- Önder Abdullah Öcalan, DEM Parti’nin “Demokratik Cumhuriyet Partisi” adıyla kendini her bakımdan yenileyip yeniden yapılandırması gerektiğini ifade etmiştir.
- Geçmişte daha çok Kürtlerle sınırlı kalmış, kendisini Türkiye geneline yayamamıştır; yeni süreçte bu darlığı aşması ve tüm Türkiye’ye hitap eden bir parti haline gelmesi lazım.
- Adeta tepeden tırnağa yenilenmesi; demokratik bir programa, çoğulcu ve demokratik bir örgüt yapısına, kolektif bir yönetim anlayışına ve tabana dayalı örgütsel yapıya kavuşması şart.
- Eşbaşkanlardan farklı yönetim düzeylerine kadar yeniden yapılanmanın ruhuna ve çizgisine göre değiştirmek; en küçük bir tereddüt yaşamamak gerekiyor.
FUAT ALİ RIZA
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 Çağrısı ile ilan ettiği Barış ve Demokratik Toplum Süreci, Türkiye siyasetinde yeni demokratik çıkışa ihtiyaç duyuyor. Yeni süreci ancak kendini yenilemiş olan demokratik siyasi yapıların yürütebileceği ve başarıya götürebileceği anlaşılıyor. Türkiye’nin yaşadığı çıkmaz ve tehlikelerden kendini kurtarabilmesi de gerçekten demokratik olan siyasi yapıların gelişmesine ve 'Yeni Demokratik Türkiye’yi yapılandırmasına bağlı.
Dikkat edilirse, 27 Şubat öncesine, yani PKK’nin varlığı ve silahlı mücadele ortamına göre şekillenen siyasi partiler adeta pul pul dökülüyor. İşte CHP’de, MHP’de, AKP’de yaşananlar ortada. AKP’den çeşitli nedenlerle kopmuş olan partiler de mevcut haliyle gelişme sağlayamıyor. 27 Şubat öncesine göre şekillenmiş olan DEM Parti’nin de artık yeni süreçte eskisi gibi yürüyemeyeceği birçok çevre tarafından ifade ediliyor. Zaten süreci geliştiren Önder Abdullah Öcalan da bu partinin sürece göre kendisini yeniden yapılandırması gerektiğini belirtti. DEM Parti de 20 Eylül günü genel kongre yapacağını ilan etti. Bakalım sürecin istediği değişim ve yenilenmeyi gerçekleştirebilecek mi!
Bu noktada öncelikle iki hususun altını çizmek gerekiyor. Birinci husus, CHP ile AKP’nin tarihsel olarak artık miadını doldurmuş olması ve aşılmaları gerektiğidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin birinci yüzyılına damgasını vuran esas itibarıyla bu iki parti oldu. CHP, 1980’e kadar etkili olan laik milliyetçiliğin temsilciliğini yaptı, 12 Eylül 1980 faşist-askeri darbesiyle şekillenen dinci milliyetçilik de sonunda AKP’de somutlaştı.
Şimdi cumhuriyetin ikinci yüzyılını bu iki akım gerçekleştiremez. Laik milliyetçilik ve dinci milliyetçilik akımlarıyla yeni yüzyılda Türkiye kendisini yürütemez.
21. yüzyılın Türkiye’si gerçekten demokratik olmak ve demokratik cumhuriyetle yönetilmek zorunda. Ortadoğu’da yaşanan ağır savaş koşullarında Türkiye varlığını ancak bu temelde koruyabilir. Yeniden yapılanan Ortadoğu’da doğru ve etkili bir yeri ancak demokratikleşerek tutabilir. Adeta kangrenleşmiş bulunan sorunlarını demokratik cumhuriyet temelinde çözebilir.
Bu nedenle birinci yüzyılı tanımlayan laik milliyetçilik ve dinci milliyetçilik ile bu akımların temsilcisi konumunda bulunan CHP ve AKP artık aşılmak durumundadır. Söz konusu bu akımlar ve onları temsil eden partiler tarihsel olarak artık miatlarını doldurmuşlardır. Demokratik Türkiye’nin önünün açılması ve Türkiye’nin yeni bir geleceğe yürüyebilmesi için bu akımların ve partilerin tarihe karışması artık şarttır.
Altını çizmemiz gereken ikinci husus, yaşadığı müddetçe Tayyip Erdoğan kişiliğinin iktidarı bırakmayacağı gerçeğidir. O kadar suç işledi ve yasa dışı hareket etti ki, iktidardan düşerse elindeki ve sonradan bulduğu her şeyi kaybedeceğini biliyor ve 24 saat bunun korkusuyla yaşıyor. Dikkat edilirse, her şeyi kendi iktidarına göre ayarlıyor ve iktidarda kalabilmek için her şeyi yapıyor. Peki bu durum aşılamaz mı? Aşılır elbette, neden aşılamasın! Ancak bunun öyle kolay olmayacağı ve çok yönlü ve etkili bir mücadeleyle gerçekleşebileceği de ortadadır. Bunu da ancak örgütlü ve etkili demokratik çıkışlar yapabilir. Yani Türkiye toplumu güçlü bir demokratik hareketlenme içine çekilerek ancak bu iş başarılabilir.
Türkiye’yi gerçekten seven ve Türkiye’de böyle bir siyaset yapmak isteyen herkesin bütün bunları düşünmesi ve dikkate alması gerekir.
Peki söz konusu yeni demokratik çıkışı kim ya da kimler yapabilir? Mevcut haliyle buna aday iki güç ortada görünmektedir: Birisi Özgür Özel ve arkadaşları, diğeri de DEM Parti’dir.
Acaba Özgür Özel kişiliği ve arkadaşları böylesi yeni bir çıkışı yapabilir mi? Açık ki böyle bir şansa sahip fakat yeni demokratik çıkışı yapıp yapamayacağı konusunda net bir şey söyleyemeyiz. Aslında başarısı ve geleceği böyle bir çıkış yapabilmesine bağlıdır. Yani eski CHP ile uğraşarak ve tarihsel olarak aşılmış CHP’yi yeniden diriltmeye çalışarak bir yere varamaz ve bir gelecek yaratamaz. Bu nedenle CHP’den kopup gerçek sosyal-demokrat anlayış ve ilkeler temelinde kendine yeni bir yol çizmesi lazım. Bırakalım miadını doldurmuş olan CHP ve temsil ettiği laik milliyetçilik, yine siyasette miadını çoktan doldurmuş olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun ellerinde can çekişip tarihe karışsın. Burada kalınıp bu sorunlarla uğraşılarak bir yere varılamaz ve bir siyasal gelişme yaratılamaz. Özgür Özel’i yeni demokratik anlayış ve çıkış var edebilir ve tarihsel güç haline getirebilir.
DEM Parti’ye gelince, bu parti yeni demokratik çıkış konusunda hem daha fazla imkâna ve şansa sahiptir hem de önünde daha çok engel bulunmaktadır. Yani söz konusu engelleri aşabilmesi ve var olan fırsat ve imkânları doğru değerlendirebilmesi gerekiyor. Bunun için de öncelikle geçmişin doğru anlaşılmasına ve yeterli bir özeleştiri ile derslerin çıkartılmasına ihtiyaç var. Hâlâ süreci 27 Şubat öncesi gibi anlarsa, var oluşunu kendi kerameti olarak görürse, yeni süreçte artık rüştünü ispatlamak ve göbeğini kendi eliyle kesmek durumunda olduğunu görüp anlamaz ve buna göre davranamazsa işte o zaman büyük yanılgı yaşar ve ihtiyaç duyulan demokratik çıkış ihtiyacını karşılayamadığı gibi, elinde olanı da kaybedebilir. Yani DEM Parti için de durum, en az Özgür Özel’inki kadar ciddidir.
DEM Parti’nin 20 Eylül’de genel kongre yapıyor olması kendisi için önemli bir fırsat ve şanstır. Durumu doğru değerlendirip yeterli hazırlık yaparak söz konusu kongreyi yeni demokratik çıkışın yapıldığı bir demokratik yeniden yapılanmaya dönüştürebilir. Bunun en temel ihtiyaç olduğunu Önder Abdullah Öcalan da belirtmiştir. DEM Parti’nin “Demokratik Cumhuriyet Partisi” adıyla kendini her bakımdan yenileyip yeniden yapılandırması gerektiğini ifade etmiştir.
Tabii burada öngörülen sadece bir isim değişikliği değildir. DEM Parti’nin, yeni Türkiye’ye öncülük edecek bir demokratik parti olarak her bakımdan kendisini değiştirmeye ve yenilemeye ihtiyacı vardır. Geçmişte daha çok Kürtlerle sınırlı kalmış, kendisini Türkiye geneline yayamamıştır; yeni süreçte bu darlığı aşması ve tüm Türkiye’ye hitap eden bir parti haline gelmesi gerekir. Yine geçmişte ciddi bir ittifak-birlik oluştursa da yine de birçok akımı kapsamada yetersiz kalmıştır; yeni dönemde bu darlığı da aşıp daha çok kapsayıcı hale gelmesi, tüm demokratik sosyalistleri, demokratik İslam’ı, tüm yurtsever ve demokratları, kadınları ve gençleri, işçi ve emekçileri, farklı halkları kucaklar hale gelmesi lazımdır.
Dikkat edilirse, bunlar çerçevesinde DEM Parti’nin adeta tepeden tırnağa yenilenmesi gerekiyor. Yeni demokratik bir program, çoğulcu ve demokratik bir örgüt yapısı, kolektif bir yönetim anlayışı ve tabana dayalı bir örgütsel yapı kazanması gerekiyor. Eşbaşkanlardan farklı yönetim düzeylerine kadar birçok alanı bu yeniden yapılanmanın ruhuna ve çizgisine göre değiştirip yenilemesi, yeni demokratik çıkışı başarabilmek için kesin gerekli oluyor. Bu konularda en küçük bir tereddüt yaşamamak, bireyci davranmamak ve alıngan olmamak büyük önem taşıyor.
Çok açık ki, Türkiye’nin yeniden demokratik yapılanmasında DEM Parti’nin ve Özgür Özel’in çok ciddi bir şansı bulunuyor. Bakalım bu temeldeki yeni demokratik çıkışı hangisi başaracak ya da her ikisi de yapabilecek mi? Tabii önce kendilerini yenileyip çıkış yapmaları ve ardından da ciddi bir ‘Demokratik Cumhuriyet İttifakı’ temelinde ‘Demokratik Cumhuriyet Hareketi’ yaratmaları gerekiyor. Bunlar gerçekleşirse Türkiye’de eski aşılır ve ciddi bir demokratik yenilenmeyle Türkiye ikinci yüzyıl geleceğine yürür. Olmazsa olmaz düzeyindeki bu tarihi uğraş ve yürüyüşte herkese kolay gelsin ve de başarılar!