Êzîdîler, Yaresanîler, Reya Heq Aleviler ve Çilê Zivistan

Forum Haberleri —

7 Şubat 2021 Pazar - 23:00

  • Alevilerde, Êzîdîlerde, Yaresanîlerde inançsal bir kültür olan ‘Çilê Zivistan’, Kürdistan'da kışın en şiddetli geçtiği kırk gün kapsar. Çilê Zivistan ritüelleri artık sadece kara kışı atlatmak için değil, soykırımcıların kara faşist saldırılarına karşı direniş inancını büyütmek için de olmalıdır.

CİHAN EREN

İnanç bayramların mevsimlerle, doğayla ilişkisinin en canlı örnekleri, Êzîdîlerde, Yaresanîlerde ve Alevilerde yaşamaya devam ediyor. Bu üç Kürt inanç topluluğu, Kürdistan'da kışın en şiddetli geçtiği kırk günü yani ‘Çilê Zivistan’ı sabır, direniş ve dayanışma ile atlatmak için inançsal bir kültür yaratmıştır. Miladi takvime göre Çilê Zivistan, Ocak ve Şubat aylarından gün alan zamanı kapsar.

1990’a kadar da Kürdistan'da kışın en sert yaşandığı dönem bu kırk gündü. Ekolojik dengenin bozulmasıyla, 1990’dan sonra Kürdistan'da da gözle görülür mevsimsel değişiklikler yaşanmaya başlandı. Ve artık kışlar eskisi kadar şiddetli geçmeyebiliyor. Dolayısıyla bugün için Çilê Zivistan kültürü, aynı zamanda bozulan ekolojik dengeyi de hatırlatmış oluyor.

Çilê Zivistan günlerinde Êzîdîler Cejna Zivistan’ı kutlar. Oruç tutar. Dualar eder. Muhabbetler yapar. Alevilerse Xızır haftası ile önce üç gün oruç tutar. Mezarlıkları ziyaret eder. Musahip evlerine gider. Ve Xızır Cemi yaparlar. Yine Gaxanı da bu dönemde toplarlar. Çilê Zivistan’da Yaresanîlerde de lokma pay etme, oruç tutma, Cem olma başta olmak üzere Alevilere benzer ibadet ve ritüeller vardır.

Çilê Zivistan kültürünü bugün en iyi yaşatanlar Êzîdîlerdir. Çünkü Êzîdîler geleneklerine bağlıdır. Avrupa'ya göçmüş Êzîdîlerden bir kesim asimile olmuşsa da Şengal başta olmak üzere Başûr ve Rojava Kürdistan’ındaki Êzîdîler, inanç ve etnik değerlerini terk etmemiştir. Êzîdîler kapitalist modernitenin her türlü saldırısına rağmen değerlerine sahip çıkmaya devam etmektedir. Bu aynı zamanda kültürel direniş tarzıyla özsavunma yapmaktır. Yine toplumsal bilinç olup günümüz dünyasında ayrı bir topluluk ve inanç olarak kalmalarını sağlayan en önemli mücadele biçimlerinden biri olmaktadır. Bu açıdan Êzîdîlerin kendilerine çok güvenmeleri gerekir. Êzîdî din öncüleri de kendileriyle ne kadar övünürse haklarıdır.

Êzîdîler, Yaresanîler ve Aleviler, Misayîp inançlardır. Alevilerin Misayîb (Türkçeleştirilmiş telaffuzuyla Müsahip) dedikleri inanç, Êzîdî ve Yaresanîlerde de Bira ve Xuşka Axrete’dir. Bu üç inancın kökü birdir. Kozmogonik düşüncesi, ritüelleri ve inanç kavramlarının çoğu da aynıdır.

Êzîdîler geleneklerine daha sadık kalmıştır. Yaresanîler de ibadet ve müzik başta olmak üzere gündelik yaşamlarını belirleyen kültürlerine Êzîdîler kadar olmasa da bağlı kalmayı sürdürmektedir. Yine Mürşit, Pîr ve Talip bağları gevşemiş de olsa canlılığını korumaktadır. Alevilerse hem inançsal olarak hem de gündelik yaşamlarında kendilerini farklı bir kimlik yapmış ve zenginlik kazandırmış geleneklerini unutup neredeyse kaybolmak üzeredir.

Bir topluluğun maruz kaldığı saldırılar ne kadar şiddetli olursa olsun, inancına ve kimliğine sahip çıkar ve topraklarında yaşamakta ısrar ederse, varlığını sürdürebileceğine de canlı örnek ülkedeki Êzîdîlerdir. Etnik ve inançsal kültüre dayanan farklılık ve zenginliğin, unutulması ya da terk edilmesi halinde başka inanç ve etnik kimlikler içinde eriyip yok olunabileceğine de Aleviler (en azından bir kesimi) canlı örnektir. İnanç ve kültürel kimlikleri yok eden ulus devletlerin dinci ve faşist saldırılarına karşı, eldeki tecrübeleri yeterince kullanamamak, geçmiş tecrübelerden sonuç çıkarıp kendini savunamamaya da Yaresanîler örnek verilebilir. Yaresanîler, TC’nin Alevilerin başına getirdiğinden dersler çıkarıp İran ve Irak devletlerine karşı tedbir alması gerekirken bunu yeterince yapamamaktadır. Yine Kakaîler (Başûr ve Irak Yaresasnileri), Êzîdî soykırımından ders alıp DAİŞ saldırılarına karşı kendi özsavunmasını örgütleyemediği için her gün saldırılara uğramaktalar.

Kapitalist modernitenin kültürleri yok eden ve herkesi ve de her şeyi aynılaştıran soykırımcılığına karşı, din-inanç değerleriyle verilen kültürel direniş küçümsenmemelidir. Kapitalist modernitenin bin bir maskeyle yürüttüğü kültürel soykırım saldırılarına karşı, din ve inançla direnmenin önemsiz, gereksiz, zamanı geçmiş ve sonuçsuz kalacağı vb. denilmesi, kesinlikle kapitalist modernite soykırımcılığının hedefine ulaşmak için uydurduğu ideolojik bir söylemdir. Dinler ve inançlar kapitalizm karşısında toplumcu direnişlerini ahlaka dayandırmaya çalışır. Bu nedenle kapitalist modernite de en kötü nitelemelerini, vahşi saldırılarını din ve inançların yaşatmaya çalıştığı toplumsallığa dönük yapar.

Kapitalist modernite temsilcileri, ahlakın toplumun ruhu olduğunu ve bu ruha saldırdıkça toplumu dağıttığını ve ancak bu yolla var olabildiğini çok iyi bilmektedir. Bu da en şiddetli saldırılarını ahlakı temsil eden ya da etmeye çalışan din ve inanç değerlerine yöneltmesine yol açmıştır. Bu toplumsal kanundan kaynaklı, kapitalist kültür ile din ve inanç kültürü arasında uzlaşmaz bir çelişki vardır. Kapitalist moderniteyi tanımayan ya da onu ilerici görüp uzlaşan inançlar erimeyi, yok olmayı kabul etmiş demektir. Örneğin Aleviler evleri, haritalar üzerinde köyleri ve mahalleleri işaretlendiği halde, bu tehditte karşı ciddi bir mücadeleyle cevap vermiyorsa, bunun Alevilerin inancındaki ahlakilikten uzaklaşmış olmasıyla bağlantılı yanları olduğunu bilmek gerekir. Êzîdîler 2014’teki büyük soykırımdan sonra hızla toparlanıp direnmeye geçmişse, bunun da Êzîdîlerin, Êzîdîliğin ahlak kabul ettiklerini terk etmemesiyle bağı olduğu anlamına gelir. Demokratik toplum bilinci ve inancı temelinde, günümüzde yenilenmesi gereken birçok yanı olsa da Êzîdîliğin kültürel özsavunma direnişini sürdürmeye çalıştığı bilinmelidir.

Çilê Zivistan ritüelleri artık sadece kara kışı atlatmak için değil, soykırımcıların kara faşist saldırılarına karşı direniş inancını büyütmek için de olmalıdır. Bu anlamda Şengal’deki Êzîdîler, Çilê Zivistan kültürünü güncelleyip en doğru yaşayanlar olmuştur. Direniş çadırları, özgürlük ritüellerinin yapıldığı mekanlar olmaya başlamıştır. O zaman tüm Êzîdîler, Aleviler ve Yaresanîler Şengal Êzîdîlerini örnek alabilmelidir. Çilê Zivistan’ı nasıl geçirirlerse kimliklerini koruyup zenginliklerine sahip çıkabileceklerini bu örnekte görebilirler. Aleviler, kara faşistlerin tüm mevsimlerini Çilê Zivistan’a çevirmek istediğini unutmamalıdır. Kara faşistlere karşı mücadele için oportünistlere değil, Şengal dağına bakmalarının doğru Alevilik olacağına da inanmalıdır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.