşanıyor. Bazılarının hafif bulduğu III. Dünya Savaşı o kadar vahşi ve taraflar o kadar katı ki, ne yapılsa da söz konusu olaylar önlenemiyor. Öyle görünüyor ki, kapitalist modernite sistemi artık savaşlarla da yaşadığı kriz ve kaosu hafifletemeyecek; demokratik modernite devrimi tarafından aşılıp insanlık kurtuluşa götürülene kadar söz konusu vahşet devam edecek.
Peki şimdi ve bundan sonra neler ve de nasıl olacak? Öncelikle hiçbir şeyin rahat ve çatışmasız olmayacağını baştan var saymamız gerekiyor. İran, öyle koyun sürüsü gibi değildir, her bakımdan son derece dinamik bir toplum vardır ve yönetim olmak isteyen birçok güç söz konusudur. Belli ki herkes İran’ın bölünmemesini ve bütün kalmasını istiyor, bu nedenle bir parçalanma yaşanmayabilir fakat İran’da ciddi bir iktidar çatışmasının yaşanacağını da öngörmek gerekir.
Peki böyle bir çatışmanın sonucu nasıl olacak diye sorulursa, açık ki bu durumu şimdiden hiç kimse net olarak kestiremez. ABD uzun süredir oğul Şahı hazırlıyor, Tom Barrack’ın söylediği gibi “Ortadoğu’ya cumhuriyetlerin değil monarşilerin uygun olduğunu” düşünüyor ve bu yönlü girişimlerde bulunacak. Ancak böyle bir şeyin yeniden başarılması çok zor gibidir. İslam Cumhuriyeti deneyimi ardından İran’a Şahlığı yeniden dayatmanın hiçbir ilerici ve demokratik yanı bulunmayacaktır. Şahlık rejiminin İran’ı çok daha geri götüreceği ve var olan sorunları çözmeyip daha da ağırlaştıracağı açıktır.
Bizce İran toplumu Şahlığı yeniden kabul etmeyecektir. İran’ın ihtiyacı yeniden Şahlık rejiminin başa gelmesi değil, tersine bir Demokratik Cumhuriyet'in kurulmasıdır. Tükenen İslami Cumhuriyet'in yerine bir Demokratik Cumhuriyet'in inşa edilmesidir, çünkü özgürlükler ancak böyle bir demokratik sistemle yaşanır. Ancak bir Demokratik Cumhuriyet, ulusal özgürlük sorununu çözer. Yine kadın özgürlüğü ancak böyle bir cumhuriyetle yaşanır hale gelir. Ağırlaşmış olan toplumsal sorunların hepsini çözüm yoluna ancak bir Demokratik Cumhuriyet koyabilir. O halde daha şimdiden İran geneli için bir Demokratik Cumhuriyet programı oluşturup böyle ittifak geliştirmek ve birleşik mücadeleyi bu temelde yürütmek elzemdir.
