• Ekin Wan yoldaş, en içten bir kahkahaydı… Yanına yaklaşsanız hüzün ve acılarla dolu bir yürekle karşılaşırsınız. Bizim nazlımızdı. Varto’daki şehadeti, erkek egemenliğinin vahşi yüzünün teşhiri oldu. Nazlı bedeninde dile gelen, direnişin ve onurun yüceliğidir.
  • Tamara yoldaşın son sözleri, “Ben daha Kürdistan için savaşmadım, bir şey yapmadan şehit düşmek istemiyorum” olmuştu. Hava saldırısında şehit düştü. Ekin yoldaş bu ansız şehadeti bir türlü kabul edemedi. Tamara’nın intikamını almak en doğrusuydu.
  • Destan yoldaş, aynı içtenliğin farklı yüzüydü. Cilo’da tam bir dağ kızıydı. “Ben kesinlikle Kuzey’e gideceğim” diyerek Dersim’e geçti. Yaralanıp cihazını arkadaşlarına vererek karakola fedaice saldırdı. Ekin yoldaşa dayatılan vahşete de kahramanca cevap oldu.

EMİNE ERCİYES*

PKK’de uzun yıllar içinde anladığım şeylerden biri şu: İnsanların birbirine duyduğu sevgi ve bağlılık, adeta kaderlerini ortaklaştırıyor. Kaderin de ötesinde aralarında derin bağlar örülüyor. Paralel akışlarla hayatı ve mücadeleyi birlikte yaşıyorlar. Böylece mücadeleleri birbirini etkiliyor, hatta belirliyor.

Bunun son örneğini Ekin Wan’ın Varto’da erkek egemenliğinin vahşi, hayvanileşmiş yüzünü teşhir eden şehadetinde ve kısa bir süre sonra Dersim’de karakola saldırarak kadın savaşçılığının ve kadına yapılanların intikamının nasıl alınacağını ispatlayan Destan yoldaşların şehadetinde bir kez daha görüyorum.

Yıl 2008… Dört genç kadın savaşçı olarak geldiler Zagros’a. Gerillanın düşmana ağır darbeler vurduğu, Türk ordusunun da gerilla saldırıları karşısında çaresiz kaldığı günlerdi. Ordu kırılan prestijini uçaklar ve toplarla kurtarmaya çalışıyordu. Yoğun bir mücadele süreciydi. Ekin ve Destan yoldaşlar ise yeni gelen dört kadın gerilla adayı arasındaydı.

Ekin…

Ekin Wan yoldaş Gerdiya bölgesine geçti. İlk gözünüze çarpan özelliği nedir diye sorarsanız, katıksız bir içtenlik ve dürüstlük diyebilirim. Ne sistemin kirli alışkanlıklarından etkilenmişti, ne de biyeciliğin yansımalarından… İnsan ancak Ekin kadar olduğu gibi görünebilir; neyse odur, gönlünde ne varsa söyler, gizli saklısı yoktur. Gördüğünü söylemekten bir an bile tereddüt etmez. Son derece net ve açık bir insandır. Mutluysa sonuna kadar neşeli, içine bir parça hüzün düşse tüm ruhu ve yüzü bulutlanacak kadar duyguludur.

Ekin Wan, en içten bir kahkahaydı. Dünyaya inat, isyan dolu bir kahkaha. Dersiniz ki, bu hiç acı yüzü görmemiş bir insanın neşeli kahkahası. Ama yanına biraz yaklaşsanız, tüm kadınlar gibi hüzün ve acılarla dolu bir yürekle karşılaşırsınız.

Bu yürek bunca hüznü nasıl taşıyor, dahası inadına nasıl bu kadar içten gülebiliyor? Hüzünlere ve acılara tanık olmak içtenliğini bozmamıştı. O yüzden olsa gerek hâlâ içten gülebilmesi.

Her şey Ekin’de insan doğasının özüne göreydi. Doğasını dıştan hiçbir baskı kolay kolay değiştirememişti. Öyle bir insan özüydü ki, saf ve temiz kalmıştı. Ağız dolusu gülüşleri bize de bulaşırdı. Onunla güler, bazen onunla hüzünlenirdik. Ekin, tüm bu doğal halleriyle bizim nazlımızdı. Nazını bizden eksik etmezdi. O uzun boyu, göz dolduran yapısıyla narin bir çocuk yürekliydi. Ne yapar eder, bizi istediğine ikna ederdi. Sonunda istediği olurdu, kıramazdık Ekin’i…

Gelir gelmez Bezele eylemine tanık olmuştu. Ekin yoldaşın gittiği taburdan birçok arkadaş bu eylemde kahramanca rolünü oynamış ve şehitler kervanına katılmıştı. Daha sonra tanık olduğu hava saldırısında ise Tamara adında genç bir kadın arkadaş şehit düşmüştü.

Tamara…

Tamara yoldaş, Ekin kadar olmasa da yeni bir arkadaştı. Son sözleri, “Ben daha Kürdistan için savaşmadım, bir şey yapmadan şehit düşmek istemiyorum” olmuştu. İşte Ekin yoldaşın savaş gerçekliğiyle ilk tanışması böyle başlamıştı. Savaşa hızlı tanık olmak, can parçası yoldaşları şehit vermek adeta içine oturmuştu. Bu durum Ekin’de duyarlı ve sorumlu bir duruşu, disiplinli bir yaklaşımı geliştirmiş, onu hızla olgunlaştırmıştı.

Ama yüreği yine de bir çocuk yüreğiydi… Hüzünlü bir kadın yüreği… Tamara yoldaşın o ansız şehadetini bir türlü kabul edemiyordu. “Bir süre Gowendi’yi görmek istemiyorum” diye tutturdu. Ona bakışta Tamara’nın yokluğu içine doluyordu. Bu yüzden düzenlemesi Sümbül’e oldu. Sümbül’de biraz kaldıktan sonra yine Gerdiya’ya gelmek istedi. Dayanamamıştı, Gowendi’den ve Tamara’dan uzak kalmaya. Uzaklaşmak değil, orada olup Tamara’nın intikamını orada almak doğruydu.

Bir de öğrenme meraklısıydı; her şeye büyük bir ilgiyle yaklaşır, anlamaya çalışır, sorardı. Okul okumamanın büyük hayıflanmasını yaşadığı gibi, eğitimlere aktif katılarak hızla geride kaldığını düşündüğü şeylerin peşinden yetişmeye çalışırdı. Eğitimlerde en çok konuşan, soru soran Ekin’di. Öyle ki diğer arkadaşlara sıra vermez, biri bir şey değerlendirirken dayanamaz, araya girer, sorular sorardı.

Ekin, onurun yüceliği

Bir gün eğitimde “Tanrıçalaşma, melekleşme ve afroditleşme” üzerine tartışıyorduk. Ekin arkadaş, tanrıçalaşmanın esas olduğunu ve kendisinin bu konuda aday olduğunu, iddialı olduğunu söyledi. Bölükteki diğer arkadaşlar önce bu keskin iddiaya şaşırdılar sonra bunun güçlü bir mücadele gerektirdiğini ve Ekin arkadaşın daha yeni katıldığı için alması gereken uzun bir mücadele olduğunu belirttiler. Oysa o, ne olursa olsun tanrıçalaşma iddiasını savunuyordu. O günden sonra artık onu Gowendi tanrıçası ilan etmiştik.

O zaman yeniliğin saf ve temiz yüreğiyle dile getirdiği iddiasını gerçekten başardı. Nasıl ki zalim erkek, tanrıça kültürünü yıkmak için tanrıçanın tüm değerlerine saldırmış, öfkesini alamayıp heykellerine saldırmışsa, bugün de yeniden canlanan tanrıçalardan Ekin yoldaşın nazlı bedenini yerlerde sürükleyerek intikam almaya çalışıyor. Orada Ekin yoldaşın nazlı bedeninde dile gelen, direnişin ve onurun yüceliğidir. Teşhir olan ise o izbandut gibi, cehennem zebanisi gibi polislerin o çıplak beden karşısındaki çaresizlikleridir.

Zalim erkek insanlıktan çıkmış adeta. Kadına ve özgürlük ruhunun ayağa kalkışına nasıl saldıracağını bilemiyor. Bulduğu yöntem çok zavallıca, aşağılıkça.

Destan

Destan yoldaş ise aynı içtenliğin farklı bir yüzüydü. Kuş yürekliydi; kuşların pır pır edişi gibi her an bir pır pır içindeydi. Uçtu uçacak. Bir süre özgün bölükte kaldı. İçtenliği, becerikliği ve hızlı öğrenmesiyle kısa sürede ‘özgün bölüğün’ işlerinde öncü olmuştu. Destan’ın gelişinden kısa bir süre sonra Bezele eyleminde akrabası olan Rüstem arkadaş şehit düşmüştü.

Daha o kadar yeniydi ki Zagros’a adım atar atmaz Destan’a bu haberi vermek çok ağırdı. Onunla konuşmak bana düşmüştü. Kartal tepesinde, Zagros’un dört bir yanını gören bir yamaca oturduk. Zagros’ta en unutamadığım şeylerden biri de Destan yoldaşa bu acı haberi verişimdir. Hangi kelimelerle söylemeliydim… O kuş gibi yine çırpınarak bu acının üstesinden geleceğini ve Rüstem yoldaşın silahını layıkıyla kaldıracağını söylemişti. Sonraki yürüyüşü de öyle oldu. Nereye gitmişse yaşamın ve pratiğin öncüsü oldu. Saygı dolu bir kişilik olduğu gibi, herkesi katıksız sever, hızla insanların dünyasına girer, yaşamlarında yer ederdi ve herkes de onu öyle içten severdi.

Bir süre ‘özgün bölük’te kaldıktan sonra Cilo’ya geçti. Ne kadar da yakışmıştı Cilo’ya. Tam bir dağ kızıydı. Bu özellikleri gerilla tecrübesiyle de bütünleşince sanki hep oradaymış, oranın bir parçası olmuştu. Kuş gibi kıpır kıpır, atik bir komutan olmuştu Cilo’da. İki yıl aradan sonra karşılaştığımızda pratiğin olgunlaştırdığı bir Destan olarak çıktı karşıma. Hem aynı kuş yürekli Destan yoldaşıydı ama artık yaşını aşacak denli olay ve acıya tanık olmuş, buna karşı savaşım vermiş bir gerillaydı.

Geliye Tiyare’de yoldaşların şehadetine tanıktı. Yıllarca birlikte kaldıkları arkadaşlar orada şehit düşmüştü. Sonra Rojin Gewda yoldaşın baharda onlardan hatır isterken içlerindeki hissin bir daha onu göremeyeceklerini söylediğini anlatıyordu. Bir yandan duygulu dile getirirken, bir yandan da tecrübeli bir gerilla edasıyla olayların nedenlerini ve eksikleri değerlendiriyordu.

Eğitimden sonra bir süre PAJK’ta kaldı. Kadın ortamını ne çok severdi. Candan ve içten katılımıyla PAJK’ın rengi olmuştu. Okumasını hareket içinde güçlendirmişti. PAJK’ta kaldığı sürece zamanını yoldaşlarla paylaşımlarla geçirdiği gibi, büyük bir disiplinle kendini eğitmeye ve pratiğe hazırlamaya özen göstermişti.

PAJK’tan çıkışıyla tüm arkadaşların yüreğinde yeri kalmış, yaşamın her anında, her yerde yokluğu hissedilir olmuştu. En son düzenlemesi olup ayrılırken “Ben kesinlikle Kuzey’e gideceğim, başka bir yer olursa geri gelirim” diyerek ayrılmıştı. Kendisini tamamen Kuzey’e geçiş için hazırlamıştı. Kim tutabilirdi ki, dediği gibi yaptı. İlk gruplarla Dersim’e geçti.

Şehit düşmeden bir süre önce PAJK’la konuşmuş, herkesi tek tek sormuş, selam söylemiş, ayrıca PAJK’tan aldıklarına layık olacağını belirtmişti. Sözleri daha kulağımızda yankılanıyordu ki, kahramanca şehadete yürüyüşünü duyduk.

Gerillada tüm şehadetler erken, ansız ve beklenmediktir. Çünkü gerillada her insanın yaşamda vazgeçilmez bir yeri, belirleyici bir rengi, kıymeti vardır. Bu kadar erken şehit düşmesi hepimizi şaşırttı Destan yoldaşın da. Demek ki fedaice bir kahramanlığa o kadar çok hazırlamıştı kendini. O kuş yüreğinin içinde Rukenleri ve Geliye Tiyare’yi taşıyordu. 2012 devrimci halk savaşı sürecinin öncü komutanları Rojin Gewda ve Reşit Serdar yoldaşlardan nasıl savaşılması gerektiğini öğrenmişti.

Destan yoldaş yaralanıyor, cihazını arkadaşlarına vererek karakola fedaice saldırıyor. İşte PKK’nin kahramanlık ve fedai ruhu Destan yoldaşta böyle dile geliyor.

Ekin ve Destan

Ekin yoldaş gibi Destan yoldaş da Kürt halkının şehidi oldu. Ekin yoldaşla aynı dönemin katılımı oldular. Uzun yıllar Zagros’larda demlendi yoldaşlıkları, direnişlerin ve acıların paylaşımıyla. Ve direnişin zirveye çıktığı, Kürt halkının özgürlük için ayaklandığı bu yıl, şehadete yakın zamanda yürüyüşleri bir tesadüften ziyade yoldaşlık ruhunun paralelliği olmalı. Özgürlük için çarpan kalplerinin ortaklığı olmalı.

Ekin yoldaş, PKK’de Zilan’larla yeniden canlanan tanrıçalık yolunun onurlu savaşçısı ve şehidi oldu. Destan yoldaş, yüreğinde taşıdığı tüm şehitlere cevap yarattığı gibi Ekin yoldaşa dayatılan devlet-erkek vahşetine de kahramanca cevap oldu.

Her ikisi de özgürleşen halk iradesinin neler yaratabileceğinin inancıyla savaştılar. Özgürlüğün tanımı ve rengi, onların kendi yaşam duruşlarında somutlaştırdıkları hakikattir. Kürt halkı baskılar ne kadar artarsa artsın direnişten taviz vermeyeceğini bu süreçte gösterdi. Ekin ve Destan yoldaşlar gibi kahraman yüreklilere layık olmak, özgürlüğü yaşamın tüm dokularına işlemekle olacaktır.

Özgürlük mücadelemiz Ekin ve Destan yoldaşlarla daha ileri bir aşamaya yükseldi. Biz de özgürlüğün zaferine kadar yollarında yürüme sözümüzü bir kez daha yineliyoruz.

***

Emine Erciyes

Emine Erciyes 1996'da PKK’ye katıldı. Şam’da Rêber Apo’nun eğitiminden geçti. "Kopuş Teorisi" ve "Kadın Kurtuluş İdeolojisi" gibi stratejik adımların gelişim süreçlerinde yer aldı. Rêber Apo’nun "Kadınların ulusu yoktur" tespiti, onun katılımı temelinde ortaya konuldu. Devrimciliğin gerilla olarak mücadeleye katılmakla mümkün olacağını belirtti ve 1998’de Zagros dağlarına geçti. YJA Star Merkez Karargâh Komutanlığı’nın bir üyesi olarak Özgür Kadın Ordusu’nun tarihi sorumluluğunu yaptı. Halkların Birleşik Devrim Hareketi’nin örgütlenmesinde sorumluluk üstlendi. Kültür-sanat alanında da fark yaratan çalışmalar yürüttü. Şehit Halil Dağ'ın yönetmenliğini yaptığı "Dema Jin Hez Bike" filminde başrolü oynadı.

Kürdistan Özgürlük Mücadelesinde 24 yıl boyunca savaşan ve YJA Star Merkez Karargâh Komutanlık Üyesi Emine Erciyes 20 Nisan 2020'de Garê’de şehit düştü.