• Şanidar Mağarası’nda bulunan 75 bin yıllık Neandertal kalıntıları, ölümcül bir yaralanmayı ve öncesinde sürdürülen yaşamı birlikte belgeliyor. Yetmiş yılı aşan kazı ve araştırmalar, mağarayı Neandertallerin bakım, toplumsal dayanışma ve ölülerine yönelik davranışlarını anlamanın başlıca merkezlerinden biri haline getirdi.

DOĞAN BARIŞ ABBASOĞLU

Zagros Dağları’nın eteklerindeki Şanidar Mağarası’nda bulunan bir kürek kemiği, yaklaşık 75 bin yıl önce yaşanmış ağır bir yaralanmayı günümüze taşıdı. Kemiğin üzerindeki 1,5 santimetre çapındaki yuvarlak delik, araştırmacılara göre göğüsten giren sivri bir ahşap mızrağın bıraktığı iz. Aynı bireyin dişleri ise ölümünden önce geçirdiği başka bir ağır yaralanmanın ardından yaşamını sürdürdüğünü gösteriyor.

Mağaradaki kalıntılar, Cambridge Üniversitesi’nden paleoantropolog Emma Pomeroy ve çalışma arkadaşlarınca incelendi. Araştırma, 15 Ekim 2026’da Scientific Reports dergisinde yayımlandı. “Shanidar A” olarak adlandırılan bireyin dişlerindeki aşınma, öldüğünde yaklaşık 45 yaşında olduğunu düşündürüyor. Bulunan kemikler, cinsiyetinin belirlenmesine yeterli değil.

1950’lerden bugüne uzanan kazı tarihi

Şanidar’ın insanlık tarihindeki yerini belirleyen çalışmalar, Amerikalı arkeolog Ralph Solecki’nin 1951’de başlattığı kazılarla şekillendi. 1953, 1956–1957 ve 1960 yıllarında sürdürülen çalışmalar, mağara tabanının altında farklı dönemlere ait yerleşim izlerini açığa çıkardı. Solecki’nin kazı alanı en derin noktasında yaklaşık 14 metreye ulaştı. Taş aletler, hayvan kemikleri ve insan kalıntıları, mağaranın uzun bir zaman diliminde tekrar tekrar kullanıldığını ortaya koydu.

Cambridge Üniversitesi’nin kazı tarihçesinde aktarıldığı üzere, bu çalışmalar sırasında çıkarılan kalıntılar on Neandertal bireyle ilişkilendirildi. Yetişkinlerin ve çocukların aynı mağarada bulunması, araştırmacılara farklı yaşlardan insanların yaşam koşullarını karşılaştırma olanağı verdi. Kemiklerdeki yaralanmalar, iyileşme izleri ve bedenlerin mağara içindeki konumları, Neandertallerin sosyal ilişkilerini incelemek için temel veriler hâline geldi.

İlk kazılardan itibaren üç bulgu özellikle öne çıktı. Şanidar 1’in ağır bedensel hasarlara rağmen yaşamını sürdürmesi, Şanidar 3’ün kaburgasındaki delici yara ve Şanidar 4’ün çevresindeki polenler, bakım, şiddet ve gömü davranışları üzerine uzun soluklu tartışmalar başlattı. Bugünkü araştırmalar, bu eski bulguları yeni örneklerle ve daha hassas inceleme yöntemleriyle birlikte değerlendiriyor.

Kürek kemiğinde ölümcül darbenin izi

Yeni incelemenin merkezinde, büyük ölçüde korunmuş sol kürek kemiği bulunuyor. Araştırmacılar deliğin biçimini, çevresindeki kırıkları ve yerinden kopmuş küçük kemik parçalarını mikroskop ve mikro bilgisayarlı tomografiyle değerlendirdi. Bulgular, hasarın ölüm sırasında ya da ölüme çok yakın bir zamanda meydana gelen delici bir yaralanmadan kaynaklandığını destekliyor. Delik çevresinde iyileşme belirtisi saptanmadı.

Ekibin değerlendirmesine göre yaralanmaya yol açan cisim, göğsün ön tarafından girerek arkaya doğru ilerledi. Böyle bir darbenin akciğeri ve büyük damarları zedeleyerek kısa sürede ölüme yol açması bekleniyor. Deliğin neredeyse tam bir daire biçiminde olması, yuvarlak kesitli ahşap mızrak yorumunu güçlendiriyor. Taş uçlu silahlar ise uçlarının biçimine bağlı olarak farklı izler bırakıyor. Bununla birlikte, kemikteki hasar olayın kasıtlı bir saldırı mı yoksa av sırasında yaşanan bir kaza mı olduğunu belirlemeye yetmiyor.

Ahşabın zaman içinde çürümesi, tarih öncesi silahların arkeolojik kayıtlarda korunmasını zorlaştırıyor. Almanya’daki Schöningen’de bulunan mızraklar bu açıdan önemli karşılaştırma örnekleri sunuyor. 2025’te yayımlanan bir tarihlendirme çalışması, bu silahların yaşını yaklaşık 200 bin yıl olarak hesapladı. Ağırlık dağılımları ve işlenme biçimleri, ahşap silah üretiminin dikkatli malzeme seçimi ve gelişmiş teknik bilgi gerektirdiğini ortaya koyuyor. Şanidar’daki yara, aynı türden araçların kullanımına ilişkin dolaylı bir kanıt niteliği taşıyor.

Ağır yaralanmalardan sonra sürdürülen yaşam

Şanidar A’nın yaşamındaki ağır travmalar ölümcül yaralanmayla sınırlı değildi. Alt ön dişlerinden biri uzunlamasına kırılmış ve yarısını kaybetmişti. Kalan parçanın üzerinde biriken diş taşı ve kullanıma bağlı aşınma, dişin yaralanmadan sonra da ağızda kaldığını gösteriyor. Araştırmacılar, bireyin bu olayın ardından en az bir yıl yaşamış olduğunu değerlendiriyor.

Böylesine ağır bir ağız yaralanması, beslenmeyi ciddi biçimde zorlaştırmış olmalı. Pomeroy ve meslektaşları, bu koşullarda yaşamın sürdürülmesini topluluk içindeki bakım ve destekle ilişkilendiriyor. Yumuşak yiyeceklerle beslenme, bu desteğin olası biçimlerinden biri olarak ele alınıyor. Dişlerdeki izler verilen bakımın ayrıntılarını göstermese de ağır yaralanmış bireylerin topluluk içinde yaşamlarını sürdürebildiğine ilişkin kanıtları güçlendiriyor.

Bu değerlendirme, mağaranın araştırma tarihinde güçlü bir karşılığa sahip. Solecki’nin 1957’de bulduğu Şanidar 1’in iskeletinde baş bölgesinde ağır travma, sağ kolda belirgin gelişim kaybı ve ayakta iyileşmiş kırık izleri saptanmıştı. Başındaki yaralanmanın görmesini de etkilemiş olduğu değerlendiriliyor. Buna rağmen birey, yaklaşık 35–45 yaşlarına kadar yaşamıştı.

Smithsonian’ın Şanidar 1 değerlendirmesi, yaralanmaların iyileşmiş olmasını ve bireyin uzun süre hayatta kalmasını topluluk desteğiyle ilişkilendiriyor. Gündelik hareketleri ve besin edinmeyi zorlaştıran hasarlarla sürdürülen bu yaşam, Neandertallerde bakım davranışının araştırılmasında temel örneklerden biri oldu. Şanidar A’nın dişlerindeki bulgular da bu tartışmaya yeni bir bireyin yaşam öyküsünü ekliyor.

Aynı mağarada farklı yaralanmalar

Mağarada daha önce bulunan Şanidar 3 adlı Neandertalin de bir kaburgasında delici alet yarası saptanmıştı. Bu yaralanma üzerine yapılan deneysel araştırmalar, taş uçlu bir silahın bıraktığı hasarla benzerlikler ortaya koymuştu. Ancak yarayı oluşturan kişinin kimliği, hangi insan türüne ait olduğu ve olayın koşulları belirlenemedi. Farklı dönemlere ait bu iki bulgu, mağarada kesintisiz bir şiddet örüntüsü bulunduğunu göstermiyor.

Şanidar’daki kalıntılar, tek bir topluluğun kısa süreli yaşamının kaydı olarak ele alınamıyor. Mağara, aralarında binlerce yıl bulunan farklı kullanım dönemlerine sahip. Bu nedenle bir bireydeki yaralanmayla başka bir bireyin ölümünü aynı olayın ya da aynı toplumsal ilişkinin parçası saymak mümkün değil. Arkeolojik değerlendirme, her iskeleti bulunduğu tabaka, yaşı ve çevresindeki diğer bulgularla birlikte inceliyor.

Ölüler için tekrar tekrar seçilen yer

Şanidar’ın bilimsel önemi, yaralanmalar kadar ölülerin mağara içindeki yerleşiminden de kaynaklanıyor. Yeni incelemeler, yaklaşık 75 bin ila 70 bin yıl öncesine tarihlenen dar bir alandaki birey sayısının en az beş olduğunu gösteriyor. Dört yetişkin ve bir bebeğin kalıntıları, büyük ve dik bir kayanın arkasında, farklı zamanlarda aynı yere bırakılmıştı.

Bedenler arasındaki ince tortu tabakaları, hepsinin tek bir olayda yaşamını yitirmediğine işaret ediyor. Bazılarının, daha önce bırakılan beden bütünüyle çürümeden aynı alana yerleştirildiği değerlendiriliyor. Araştırmacılar, bu tekrarın bilinçli bir yer seçimini ve ölülerle ilişkili düzenli davranışları desteklediğini belirtiyor. Bununla birlikte mağara, yaşayanların da kullandığı bir mekândı. Bu nedenle onu bugünkü anlamıyla yalnızca bir mezarlık olarak tanımlamak, kullanım biçimini daraltıyor.

Cambridge ekibinin değerlendirmesinde, bedenlerin büyük bir kayanın arkasındaki sınırlı alana yerleştirilmesi özellikle önem taşıyor. Kaya, mağaranın o dönemdeki tabanında görünür bir işaret oluşturuyordu. Aynı yere farklı zamanlarda dönülmesi, araştırmacılara göre bu konuma özel bir anlam verildiği yorumunu destekliyor. Bulgular, uygulamanın ayrıntılarını veya ona eşlik eden düşünceleri doğrudan göstermiyor.

Çiçekli gömü yorumunun değişen tarihi

Mağarayla özdeşleşen “çiçekli gömü” yorumu ise ayrı bir tartışma konusu. Arkeolog Ralph Solecki’nin kazılarında Şanidar 4 çevresinde bulunan yoğun polen kümeleri, bedenin çiçeklerle birlikte gömüldüğü düşüncesine dayanak olmuştu. Daha sonraki araştırmalar, bu polenlerin en azından bir bölümünün toprağa yuva yapan arılar tarafından taşınmış olmasını destekledi. Polenlerin varlığı, tek başına bir çiçek sunusunun kanıtı sayılamıyor. Ölülerin aynı dar alana tekrar tekrar bırakılması ise çiçek yorumundan bağımsız olarak değerlendiriliyor.

Şanidar 4, 1960’taki kazılarda bulunmuştu. Polen uzmanı Arlette Leroi-Gourhan’ın incelemeleriyle gelişen çiçekli gömü yorumu, Neandertallerin ölüm karşısındaki davranışlarına ilişkin tartışmaların en tanınmış örneklerinden birine dönüştü. 2023’te yayımlanan yeniden değerlendirme, polen kümelerini mağaradaki arı yuvaları ve diğer taşınma süreçleriyle birlikte ele aldı. Böylece eski bulguların, yeni çevresel veriler ışığında farklı biçimde açıklanabildiği ortaya kondu.

Yeni kazılarla yeniden okunan geçmiş

Şanidar’daki yeni araştırma dönemi, 2014’te başlatılan projenin ardından 2015’te yeniden başlayan kazılarla ilerledi. Graeme Barker’ın öncülüğündeki ekip, Solecki’nin eski kazı alanının çevresinde çalışarak hem yeni insan kalıntıları buldu hem de daha önce açığa çıkarılmış bireylerle ilişkili kemikleri inceledi.

Bu dönemin önemli bulgularından biri Şanidar Z oldu. 2018–2019 kazılarında açığa çıkarılan, yaklaşık 75 bin yıllık bu Neandertalin büyük ölçüde korunmuş üst gövdesi, bedenin mağaraya yerleştirilme biçiminin incelenmesine olanak sağladı. Kalıntılar, daha önce çiçekli gömüyle ilişkilendirilen alanın hemen yakınında bulundu. 2020’de Antiquity’de yayımlanan çalışma, bu keşfi eski kazı kayıtları ve yeni tabaka incelemeleriyle birlikte değerlendirdi.

Yeni çalışmalar, kemiklerin çıkarılması kadar korunmasının da bilimsel bilgi üretimindeki önemini gösterdi. Şanidar Z’nin ezilmiş ve kırılgan kemikleri, ayrıntılı inceleme öncesinde uzun bir koruma ve birleştirme sürecinden geçirildi. Şanidar A’nın araştırılmasında kullanılan mikro bilgisayarlı tomografi ise tortu içindeki küçük kemik parçalarının konumunu, malzemeyi bütünüyle dağıtmadan incelemeyi sağladı. Bu yöntemler, ilk kazılarda kayda geçirilen bulguların daha ayrıntılı biçimde yorumlanmasına olanak veriyor.

Şanidar A’nın kalıntıları, bir yaşamın farklı dönemlerini aynı arkeolojik kayıtta birleştiriyor. Kırık diş, ağır yaralanmadan sonra sürdürülen yaşamı; kürek kemiği, ölümcül darbeyi; bedenin bulunduğu yer ise topluluğun ölüleriyle kurduğu ilişkiyi belgeliyor. Bu bulgular, Neandertal yaşamını bakım, tehlike, toplumsal bağlar ve ölüm karşısındaki davranışlarla birlikte ele almayı gerektiriyor.