Erdoğan Türkiye'si ilelebet değildir

Forum Haberleri —

YOKSULLUK

YOKSULLUK

  • Ekonomik kriz, politik kaos, sosyal yozlaşma, bilinç ve düşünce körlüğü Türkiye'yi derin bir uçurumun kenarına sürüklemiştir. Güvensizlik, inançsızlık, işsizlik, açlık, sefalet dizboyudur.

 

Fuat KAV

Tarihi perspektifi dar, olay ve olgulara kendi pencerelerinden bakan, dünü ve yarını anda yaşayarak güncelle varolmayı esas alanların oluşturdukları gündemin peşinden koşan milyonlardan bahsetmek mümkün.

Milyonların, gündem oluşturan bir avuç kurnazın ve egemenin peşinden koşmaları elbette ki ciddi bir sorun. Bu sorun dünü bugünle, bugünü yarınla bağlantılı olarak değil, başka bir ifadeyle doğru bir tarih ve sosyal bilimler perspektifi yerine daha çok kaba, yani vülger bakış açısıyla olaylara bakma sorunudur.

“Madde, eşya, ‘şey’ varsa vardır, yoksa yoktur” yaklaşımının hâkim olduğu bu milyonların bilmediği şeyin her maddenin, her eşyanın içsel dünyasında çürümeye yüz tuttuğu bir süresinin olduğu gerçeğinin farkında olmamalarıdır…

Bu giriş örneği, tam da Türkiye’de yaşayan milyonları anlatıyor. Bugün Türkiye’de yaşayan milyonların doğrular yerine yanılsamalı hayata, sanal yapı ve olaylara, bu bağlamda oluşan iktidara biat etmesi bundandır.

Evet, bilinç yoksunluğundan onu yığın haline, hatta yığından sürüye kadar vardırmış milyonlardan bahsediyoruz. Elbette ki sürüye dönmüş yığınlar tamamen yalana, dolana, hile ve kurnazlık üzerinde inşa edilmiş devlete, iktidara ve yönetime körü körüne bağlanır.

Erdoğan’ın sahip olduğu Türkiye’nin büyük bir enkaz haline geldiğini söylediğimizde, “hani nerede, her gün bir yeri işgal ediyor. Libya’dan Ermenistan’a, oradan Irak’a, Rojava’dan Kuzey’e kadar yayılmış askeri güce sahiptir” diyen milyonlarca “yığın” karşımıza çıkıyor.

Oysa bu, tamamen yanılgılı ve yanılsamaya dayanan bir körelme yaklaşımıdır. Maddenin, eşyanın, şeylerin dışına bakan, ama o madde ve şeylerin iç yapısını görmeyen, tamamen yüzeysel ve vülger bir bakış açısıdır.

Halbuki Erdoğan Türkiye’si, tamamen çürümüş bir yapıya sahiptir. İçi çürük ama kabuğu sağlam gibi görünen bir cevize benzetmek mümkündür.

Dışa yayılması, işgalci olması, birçok alana askeri güç kullanarak sömürge alanları oluşturması onun çürümediği, içten içe yıkılmadığı, bir enkaz haline gelmediği anlamına gelmez…Askeri kuvvete sahip olması, işgalci olma hali onu “dünya lideri” haline getirmez.

Halbuki en güçlü, kaba anlamında kuvvetli, yıkılmaz gibi görünen devletler, rejim ve liderler seferdeyken, başka ülkeleri işgale giderken, ‘ilelebet yaşayacak’ denilen bir zaman diliminde yıkılmışlardır.

Tarihe bakıldığında, “yıkılması imkânsız” denilen devletlerin molozlarıyla doludur. Dünyayı fetheden Roma İmparatorluğu görünürde en güçlü olduğu bir zamanda yıkıldı.

Neredeyse dünyanın üçüncü etkili gücü olan Çarlık, Ekim Devrimi tarafından yerle bir edildi.

Üç kıtada at koşturan Osmanlı imparatorluğu da aynı biçimde enkaza dönüştü.

Dünya İmparatorluğu konumuna gelen Hitler Almanya’sı, altı yıl içinde tüm cephelerde bozguna uğradı.

Tarihi gerçekler bu kadar açık ve somut iken, Erdoğan’ın inşa ettiği faşist sistemin dış görünümüne bakarak, “ilelebet kalacak bir sistemdir” demek mümkün mü? Elbette ki tarih bilincinden, sosyal devrimler gerçekliğinden yoksun olanlar için ilelebet olabilir, ama tarih bilincine sahip olanlar için Erdoğan rejiminin sonu gelmiştir.

Evet, Erdoğan uzatmalara oynuyor. Elbette ki hastalığından söz etmiyoruz, "kendisi ölecek, hastalanacak, Ecevit gibi bitkisel sürece girecek" demiyoruz. Kastettiğimiz bu değildir.

Şunu diyoruz; Erdoğan rejiminin sonuna gelinmiştir. AKP-MHP faşizminin, Erdoğan-Bahçeli diktatörlüğünün inşa ettiği rejim nefes alamaz noktaya gelmiştir.

Kriz, bunalım ve kaos her tarafından şıpır şıpır akıyor, dikiş tutamayacak kadar parçalanmış bir hal yaşıyor. Deyim yerindeyse hallaç pamuğuna dönüşen bir sürecin tam orta yerinde duruyor.

Ekonomik kriz, politik kaos, sosyal yozlaşma, bilinç ve düşünce körlüğü Türkiye'yi derin bir uçurumun kenarına sürüklemiştir. Güvensizlik, inançsızlık, işsizlik, açlık, sefalet dizboyudur. 

Uyuşturucu ticaretiyle boğazına kadar pisliğe batmış bir mafya devleti haline gelmiştir.

Sözün kısası Erdoğan'ın inşa ettiği Türkiye, fosseptik çukurunda yüzen kırıntılar haline gelmiştir. Onuru, itibarı, kişiliği sıfıra inmiş bir yapıya sahiptir...

Rantla, savaşla, cinayetle, taciz ve tecavüzle, mafyanın gücüyle, rüşvet, kan-irin ve özel savaşla beslenen özel bir kontra cumhuriyeti haline gelmiş bir devletin uzun ömürlü olması, “ilelebet yaşayacak” denilmesi başlı başına körlüğün en derin halini ifade eder…

Erdoğan ve rejimi savaşla ayakta kalıyor, sağa sola saldırarak faşist ve ırkçılık sloganlarıyla ömrünü uzatmaya, bayrağa sarılı ölülerle toplumu dizayn etmeye çalışıyor.

Ortadoğu’daki savaştan oldukça yararlanıyor, göçmenlerle sadece Avrupa’yı değil, dünyayı tehdit ederek çürümeye yüz tutmuş sistemini kabul ettirmeye çalışıyor…

Tüm bunlara yol açan hiç kuşkusuz ki Erdoğan ve savaş kabinesinin sürdürdüğü kirli savaştır. Ekonomik krizin esas nedeni silahlara yatırılan ekonomik yapıdır. Erdoğan gelirin çok önemli bir bölümünü silaha, tanka-topa, hava ve karada kullanılan savaş araçlarına yatırmış durumda. Yoksulluğun, açlığın, sefalet ve cehaletin esas nedeni budur.

Erdoğan rejimini tükeniş noktaya getiren ise Özgürlük Hareketi’nin öncülüğünde gelişen mücadeledir. Her şeyi doğrular temeline oturtan, doğruyu yanlıştan ayrıştıran, Türk ırkçılığını deşifre eden hiç kuşkusuz ki özgürlük mücadelesinin her gün biraz daha boyut kazanmış olmasıdır.

Özgürlük Hareketi sadece bir ulusun inşasını yaratmamış, bir halkın kaderini belirlemiş, aynı zamanda Ortadoğu’yu tehdit altına alan Türk kontra  devletinin işgalci emellerine de ket vurmuştur.

Irkçı faşist devlet eğer bugün kanda çırpınıyor, büyük bir bunalım ve kriz içinde ölüm sancısını çekiyorsa bunun esas sebebi özgürlük mücadelesinin yarattığı sonuçlardır...

Erdoğan Türkiye'si tarihin en sancılı sürecini yaşıyor. Atası olan Osmanlı İmparatorluğu gibi sadece hasta değil, komaya girmiş ve son demini yaşıyor. Bu, herhangi bir hastalık da değil; ne kadar saldırganlığı taşıyan hastalık varsa onu yaşıyor. Bu nedenle şuursuz, saldırgan, hesapsız-kitapsız hareke ediyor. Bu hastalığın, onu mezardan başka bir yere götürmeyeceği kesindir.

Erdoğan da, Bahçeli de, AKP de, MHP de, Ergenekon ve Doğu Perinçek de bu hastalığın en derin halini yaşayarak tarihin çöplükteki yerlerini alacakları kesindir. Erdoğan Türkiye'sini böyle okumak daha doğru ve bilimseldir...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2024 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.