Kürtler de uçabilir mi?

Kültür/Sanat Haberleri —

Uçan Köfteci

Uçan Köfteci

  • Kürt sinemasını kent anlatısıyla buluşturan Uçan Köfteci’yi kalıcı hale getirecek temel özellik, Amed’in yaşayan bir organizma olarak filme dahil edilmesi. Akrepler, beyaz tülbentler, Yenişehir siteleri, Amedspor…

BİLGE AKSU

Festival dönemi uzun süren ve sinema salonlarına gelmesini bir yıla yakındır beklediğimiz Uçan Köfteci’yi izleyeli birkaç hafta oldu. Hikayeyi bilmeyenler için kısaca özetleyelim. Amed’de bir seyyar köftecinin, Abdulkadir Arslan’ın uçma tutkusuyla birlikte başına gelenleri izliyoruz. Fakat arka planda Amed’in gündelik hayatı, akreplerin kol gezdiği caddelerdeki telaş, sınıf atlayan yeni nesil zenginlerle oluşan kontrastlar, bitip tükenmeyen üst aramaları, kontrol noktaları, kadınların görünür ve görünmez emekleri de var. Politik baraj inşaatları, beyaz tülbentler ya da Amedspor forması gibi detaylar ise baştan sona önümüze çıkıyor.

Uçan Köfteci, Rezan Yeşilbaş’ın ilk uzun metrajı. Kadir’i Nazmi Kırık, eşi Azize’yi ise Selin Yeninci canlandırıyor. Filmin çıkış noktası gerçek bir olay örgüsüne dayanıyor. 6 Şubat 2023 depremlerinde, Galeria sitesinde ailesiyle birlikte hayatını kaybeden Abdulkadir Arslan’ın hikayesi bu. Her nasıl olmuşsa Köfteci Kadir (filmdeki ismi kullanalım), onca hengamenin içinde uçmaya heveslenmiş. Geçmişte okuduğu kitaplardan, okul sıralarındaki derslerden ya da insanlarla sohbetlerinden çıkardığı sonuçların içinde belirmiş uçma isteği. Bir özgürleşme hayalinin simgesinden öte, dümdüz bir yaşantının en sıradan ve libidinal arzularından biri olarak ortaya çıkmış. Klasik aletlerle sürdürdüğü denemeleri hüsranla sonuçlanınca, günün birinde “paramotor”la tanışmış. Filmdeki hikayeden devam edersek, ona yardımcı olmayı kabul eden okumuş bir iki gencin de desteğiyle, bu hayaline epey yaklaşmış.

Rezan Yeşilbaş/foto:AFP

Mesele gerçek hayattaki kişilere uzandığı için, filmden sonra herkes gibi gerçek Köfteci Kadir kimmiş neymiş sorularının ardına düştüm. Yönetmen Rezan Yeşilbaş’ın ismini yıllar evvelden, 2012’de Cannes Film Festivali’nde büyük ödülü kazandığı “Bê Deng” adlı kısa filminden biliyordum. Filmin atmosferini oluşturan günlük hayatın içindeki politik yaşantıyı biraz daha eşelemek için kendisine kimi sorular sordum. O da vakit buldukça cevapladı. Filme dair cümlelerimin arasına onları serpiştirerek devam edeyim.

İlk elden, bu film fikrine nasıl ulaştığını sorduğum Yeşilbaş, filmin çıkış noktasının 2014 yılında El Cezire’de rastladığı bir haber videosu olduğunu belirtiyor. O güne kadar Amed’de kimsenin böyle bir isteği olmamış haliyle. Çatışmalı ortamın getirdiği sıkı güvenlik politikaları, bireysel arzuların da önüne geçmiş. Fakat 2013-15 arasındaki barış sürecinin etkisiyle, Yeşilbaş’ın zihninde “Kürtler de uçabilir mi?” sorusu belirmiş. Ardından hikayenin kahramanı köfteciyle tanışmış.

Yeşilbaş, anlatılan olaylar her ne kadar gerçeğe dayansa da, filmin neredeyse tamamını kurguladığını belirtiyor. Dolayısıyla burada izlediğimiz şey bir biyografi değil. Daha çok, köfteciden ödünç alınmış ve yönetmenin hayal dünyasında şekillenmiş bir hikaye izliyoruz. Kadir, yönetmenin deyimiyle "çıkıntı" bir karakter ve kendi değişimini gerçekleştirmeye çalışıyor. Tüm olumsuzluklara, tüm engellemelere rağmen tutkusunun peşinden giden, hayalperest biri. Çevresinde onun bu tutkusuna dair ne bir anlayış, ne bir heyecan var. Başlarda eşiyle iletişimini epey olumlu görsek de, işler ciddiye bindikçe aralarında bir çatışma doğuyor. Fakat bu çatışmanın temel sebebi Kadir’in arzularından ziyade, eşi Azize’nin sosyal çevresi. Muhafazakar ve yeni nesil zengin ailesi, Azize’ye Kadir konusunda sürekli baskı yapıyor. Uçma hevesini çocuksu, işe yaramaz ve utanç verici buluyorlar. Doğru düzgün bir hayatı seçerse, kayınbabası ona lüks sitelerden birinde bir daire bile verecek hatta. Yeşilbaş’ın ifadesiyle, Kadir değişimin peşindeyken bu bahsettiğimiz çevre durağan kalmak istiyor kısacası. Temel çatışma da bunun üzerine şekilleniyor.

Filmde detay olarak verilen unsurlardan biri epey dikkat çekici. Azize’nin aile çevresi, Amed’in yeni yeni büyüyen ve kentte sosyolojik bir uçurum yaratmaya meyilli site çevrelerinde oturuyor ve sürekli yeni daireler almanın peşindeler. Bazı kalabalık sahnelerde kimi tuhaf tiplerin bu disiplinleriyle övündüklerini de görüyoruz. Azize’nin perspektifinde izlediğimiz bu konuşmalar filmin akışında yer yer karikatürleşme tehlikesi doğursa da, Azize’nin de Kadir’e yakın bir yaşam algısının bulunduğunu göstermek için gerekli. Özellikle bir araba sahnesinde, ablasıyla aralarındaki zıtlığı epey simgesel biçimde görüyoruz. Azize’nin başında beyaz tülbent varken ablasında yeni muhafazakar eşarplarından takılı.

“Kuş ölür, sen uçuşu hatırla!”

Filmin net bir politik tutumu yok. Hatta yönetmen de bunu bizzat vurguluyor. Politik üretim anlayışıyla film çekmediğini, hikayeyi oluşturan atmosferde varsa, politik göstergelerin de kendiliğinden ortaya çıkacağını belirtiyor. Didaktizmden uzak durarak, seyircide bir hissiyat oluşturmanın peşine düştüğünü söylüyor.

Benim nezdimde de bu yaklaşım, filmi “kurtaran” temel unsur olmuş. Yalnızca sinema diline dayalı hareket edersek, filmin ilk yarısıyla ikinci yarısının hem ritim olarak hem hikayeyi besleyen çatışmaların niteliği açısından sorunlu olduğunu belirtmek gerek. Klasik senaryolara alışmış zihinlerimizde ister istemez finale doğru temponun ya da gerilimin artmasını bekleyen, yıllanmış alışkanlıklar var. Uçan Köfteci’de Kadir’in uçma arzusu ikinci yarıda günlük hayatın hengamesinde eriyip gidiyor. İyi bir yerden yaklaşıp buna Hitchcockvari bir McGuffin girişimi diyebiliriz ama yerine koyulan çözümler seyirciyi tatminden uzak.

Dolayısıyla, tam da Rezan Yeşilbaş’ın vurguladığı o simgesel detaylara dönüp duruyoruz. Evet hikayenin ritminde aksaklıklar var ama bu film Kürt coğrafyasını, kent anlatısıyla buluşturan nadir filmlerden. Türkiye özelinde İstanbul’un, Ankara’nın yönetmenleri vardır. Hikaye ister uzaklardan gelen bir eşkıyanın Tarlabaşı’nda hayatta kalma çabası olsun, ister üç beş arkadaşın gündelik bunalımları olsun; arka planda şehir canlı ve hareketli bir karakter sergiler. Değişen semtlerle birlikte ruh halimiz değişir, bir caddeyi adımlarken gerilim dozumuz iner, çıkar.

Uçan Köfteci’yi seyirci nezdinde kalıcı hale getirecek en temel özellik de Amed’in yaşayan bir organizma olarak filme dahil edilmesi. Köfte tezgahının arkasındaki siren ve telsiz sesleri, çevredeki dükkanlardan gelen Amedspor maçının gürültüsü, çırağın üstünden çıkarmadığı forması ya da günlük bir rutine dönüşen üst aramalarına Kadir gibi karakterlerin verdiği mizah dozu yüksek tepkiler buna örnek. Uçmak her yerde zordur ama Kürt coğrafyasında özel politikalar da devreye girer. Ve Kürt coğrafyasında uçmayı başaran bir arkadaşınız için en doğal tepkiniz, paramotorun gürültüsü azaldıkça uzaklardan yükselen düğün müziğinin sesiyle, ani ve beklenmedik halaylar çekebilmenizdir.

Yeşilbaş’a bu kent anlatısı izlenimimden bahsettiğimde, zaten “şehirli bir Kürt anlatısı”nın peşine düştüğünü belirtti. Ve şöyle devam etti: “Eğer dünyanın bizi izlemesini istiyorsak evrensel bir anlatıyı benimsemeliyiz. Bunun için de karakterler yaratabilmeli ve onları birey olarak ele alabilmeliyiz. İyi filmler yapmak için bunun gerekli olduğunu düşünüyorum.”

Yeşilbaş bunu kesinlikle başarmış. İster politik olsun ister gündelik hayat sebepli; Kadir hiçbir engele aldırış etmeden kendi tutkusunun peşinde koşabilen bir karakter. Freud cümlelerinden, edebiyat alıntılarından, doğa belgesellerinden ya da kimi şiirlerden mülhem bir düşünce dünyası var. Bu zengin dünyaya “okumuş” arkadaşları gibi biz de zaman zaman şaşırıyoruz. Uçmayı kısa süre başarıp yere çakıldıktan sonra eşi Azize’ye söyledikleri ise gözümüzü dolduruyor. Füruğ Ferruhzad’dan ödünç bir cümleyle, yanında ağlayan Azize’ye dönüp diyor ki: “Kuş ölür, sen uçuşu hatırla!”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.