Engin çocuklarımızı o topraklara götürecek

Dosya Haberleri —

17 Ağustos 2021 Salı - 20:20

  • “Onu zaten arkadaşları, uğruna savaştığı o topraklarda gömmüştü ama biz onu anamıza getirdik. Avrupa’ya değil ama, Pazarcık’a, yani hem geçmişimize hem geleceğimize. Böylece ayrıca çocuklarımızın oraya gitmek için bir nedenleri olsun, o topraklardan kopmasınlar istedik. Şimdi Engin, çocuklarımızı o topraklara götürecek.”

MEDYA SAVUNMA ALANLARI’NDAKİ 15 AĞUSTOS KUTLAMALARI SIRASINDA, 17 AĞUSTOS 2003’TE KAZA SONUCU ŞEHİT DÜŞEN ENGİN SİNCER’İ ABLASI CENNET SİNCER ANLATTI.

 

DENİZ BABİR

PKK Merkez Komite Üyesi ve ARGK komutanı Engin Sincer’in şehadetinin 18’inci yılı vesilesiyle konuşan ablası Cennet Sincer, ailelerinde her doğan çocuğa Engin ismini verdiklerini söyledi.

Engin Sincer (Erdal-Hayri), 2 Mart 1969’da Maraş’ın Pazarcık ilçesinin Seyrantepe köyünde dünyaya gözlerini açtı. Henüz küçük yaşlarda ailesi ile birlikte Almanya’nın Mainz kentine giden Sincer, 1989’da liseyi bitirdikten sonra PKK’ye katıldı. Avrupa’da diplomasi alanında faaliyet yürüten Sincer, 1992 yılında Mahsum Korkmaz Akademisi’ne gitti. Güney savaşına da katılan Sincer, ayrıca Cudi, Botan ve Mardin bölgelerinde faaliyet yürüttü. Avrupa’ya 2000 yılında dönerek bir dönem Avrupa sorumluluğu yapan Sincer, 2003 yılında tekrar Kandil’e gitti. Medya Savunma Alanları’nda yapılan 15 Ağustos kutlamaları sırasında Sincer, bir kaza sonucunda, 17 Ağustos 2003 tarihinde yaşamını yitirdi. PKK Merkez Komitesi Üyesi ve ARGK Komutanı olan Sincer, doğduğu köy olan Seyrantepe’de sonsuzluğa uğurlandı.

Sincer’in şehadetinin yıldönümü vesilesiyle ablası Cennet Sincer ile anılarını, birlikte geçirdikleri çocukluklarını ve kardeşinin direngenliğini konuştuk.

Sevilen bir çocuktu

Abla Sincer ile Engin’in çocukluğunu konuşarak başlıyoruz sohbete. Engin’in kendisinden 7 yaş küçük olduğunu anlatıyor ve ekliyor: “Engin, çok güzel bir çocuktu. Sapsarı saçları vardı, büyüdükçe onlar kumrallaştı. Hep gülerdi, kızgınlığını  mızmızlığını asla göremezdiniz.”

Engin’in çevresinde sevilen bir çocuk olduğunu söyleyen ablası, “Engin anneme aşıktı. Biz 6 kardeştik ama o hep annemle yatardı. Bu durum Almanya’ya gelene kadar devam etti. Annesini hiç kimseyle paylaşmazdı. Engin, kendi yerini yapabilen biriydi” diyor.

Çocuk yaşta tercümanlık yaptı

Engin’in 9 yaşında Almanya’ya geldiğini dile getiren ablası Cennet, “Engin, dili çok çabuk çözdü. O dönemde çok sayıda insan Almanya’ya geldi. Engin, çocuk olmasına rağmen onlara tercümanlık yapmak için yardıma giderdi. İnsanlara yardım etmeyi çok severdi. Bir de dondurmayı o kadar çok severdi ki, yardımına gittiği kişiler genelde ona hep dondurma yedirirdi” diye anlatıyor.

Engin’in okul dışındaki zamanlarını da boşa harcamadığını söyleyen ablası, onun çok okuyan biri olduğunu ve daha o günlerden bilimsel araştırmalar yaptığını dile getiriyor. Engin’in zeki bir çocuk olduğunu ve zamanını boşa geçirmemeye çalıştığını aktaran ablası, devam ediyor: “Çok güzel top oynardı. Aynı zamanda kendi oynadığı kulüpte de kaptandı. Sonra kaza geçirdi. Eğer kaza geçirmeseydi, Frankfurt takımında oynayacaktı.”

Engin Sincer, bu yıllarda Kürt Özgürlük Hareketi’ni daha yakından tanımaya başlıyor ve çalışmaları omuzlamaya başlıyor. Bir süre sonra ise partiye katılmaya karar veriyor.

Cennet Sincer, kardeşinin bir gün eve geldiğini ve “Ben kararımı verdim, partiye katılacağım” dediğini anlatıyor. Aileden kimse bu karara karşı çıkmamış ve Engin Sincer, bütün aile bireyleriyle vedalaşarak yola çıkmış.

‘Sarılmak istedim, yapamadım’

Cennet Sincer, kardeşinin evden ayrıldığı günden sonrası ile yeniden buluşabildikleri günü şu sözlerle anlatıyor: “Biz vedalaştığımız zaman sene 1992’ydi. Her gittiği ülkede biz sürekli onunlaydık ve sık sık görüşüyorduk fakat dağa gittikten sonra 8 yıl boyunca hiç görüşemedik. Ancak dolaylı yollardan zaman zaman haberler alıyorduk. Bir keresinde telefonda annem Engin’le konuşurken Cemal arkadaşın yanındaymış ve annem telefonun kaç kere çaldığını ve Engin’in ses tonunu sürekli anlatırdı. Demek ki annem onu o kadar özlemiş ki yıllar boyunca bunu hep anlatırdı. Tabii ki biz de çok merak ediyorduk onu. O anki duygu çok farklıdır, tarif edemiyorum. Yıllar sonra kardeşlerim, onu Hollanda’dan almaya gittiler. Ben de gitmek istedim, olmadı. Fakat buraya geldiğinde, Engin’in içinde olduğu araba bizim sokağa girdiğinde ben sokağa doğru koştum ve Engin arabadan inince ona sarılmak istedim ama yapamadım, yıkıldım. Sonra sarıldığımda ise bir şey fark ettim: Engin o kadar zayıflamıştı ki, onu tanımakta zorlandım. Tabii sonra toparlandı.”

‘Kürtçeyi çok iyi konuşan bir Engin gelmişti’

Engin ile geçirdiği zamanların çok değerli olduğundan söz eden abla Cennet, ekliyor: “İyi ki yaşamış, iyi ki onun her istediğini yapmışım. Keşke yaşasaydı, ben ona ömrümü verseydim. Keşke yaşasaydı, ben onun yerinde yatsaydım ve o da Kürtlere hizmetine devam etseydi. İnanın, bunu canı gönülden söylüyorum” diyor ve PKK’nin kardeşi üzerinde nasıl etkilerde bulunduğunu şu cümlelerle anlatıyor: “Engin hep olgundu ama bu seferki Engin’de gördüğüm şey daha da olgunlaşmıştı. Gelen, artık genç bir adam değildi, daha çok bir beyefendiydi ve kendisine çok şeyler katmış, Kürtleri daha iyi tanıyan, Kürtçeyi çok iyi konuşan biri olarak karşımda duruyordu.”

Her doğan çocuğa Engin adını verdiler

Engin’in sadece tabutuna sarılabildiğini anlatan ablası, konuşmasını şu sözlerle sürdürüyor: “Cenazesini sadece kardeşim Ali gördü, başka hiçbirimize müsaade edilmedi. Ali de kendi elleriyle mezarından çıkarıp getirdi ve Diyarbakır’da otopsisi tekrardan yapıldı. Devlet herhangi bir şey yapmasın diye Ali, avukatlarla beraber otopsi yerinde bulundu. Biz bir daha görmedik Engin’i.”

Cennet Sincer, kardeşini hala çok özlüyor: “Engin hala bir yerlerde yaşıyor ve çıkıp gelecek, diyorum. Belki de öyle düşünmek istiyorum. Bilmiyorum. Adını tam olarak koyamıyorum. Çok özlüyorum. Benimle birlikte yaşadığını hissediyorum. Hatta bazen yatağıma geldiğini ve beni boynumdan öptüğünü hissediyorum.”

Cennet Sincer, kardeşinin mezarına gittiğinde, ona saatlerce olup bitenleri anlattığını söylüyor ve ekliyor: “Engin daha çocuktu, babamın üvey kardeşinin oğlu oldu. Engin o kadar güzel bir çocuktu ki, onlar da doğan çocuklarının adını Engin koydular. Ailelerimizde doğan çocuklarımızın çoğunun adı Engin’dir. Nereye gitsem kucağıma bir çocuk verip, ‘Kardeşin Engin’dir’ diyorlar. Bu beni hem duygulandırıyor hem onurlandırıyor ama hem de Engin’e olan özlemimi arttırıyor.”

Onu uğruna savaştığı topraklara gömdüler

“Ailem yurtseverdir; annem ve babam, hiç kimseye kapılarını kapatan, geldikleri yeri unutan insanlar olmadılar” diyen Cennet Sincer, kardeşinin cenazesini de oradan kopmak istemediklerini anlatmak için Pazarcık’a götürüp gömdüklerini anlatıyor.

Cennet Sincer, bir kitapta, Kemal Pir’in babasının, “Hey gidi koca Kemal! Sen iki tahta arasına sığacak adam mıydın! Seni uğruna canını verdiğin topraklara gömmek istiyorum ama ananın içi sızlıyor, seni onun yanına götürüyorum” dediğini okumuş. “Bu sözleri hiç unutamadım” diyor ve devam ediyor: “Engin için de aynı şey geçerli. Onu zaten arkadaşları, uğruna savaştığı o topraklarda gömmüştü ama biz onu anamıza getirdik. Avrupa’ya değil ama, Pazarcık’a, yani hem geçmişimize hem geleceğimize. Böylece ayrıca çocuklarımızın oraya gitmek için bir nedenleri olsun, o topraklardan kopmasınlar istesinler. Şimdi Engin, çocuklarımızı o topraklara götürecek. Hayatımıza o kadar çok şey kattı ki, anlatamam. Bağlılığı öğretti bize. İnançlarını bize de aşıladı ve bunu farkına vararak ya da varmayarak yaptı. Ben farkına vararak yaptığını düşünüyorum, çünkü köydeki evi bile babama, sırf oradan kopmayalım diye, bilinçli olarak yaptırdı.”

 

İnsan yabancı olmaktan yoruluyor

Türk askeri ile girilen bir çatışmada, 1987 yılında şehit düşen Mustafa Yöndem (Erdal) de Cennet Sincer’in (dolayısıyla Engin Sincer’in de) kuzeni. 

“Çocukluğum daha çok onunla geçti” diyen Cennet Sincer, devam ediyor: “Aslında bizim bölgede mücadelenin temellerini atan onlardır; Mustafa, Şiyar, Kazım Kulu’dur. Miras onlardan kalmadır. Engin de onlardan etkilendi; Güneybatı Kürdistan’da anlatılan bu cesur devrimcilerin yaşamlarından etkilendiği bir gerçektir. Çünkü Engin, çok okuyan bir çocuktu ve hatta okulun dışında da Almanca, İngilizce, Fransızca kitaplar alıp okurdu. Bu dilleri çok iyi biliyordu.

Bir gün bana, okuldaki diğer çocukların ona, ‘Sen yabancısın’ demesinden şikayet etti. Ne kadar acı bir durum, değil mi? İnsan artık yabancı olmaktan yoruluyor. Türkiye’de de, burada da öyle yaklaşıyorlar.

İstedim ki, kendi ülkemde, kendi anadilimde yaşayayım. Hep yabancı olmaktan çok yoruldum ve aynı şeyi şimdi bizim çocuklarımız da yaşıyor. Belki Engin’in de böyle bir çocuk olmasına neden olan şeylerden biri budur: Hep yabancı olmak.”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.