Direniş var

Elif KAYA yazdı —

17 Ağustos 2020 Pazartesi - 23:00

  • Direnişin olduğu yerde yaşam, zulmün geliştiği yerde ise yaşamı savunma gücü olan direniş vardır. Dolayısıyla direniş yaşamı daha dengeli, eşit ve özgür temelde kurma arayışı ve çabasıdır.

Direnişi salt zulümle ilişkili bir durum olarak da değerlendiremeyiz, yaşamın oluş anı ve gerçekleşmesinin ifadesidir aynı zamanda. En yalın ifadeyle canlı olmanın temel bir özelliği olup, her canlıda içkindir. Yaşamın gerçekleşmesini sağlayan temel bir dürtüdür. Taşın basıncına isyan eden tohumun taşı delip, orta yerinden başını gün ışığına uzatması, akışına set çekilen suyun dağın bağrını yarıp kendisine akış yaratması bu direniş gücüyle ilintilidir.

Her canlıda içkin olan bu özellik, toplumsal bir varlık olan insanda daha derinlikli ve kapsamlı bir hal alır. Geliştirilen engeller daha acımasız ve yaşam hakkını ihlal eden nitelikteyken, buna karşı geliştirilen direnişler de hafızalarda silinmeyen izler bırakır. Örneğin, varlığın yok sayılması bir insana, halka, topluluğa yeryüzünde yaşatılacak en büyük zulümdür. Tüm yaşamsal hakların gaspını içerir. Salt bir engel olarak tanımlanamayacak bu durum, yok etmeyi, ortadan kaldırmayı hedefler. Ne yazık ki bu, ancak insanın insana uyguladığı bir zulüm çeşididir.

Kürdistan’da son yüzyılla yayılan ulus-devlet politikaları, Kürt halkının varlığını ‘yok’ hükmünde sayma üzerine kurgulandı. Yaşayan bir halkın ‘yok’luğu uluslararası antlaşmalarla hükme bağlandı. Ulus devlet yasası tanrı kelamı gibi var olanı yok, yok olanı var sayma kudretini kendisine tanıdı.

15 Ağustos 1984 Atılımı, bu politika karşısında bir halkın kendi varlığını ortaya koyma eylemi olarak gelişti. Bu eylem ortaya koydu ki en zalim politikalar bile bir hakikati uzun süre yok hükmünde sayamaz. Zindanlarda boy veren direniş, dağlarda doruklaştı; özgürlükle yaşam arasına köprü kurdu. Direniş bazen sert ve yıkıcı bazen de taşı aşındıran su damlasının sabrı ve sürekliliğinde olsa da toprağa düşen tohum misali köklerini toprağın derinliklerine, dallarını gün ışığına uzattı, büyüdü.

Direniş ve diriliş günü olan 15 Ağustos Atılımı’ndan bu yana tam 36 yıl geçti. 36 yılda çok sayıda devrim içinde devrim gerçekleştirildi. Dönem dönem zorlanmalar, duraksamalar olsa da kesintiye uğramadan süreklileşen destansı bir tarih yazıldı.

En çok da sömürgenin sömürgesi konumunda olan kadınlar bu direniş destanında en ön saflarda yer aldı. Çünkü varlık sorununu katmerli yaşayanlar direnmek ve mücadele etmek için çok daha fazla sebebe sahiptir. Özgür yaşam felsefesi bu direnişi aşkla, tutkuyla yürütmenin ve zaferle taçlandırmanın motive eden gücü oldu. Kadınlar önce kendi korku, kaygılarından kurtulup mücadele etme cesareti gösterdi, daha sonra ailesine, aşiretine, yanı başında bulunan erkeğe ve devlete karşı mücadele etti.

Kürt kadınlar öncülüğünde gelişen özgürlük mücadelesi ezilen tüm halkları, kadınları, emekçileri ortak dava etrafında topladı. Bakur'da, Başur'da, Rojhilat'da, Avrupa'da, Rojava'da direniş kadın öncülüğünde kazandı, kazanmaya devam ediyor. Çifte sömürüye tabi olan kadınlar, direnişin yaşamsal olduğunu, direnişin kazandırdığını ortaya koydu. Bu direniş geleneği her gün daha fazla büyüyüp, güçleniyor. Bêrîtanlardan Zîlanlara, Arînlerden, Avestalara uzanan direniş köprüsü Heftanîn savaşında Esmer Devrim, Warşîn, Zeryan şahsında sürdürülüyor. Özgürlüğe sevdalanan kadınlar, mücadeleyi bir zirveden bir zirveye taşıyorlar.

Direniş, yaşamı özgürlük tanımıyla yeniden buluşturdu, anlamlı kıldı. Direnişin olduğu yerde umut, umudun olduğu yerde uğruna mücadele edilecek değerler var.

Özgürlük arayışının olduğu her yerde şimdi direniş var.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.