Erdoğan'ın Kobanê yarası

Elif KAYA yazdı —

29 Eylül 2020 Salı - 13:32

  • Kobanê direnişi Erdoğan'ın korkulu rüyasıdır. Ne de olsa yeniden saldırabilmek için korkularıyla yüzleşmeye, direniş ruhunu yok etmeye ihtiyacı var.

“Umut zaferden değerlidir” der, Rêber Apo. Çünkü umudun olduğu yerde direniş, direnişin olduğu yerde özgür yaşam arayışı vardır. Umut, ezilen, yok sayılan halkların, toplumsal kesimlerin tutunduğu yaşam dalıdır. Bu nedenle egemenler öncelikle halkların umudunu ve direniş damarını yok etmeyi hedefler. Umudu canlı tutacak, direniş damarını besleyecek sembollere, tarihsel belleğe, toplumsal değerlere saldırıp, onu itibarsızlaştırmaya, yok etmeye çalışırlar.

Kobanê direnişi, sadece Kürt halkı ve kadınların değil tüm ezilenlerin özgür yaşam umudu oldu. İmkan ve olanakların zor olduğu koşullarda akıl, irade, başarma inancı ve mücadele azmiyle en vahşi düşmanı yenilgiye uğratabildiğini ortaya koyan bir direniş süreci yaşandı. En yalın ifadeyle Kobanê, umudun zaferi oldu.

Türkiye’nin her türlü desteğini arkasına alan DAİŞ, Kobanê direniş hattını kırarsa Rojava ve Kuzey Suriye bölgesini bir bütün ele geçirme imkanını elde edecekti. Kuşkusuz DAİŞ’in Kobanê’ye saldırmasının akıl hocalığını Erdoğan yaptı. Ama DAİŞ’in Kobanê'ye saldırması kendi sonunun başlangıcını getiren bir hataydı.

6-7 Ekim 2014 tarihinde şehir tümden kuşatılmış, bir mahalle dışında tüm kent işgal edilmişken; savaşın finansörü açıktan yüzünü belli etmekte hiçbir beis görmeden, Antep’te, “Kobanê ha düştü ha düşecek” dedi.

Bu söz Kuzey Kürdistan’da sabrı taşıran son damla oldu. Kobanê sadece Kobanê olmaktan çoktan çıkmış, Kürtlerin, kadınların, ezilen halkların varlığının sembolüne dönüşmüştü. Kobanê'ye yönelik sarf edilen bu sözler Kürtlerin varlığına yöneltilen bir tehditti. Verilen bu mesaj halk tarafından doğrudan algılandı. Bu tehdit karşısında Kuzey Kürdistan’ın her şehrinde, ilçesinde, köyünde insanlar sokaklara taşıp varlığını ortaya koyan ve irade beyan eden eylemler yaptı. Bu eylemsellikler taşan öfkenin dışa vurumu ve varlığında ısrar etme tutumuydu. Çok planlanan ve bir merkezden yönlendirilen eylemselliklerden öte aylardır sınırda nöbet tutan, yaşananlara tanıklık eden toplumun taşan öfkesiydi.

Erdoğan en büyük ve yıllardır kapanmayan yarasını kadınların öncülüğünde gelişen halkın bu öfkesi ve tepkisi karşısında aldı. Bu nedenle 31 Ekim’de ilk kez Erdoğan'ın yönetiminde toplanan ve tarihe en uzun MGK toplantısı olarak geçen toplantıda “Çökertme Operasyonu” adıyla Kürdistan’a adeta yeniden bir fetih hareketi başlatıldı. Tüm örgütlü ve siyasi yapıların hedeflendiği bu planda binlerce insan tutuklandı, kayyumlar atandı, şehirler yakılıp, yıkıldı. İnsanca yaşama dair her şey kriminalize edilerek suç kapsamına alındı. Sosyal medya paylaşımları bile tutuklanma gerekçesi yapılıp, engellendi. Amaç insanları korkutup sindirerek, teslim almaktı.

DAİŞ’in ihaleyi başarıyla uygulayamadığı açığa çıktığında, Türk devleti perde arkasından savaş sahnesine indi. Efrîn'e saldırısı, DAİŞ’e uzatılan bir yardım eliydi ama yine de DAİŞ'in yenilgisinin önünü alamadı. Ardından Girê Spî, Serêkaniyê… Ama ne yaparsa yapsın Kobanê’de gelişen ve her yerde karşısına çıkan direniş ruhuyla baş edemedi.

Heftanîn’de KDP ile yaptığı işbirliğine rağmen, tökezledi, ilerleyemedi. Önünde en büyük engel umudu ve direnişi canlı tutan bu ruh vardı. Bunu yenemedi- yenemezdi de. Kobanê savaşının başladığı tarihin yıl dönümünde altı yıl önceki olayları gerekçe göstererek 82 kişinin tutuklanmasını içeren bir operasyon başlatması öç alma, direniş ruhunu cezalandırma amaçlıdır. 12 Eylül'de KCK’nin başlattığı “Tecride, Faşizme, İşgale Son; Özgürlüğü Sağlama Hamlesi”nden duyulan derin korkunun bir sonucudur.

Kobanê direnişi Erdoğan'ın korkulu rüyasıdır. Ne de olsa yeniden saldırabilmek için korkularıyla yüzleşmeye, direniş ruhunu yok etmeye ihtiyacı var.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.