Daha çok mülteci ölümleri yaşanacak

Dosya Haberleri —

Göçmenler/foto: AFP

Göçmenler/foto: AFP

  • Avrupa Birliği ülkeleri mültecilerle ilgili uluslararası yasaları da yok sayan bir anlaşma üzerine uzlaştı. Medico International’dan Kerem Schamberger, “cehennem” lakaplı Midilli Adasındaki Moria Mülteci Kampı’nı da aşan örneklerin çoğalacağını belirtti ve ekledi: “Mülteciler alternatif yollara yönelecek. Güzergahlar daha ölümcül hale gelecek ve daha çok mülteci ölecek!”
  • "Türkiye de ‘güvenilir üçüncü ülke’ kategorisinde yer alıyor. Fakat gerçek bu değil. Türkiye on binlerce mülteciyi Afganistana'a sürüyor, binlerce mülteciyi kendi iradeleri ve istekleri dışında Suriye'deki savaş bölgelerine gönderiyor. Bu anlaşma çok tehlikeli. Kesinlikli mültecilerin güvenliklerini hiçe sayan ve insan haklarını ihlal eden bir gidişat var."

BERDAN DOĞAN

Avrupa’nın geri itme ve göç politikası daha yeni Yunanistan karasularında en az 79 göçmenin ölümüyle sonuçlandı. Göçmenlerin geçişini engellemek için çelik sınır duvarları, tel örgüleri, geri itme ve işkenceleri yetersiz gören Avrupa Birliği ülkeleri haftalardır üzerinde tartıştıkları ‘iltica reformu’nda geçtiğimiz günlerde anlaştı. Ciddi tartışma ve tepkilere yol açan anlaşma sığınmacı dramını bitirmek yerine daha da büyütecek gibi görünüyor.

Lüksemburg’da 8-9 Haziran tarihlerinde bir araya gelen Avrupa Birliği Adalet ve İçişleri Konseyi, sığınmacıların temel haklarının kısıtlanması konusunda anlaşmaya vardı. Avrupa Parlamentosu tarafından onaylanması gereken plana göre; ilticacılar AB sınır ülkelerinde kurulacak hapishaneye benzeyen kamplarda tutulacak, haklarında en geç 12 hafta içinde karar verilecek ve başvuruları kabul edilmeyenler sınır dışı edilecek. Ya geldikleri ülkeye ya da daha önce bilmedikleri ‘üçüncü güvenli ülkelere’ geri gönderilecekler.

İltica başvuruları kabul edilmeyenler fişlenecek ve başka bir ülkede başvuru yapmaları engellenecek. Suriye, Afganistan, Sudan gibi savaş bölgelerinden gelen mülteciler ise AB ülkeleri arasında paylaştırılacak. Mülteci kabul etmek istemeyen ülkeler ise her bir sığınmacı için 20 bin euro ödeyecek. Mülteciler para vermeyen ülkelere yerleştirilecek. Bu da Avrupa’nın kendi içinde yeni mülteci depoları yaratması anlamına geliyor. AB’nin ‘güvenli’ bulduğu, Türkiye, Arnavutluk, Tunus gibi ülkelerden AB’ye iltica başvurusu ise neredeyse imkansız hale gelecek.

BM’nin raporuna göre 2020’de küresel mülteci sayısı 80 milyondu. Ukrayna savaşı, Sudan’daki çatışmalar ve Afganistan’daki göçlerle birlikte son 3 yılda 30 milyon arttı. Geçtiğimiz yıl Avrupa Birliği ülkelerine iltica edenlerin sayısı ise 881 bin 200’idi. Avrupa mülteci göçünü engellemeye çalıştıkça ise facia artıyor. “Akdeniz neredeyse mezarlığa dönüştü” diyen Uluslararası Göç Örgütü’nün raporuna göre 2014’ten 2022 yılı sonuna kadar 29 binden fazla düzensiz göçmen Avrupa’ya gelmeye çalışırken hayatını kaybetti. En son Libya’dan İtalya’ya 750 yolcuyu taşıyan tekne Yunanistan karasularında alabora oldu ve en az 82 göçmen hayatını kaybetti.

Uluslararası insani yardım kuruluşu Medico International’da mülteciler üzerine çalışan Kerem Schamberger ile güvenli olmayan geri göndermeler ve hızlandırılmış prosedürlerin öngörüldüğü anlaşmanın detayları ve risklerini konuştuk.

Lüksemburg’da AB bakanları arasında varılan tartışmalı anlaşmaya ilişkin görüşleriniz nedir?

Bu anlaşma, Avrupa'ya gelmeye çalışan, savaştan, şiddetten ve ve ekonomik haksızlıklardan kaçan mültecileri izole eden bir anlaşma. Zar zor Avrupa’ya gelmeyi başaran insanlar sınır ülkelerindeki kamplarda tutulacak, ‘Avrupa topraklarına giriş yapmadıkları’ kurgusu bir taktik olarak kullanılacak. Yani bu insanlar Avrupa topraklarında oldukları halde “değillermiş” gibi bir uygulamaya maruz kalacak. Bu, bir kurgu ve hukuki bir taktik. Ve gerçek şu ki; bu mülteciler cezaevine benzer büyük toplama kamplarında tutulacak. İltica için Avrupa ‘ikna edici’ gerekçe arayacak ve ikna olursa sığınmacı olarak alacak.

Bu, Midilli Adası’nda kurulan Moria Kampı’nı hatırlatıyor. Mültecilerin İspanya, İtalya ve Yunanistan sınırlarında, 2020 yılında yanan Moria Kampı gibi çok büyük toplanma kamplarında tutulup bekletilmeleri planlanıyor. Bu kamplarda insanlar zaten hukuksuz ve insanlık dışı durumlarda çok zor şartlar altında bekletiliyor. Ve bu yeni anlaşma, bu şartları daha da zorlaştıracak. Yeni kamplar Moria Kampı’ndan teknolojik olarak çok daha gelişmiş ve sıkı olacak.

 Avrupa ülkeleri bu anlaşma konusunda hem fikir değil, tepki ve tartışmaların kaynağında ne var?

Mülteciler için zorunlu bir dayanışma ve dağıtım mekanizması işlemiyor. Daha önce kota esasına göre gönüllülük temelinde olan bu paylaştırma AB içişleri bakanları tarafından zorunlu hale geldi. Anlaşmaya göre “Avrupa'nın ülkeleri mültecileri barındırmak zorunda değil, para karşılığında kendilerini bu sorumluluktan kurtarabilir.” Örneğin; Polonya ve Macaristan sert bir dille “Biz mültecileri kabul etmeyeceğiz, barındırmayacağız“ açıklaması yaptı. Ülkeler almadıkları her bir sığınmacı için 20 bin euro ödemek zorunda. Zorunlu bir dayanışma ve dağıtım mekanizması işlemiyor.

Toplama kamplarında sığınmacıları nasıl bir süreç bekliyor?

Bu sınır davaları en fazla 12 haftalık bir süreci kapsamakta. Ama gerçekte bu süreç daha uzun olacak tabi ki. Üç ay içerisinde eğer mülteci olan kişinin iltica başvurusu reddedilirse ülkesine geri gönderilmesi gerekiyor. Ya da ‘güvenilir üçüncü ülke’ uygulaması var. Olumsuz bir kararda mülteciler bu ülkelere gönderilebilir. 2016 yılında yapılan AB-Türkiye anlaşması, en çok bilinen örnektir. Türkiye de ‘güvenilir üçüncü ülke’ kategorisinde yer alıyor. Fakat gerçek bu değil. Çünkü gerçekte Türkiye on binlerce mülteciyi Afganistana'a sürüyor, binlerce mülteciyi kendi iradeleri ve istekleri dışında Suriye'deki savaş bölgelerine gönderiyor. Yani bundan dolayı bu anlaşma çok tehlikeli. Kesinlikli mültecilerin güvenliklerini hiçe sayan ve insan haklarını ihlal eden bir gidişat var.

Neden Türkiye?

Avrupa Birliği kendisine bir bekçi aradı. Bu bekçi AB’nin kirli işlerini yapmakla görevli. Yunanistan, Haziran 2021’de Türkiye'yi “Suriye, Afganistan ve Somali'de gelen mülteciler için ‘güvenilir üçüncü ülke’ olarak beyan etti. Bunu da kasten, bilerek yaptı; Türkiye’nin bu mültecileri savaşa rağmen ülkelerine gönderdiklerini bile bile bunu yaptı. Yunanistan ise kendi ellerini kirletmek istemedi. “Burada insan hakları uygulanmaktadır” diyerek, kendi sınırlarından ötesine bakmayarak, Libya, Türkiye gibi ülkelerde neler yaşandığına ilgi göstermemekte. Geçtiğimiz günlerde AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, neofaşist olan İtalya Başbakanı Giorgina Meloni ile beraber Tunus'a giderek Devlet Başkanı Kais Said ile görüştü. Ve bu görüşmede Said’e, batı ve orta Afrika ülkelerinden veya farklı ülkelerden Tunus üzerinden kaçan mültecileri kendi ülkesinde barındırması için 900 milyon euro teklif etti. Yani mantık şu: Biz sana para veririz, sen de kirli işlerimizi yaparsın. Bunun bir diğer ve en belirgin örneği ise 2016 yılında AKP rejimi ile yapılan anlaşmadır. 

foto: AFP

Yıllardır var olan mülteci anlaşması neden bu kadar radikal bir boyuta dönüştürülüyor? 

Bakın, şu anki “status quo” dediğimiz statü zaten dayanılmaz bir durumdur ve mülteciler için dayanılmaz bir noktadır. Sınırlarda ağır şiddet vakaları, paramiliter milisler var ve bu milisler mültecileri kaçırıyor, onları zorla botlara bindiriyor ve Türkiye'ye geri gönderiyorlar. Şiddet, işkence, kaçırma vakaları çok fazla. Bu ‘reformun’ AB içerisinde otoriter bir gelişme olduğunu görebiliyoruz. Bunun da ana sebebi Avrupa'daki sağ güçlerin ilerlemeleridir. Alman Yeşiller Partisi, Alman Sosyal Demokrat Partisi gibi sözde liberal güçler ise baskıya boyun eğmek zorunda olduklarını düşünüyorlar. Bunu aşırı sağ AfD partisinin ve diğer sağcı partilerin reaksiyonlarından görebiliyorsunuz ki bu yeni anlaşmaya çok sevinen partiler bunlar. Bu böyle olmamalı. Bu yapılanmaya karşı yüzünü dayanışmaya çeviren, dışlanma yerine barındırma ve hoşgeldin kültürünü yaşatan bir mülteci politikasına ihtiyacımız var.

Bu anlaşma mültecilerin kaçış güzergahını nasıl etkileyecek?

Bu anlaşmanın 2024 Avrupa seçimlerinden önce onaylanması planlanıyor, hayata geçirilmesi de iki üç yılı alacak. Bu güzergahlar daha da ölümcül tehlikeye dönüşecek. Ve Avrupa'ya gelebilme çabası içinde olan daha çok mülteci ölecek. Göç araştırması da şunu göstermekte ki; herhangi bir yolda kaçış imkanı daraldığında alternatif yollara başvuruluyor. Örneğin bunu Nijer'de çok net bir şekilde görebiliyoruz. Batı Afrika ülkesi Nijer’de AB son yıllarda toplam 1 milyar euro fon verdi. Ve buna cevaben oradaki hükümet bir yasa yürürlüğe geçirdi. Ve bu yasayla güneyden kuzeye Cezayir ve Libya'ya doğru göç dalgasını engelledi, yasakladı. Fakat bu, oraya ulaşan mülteci sayısının azalmasına yol açmadı. İnsanlar alternatif yollar üzerinden kaçış güzergahlarını belirlemeye başladı. Cezayir sınırındaki Sahra Çölü’nden geçen bu güzergahlar ise daha da tehlikeli. Ve bundan dolayı rakamsal olarak bilinmeyen fakat kesinlikle çok yüksek ölüm sayısı olduğunu söyleyebiliriz.  Yani bu gibi anlaşmalar göç dalgalarını durdurmayacağı gibi daha da tehlikeli hale dönüştürecek.

Bu anlaşma en çok kimleri mağdur edecek?

Toplumun en zayıf halkası olan ve ülkelerine terk etmek zorunda kalan mültecilerin sırtlarından geçinen bir sistem var.  Zarar gören ise ülkeler, devletler değil insanlar. Kendi ülkelerinde kalamayan insanlar bu anlaşmadan olumsuz etkilenecek. Burada siyasi mülteci ile ekonomik mülteci arasında bir ayrım yapmıyorum. Kimleri en çok etkileyecek dersek özellikle Batı tarafından da finanse edilen savaşların yaşandığı küresel güneyi en çok vuracak. Örneğin Afganistan'a bakın, binlerce insan aralarda tıkılmış resmen, rehin tutulmakta. Ki Avrupa'da iltica hakları var ama buna ulaşamıyorlar.

Peki anlaşmanın en çok kazanını hangi ülkeler olacak?

Bence kazanç elde edecek ülkeler olmayacak. Çünkü böylesi anlaşmayla ile göç dalgaları durdurulamayacak. Bunu başarabilmek için göç nedenlerin tamamen değişim ve dönüşüm yaşaması gerekiyor. Ki göçün kendisi bir tehlike değil. Daha fazla yük veya rekabet değil. Göç tüm toplumların anasıdır. Ana kaynağıdır. Ki toplumlar göçler üzerinden kurulur ve gelişir. İnsanların buraya gelmeleri bir zenginliktir. Ki sadece göç dalgalarının az bir kesimi Avrupa'ya gelmek istiyor. Çoğunluk yerel bir göç yaşamakta; ülke içinde ya da komşu ülkelerde hareket etmekte. Örneğin batı Afrika ülkelerinde göç edenlerin yüzde 80’i, yüzde 90’ı batı Afrika ülkeleri arasında göç ediyor.   

Konuya bu yönden bakmamız gerekiyor. Ve şu da belgelenen bir gerçek şu: Almanya’nın kendi ekonomik statüsünü koruyabilmesi için yılda en az 400 bin insanın bu ülkeye göç etmesi gerekiyor. Yani göçe ihtiyacı olan bir ülkede yaşıyoruz. Bir tarafta Alman bakanlar batı Afrika’da okumuş uzman işçi göçmenleri kazanmak için dolaşıyor, diğer tarafta eş zamanlı AB etrafına duvar çekiliyor. Bu bir çelişki ve bu mantıken açıklanamaz.

foto: AFP

Medico International olarak bu konuda hangi adımları atmayı düşünüyorsunuz?

Bizler bu konuda ortaklarımız ile çalışmaya devam edeceğiz. Yunan adalarında, İtalyan adası Lampedusa'da, Nijer'de, Mortanya gibi bu yaratılan AB sınırlarına karşı mücadele eden, bu vahşete karşı, mültecilik ve göçün kriminalize edilmesine karşı olan ortaklarımız ile mücadeleye devam edeceğiz. Onların direniş mücadelelerini burada Almanya'da görünür ve bilinir kılmaya devam edeceğiz. Mültecilerin insanların oyuncakları olmadıklarını, duyguları, korkuları ve umutları olan insanlar olduklarını savunmaya devam edeceğiz. 

Türkiye uzun bir dönemdir mülteci göçüne karşı Avrupa'yı sınır kapılarını açmakla tehdit ediyor. Yeni anlaşma Türkiye gibi ülkeler için nasıl bir avantaj sağlayacak?

Alınan kararlar ile AB, Türkiye gibi otoriter rejimlere karşı daha zayıf konuma düşürüyor. Bu, Tunus’da otoriter bir hükümeti yöneten Kays Said için de geçerli… Ki bu gibi ülkeler mülteci akınını bir silah olarak kullanıyor ve mültecileri bir tehlike olarak yansıtıyor. Bunu 2021 yılında da izledik… Belarus Devlet Başkanı Lukaşenko, sınır kapılarını açarak mültecileri sınır bölgelerine götürdü. AB ülkeleri “Tamam biz 20, 30 veya 40 bin insanı kabul ediyor ve barındırıyoruz. Bu bizi rahatsız etmiyor” diyeceklerine, sınır bölgeleri askeriye ile donatıldı, basın ve toplanma özgürlüğü engellendi. Yani bu gidişat kesinlikle Türkiye gibi demokrasi karşıtı ülkeler tarafından kullanılacaktır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.