Devlet terörüyle de sahada

Devlet terörü
Kürtlerin siyasal ve toplumsal reflekslerinin kriminalize edilmesi, Rojava politikasıyla eş zamanlı yürütülen bastırma stratejisinin parçasıdır
- Türk hükümeti, Rojava'ya destek eylemlerini engellemek için jandarma/polis ve yargı marifetiyle devlet terörü estiriyor. Gözaltı, işkence ve tutuklamalar, devam ediyor.
Kürtlerin Suriye'de statüsüz ve savunmasız kalması için tüm gücünü seferber eden, kuşatma altındaki Kürt kentlerine kapıları kapatan Türk hükümeti, Kuzey Kürdistan ve Türkiye kentlerindeki sivil protestoları da terörle bastırmaya çalışıyor. Yürüyüşlere saldırmakla kalmayan Türk hükümeti, devlet güçlerini ve yargıyı devreye sokarak yoğun gözaltı, işkence ve tutuklama kampanyasını sürdürüyor. Gözaltına alınan kişi sayısı bini buldu, yüzlerce kişi işkence gördü ve tutuklandı.
Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Genel Merkezi, Rojava’ya dönü saldırılara karşı 1 Ocak 2026-2 Şubat 2026 tarihleri arasında Kuzey Kürdistan ve Türkiye’nin birçok ilinde gerçekleştirilen basın açıklamaları, yürüyüşler ve protesto eylemlerine dönük Türk asker ve polisi saldırılarına ilişkin hazırladığı raporu, Amed Şubesi’nde bir basın toplantısıyla paylaştı.
Meşru ve barışçıl itirazlar
ÖHD'den Mehmet Öner, Rojava’ya dönük saldırıların Kürt halkının tarihsel, siyasal ve toplumsal kazanımlarına yönelik olduğunu hatırlatarak, yalnızca 'sınır ötesi'nde yaşanan askeri ya da diplomatik gelişmeler olarak ele alınamayacağını kaydetti. Öner, “Rojava’da inşa edilen öz yönetim, kadın özgürlüğü, yerel demokrasi ve halkların birlikte yaşam pratikleri, Kürt halkının bütün coğrafyalardaki varlığı ve mücadelesiyle doğrudan bağlantılıdır" dedi. Rojava’ya dönük saldırılara karşı gerçekleştirilen protestoların da bu nedenle münferit ya da geçici tepkiler değil, Kürt halkının tarihsel deneyimi, kolektif hafızası ve güncel siyasal gerçekliğiyle iç içe geçmiş meşru ve barışçıl itirazlar olduğunu vurgulayan Öner, "Kürt meselesi bağlamında Türkiye’de yaşanan süreç, Rojava’da bağımsız değildir; aksine Rojava’daki gelişmelerle eş zamanlı olarak Türkiye’de baskı politikalarının yoğunlaştığı açıkça görülmektedir” diye konuştu.,
Sistematik hak ihlali
Raporun ÖHD üyesi avukatlar tarafından sahada doğrudan gözlem, gözaltına alınan kişilerle, avukatlarıyla ve aileleriyle görüşmeler, hastane ve adliye süreçleri, basına yansıyan bilgiler ve görsel kayıtlarla elde edildiğini belirten Öner, şunları söyledi: “Elde edilen veriler, ihlallerin tesadüfi ya da münferit olmadığını; yakalama anından gözaltı sürecine, sağlık muayenesinden yargılamaya kadar uzanan zincirin bütün aşamalarında sistematik bir hak ihlali pratiğinin işletildiğini ortaya koymaktadır.”
En az 49 saldırı, 840 gözaltı
Öner'in açıklamasına göre; devlet güçlerinin en az 49 ayrı saldırısında, en az 840 kişi gözaltına alındı ve en az 118 kişi tutuklandı. 133 kişi hakkında ise ‘adli kontrol’ uygulandı. Gözaltı ve tutuklama kararlarının büyük bir kısmı herhangi bir şiddet içermeyen, tamamen barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşleri ile basın açıklamalarına katılım gerekçesiyle verildi. Öner, şunun altını çizdi: "Bu tablo, anayasa ve tarafı olunan uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış temel hakların fiilen askıya alındığını göstermektedir.”
Alınanların 99'u çocuk
Rapordaki diğer detaylar ise şöyle: "Tespit edilebildiği kadarıyla en az 99 çocuk gözaltına alındı, en az 25 çocuk hakkında tutuklama kararı verildi. Çocuklar yakalama sırasında darp edildi, ters kelepçe uygulamasına maruz bırakıldı, yetişkinlerle birlikte gözaltında tutuldu. Çocuk hakları sözleşmeleri açıkça ihlal edildi.
100'den fazla işkence
En az 106 kişi, yakalama anında veya gözaltı sürecinde darp, copla vurma, ters kelepçe, yerde sürükleme, tehdit ve hakarete maruz kaldı. Bazı vakalarda boğmaya çalışma, uzun süre ayakta bekletme, psikolojik baskı ve cinsel saldırı tehdidi yaşandı. Ayrıca sağlık muayeneleri usulüne uygun yapılmadı, darp ve cebir izleri raporlara geçirilmedi, devlet güçleri muayene sürecine fiilen müdahil oldu. Böylece, işkence ve kötü muamelenin belgelenmesi sistematik olarak engellendi.
Valiliklerin yasakları
Birçok ilde valilikler tarafından alınan geniş kapsamlı yasak kararlarıyla toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, idari işlemler yoluyla fiilen askıya alındı. Bu yasaklar yalnızca yürüyüş ve basın açıklamalarıyla sınırlı kalmadı; afiş, pankart ve bildiri dağıtımı gibi ifade biçimlerini de kapsadı, bazı illerde il giriş-çıkışları dahi engellendi.
Tepkinin kriminalize edilmesi
Herhangi bir somut suç şüphesi ortaya konulmaksızın, keyfi şekilde gözaltına alınan insanların, gözaltı süreleri hukuka aykırı biçimde uzatıldı, tutuklama tedbiri ise istisnai bir önlem olmaktan çıkarılarak cezalandırma aracına dönüştürüldü. Türkiye’de Kürt halkının siyasal ve toplumsal reflekslerinin kriminalize edilmesi, Rojava politikasıyla eş zamanlı yürütülen bir bastırma stratejisinin parçasıdır.
Barışçıl eylemlere katılım, basın açıklaması yapmak, slogan atmak ya da pankart taşımak gibi anayasal haklar, hukuki dayanağı olmayan biçimde ‘örgüt propagandası’, ‘kanuna aykırı toplantı’ ya da ‘görevli memura direnme’ suçlamalarına konu edildi. Bu durum, Kürt meselesi bağlamında hukukun siyasal amaçlarla araçsallaştırıldığını ve Rojava’daki gelişmelerle bağlantılı olarak Türkiye’de muhalif her sesin kriminalize edildiğini gösteriyor."
Avukatlar hedef alındı
Savunma mesleğinin doğrudan hedef alındığını ve avukatlara yönelik müdahalelerin sistematik bir nitelik kazandığını söyleyen Öner, bu kapsamda avukat Musa Bender'in tutuklandığını, avukat Arjin Akdağ’ın gözaltında işkenceye maruz bırakıldığını, avukat Celal Doğan’ın eylem alanında darp edilerek gözaltına alındığını, Wan Barosu Başkanı Sinan Özaraz başta olmak üzere çok sayıda avukatın, Agirî ve İstanbul’da da avukatların gözaltına alındığını söyledi. AMED
* * *
Gever'de evler basıldı
Colemêrg'in Gever (Yüksekova) ilçesine bağlı birçok mahallede akşam saatlerinde, polis tarafından birçok eve eş zamanlı baskın düzenlendi. "Örgüt üyesi olmak" ve "Örgüt propagandası yapmak" iddiasıyla yapılan baskınlarda, en az 20 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar, Yüksekova ilçe Emniyet Müdürlüğünde tutuluyor.
* * *
Şirnex'te 19'u çocuk 33 tutuklama
Şirnex'te, Rojava'ya yönelik saldırı protestolarına katıldıkları gerekçesiyle tutuklananların sayısı, 19'u çocuk 33'e yükseldi.
Şirnex merkezde 30 Ocak'ta yapılan ev baskınlarında gözaltına alınan dört kişi, adliyeye sevk edildi. A.K (23) ve M.T (24) tutuklama, iki kişi ise adli kontrol tedbiriyle Sulh Ceza Hakimliğine sevk edildi. Hakimlik, A.K ve M.T.'nin "Tehlikeli madde izinsiz bulundurma" iddiası ile tutuklanmasına, diğer iki kişinin de adli kontrol tedbiriyle serbest bırakılmasına karar verdi. Son tutuklamalarla birlikte 13 Ocak'tan bu yana Şirnex ve ilçelerinde tutuklananların sayısı 33'e yükseldi. Tutuklananlardan 19'u ise çocuk. Kentte, protestoların başlamasından bu yana en az 65 kişi gözaltına alındı. Cizîr ilçesinde 14 Ocak'ta protestoları takip ederken gözaltına alınan ve akabinde tutuklanan Ajansa Welat muhabiri Nedim Oruç'un 17 gündür tutukluluğu ise sürüyor.
Şirnex'ten uzağa
Tutuklanan 19 çocuk, ailelerinden uzaktaki cezaevlerine, Amed ve Hatay’a sevk edildi. DEM Parti Şirnex Milletvekili Nevroz Uysal Aslan ile Mêrdîn Milletvekili Beritan Güneş Altın, çocuk hakları ve uluslararası ilkeler gereği “son çare” olması gereken tutuklama kararları ve beraberinde gelen hak ihlallerine ilişkin Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na bağlı Çocuk Hakları Alt Komisyonu’na bir dilekçeyle başvurdu.
Tutuklamaların cezalandırmaya dönüştüğüne, bu sevklerin basit bir idari işlem olmadığına dikkat çekilen dilekçede, çocukların tutuklama ve uzak illere sevk şeklinde işleyen “zincirleme işlemlerle” çok katmanlı bir hak ihlaline maruz bırakıldığı ifade edildi. Uysal ve Güneş, Çocuk Hakları Alt Komisyonu’ndan sevk kararlarının gerekçelerinin yerinde ve ivedilikle incelenmesini talep etti. Başvuruda ayrıca, çocukların ailelerine en yakın ceza infaz kurumlarına nakledilmesi ve çocuk adalet sisteminin temel ilkeleri gereği tutuksuz yargılanmaları yönünde Komisyonun harekete geçmesi çağrısı yapıldı.












