- O işkenceleri yaşadığımda bir buçuk yaşındaydım. O zaman bende yok! Zaten o kadar işkence yapmışlar ki, sanırım işkence izlerinin, kanıtların gitmesi için beni annemden almışlar. Çünkü işkence yaptıkları için vücudumda bir sürü işkence izleri vardı. Ve yaralarım çok derindi...
- Arka tarafta çocuk parkı vardı. Zaten oraya da dört yaşından sonra yollamaya başladılar. Adlilerin çocukları her gün giderken ben mesela haftada bir kere gidebiliyordum. Orada bile ötekiydim, düşünebiliyor musunuz? Küçücük bir çocuğum sırf Kürt bir kadının çocuğu olduğum için her şey kısıtlıydı.
GÜLCAN DERELİ
İnsanın en güzel yılları hapishane yılları olur mu? Hücresini, koğuşunu evi bilir mi? Ve onu sever mi? Eğer bir bebek olarak gözünüzü dört duvar arasında açtıysanız bazen bu olabilir. Destina (Azat) Tokmak, gözünü önce gözaltında, annesinin yanında vücudunda sigara söndürülürken açar, sonra hapishanede yaşama ayak basar. Dışarısını hiç görmediği için hapishane onun dünyası olur. Annesi ve yoldaşlarının gözbebeği olur, herkesin el üstünde tuttuğu kapalı bir mekan, onun en mutlu olduğu mekan olur. Bir parka, oyun alanına döner... Böylece sigara yanıkları kısmen sarılır... Ne büyük paradoks! Destina, ötekinin ötekisi... İçine doğduğu hayat, sigara yanığıyla başlar ve o yanıkla devam eder...
Bedeni kaydediyor
İnsanın çocuklukta yaşadığı kötü şeyler hafızasında yer eder ve bazen travma olur, bazen de hayatını alt üst eden bir anı olarak kalır. Fizyolojik olarak insan 0-6 yaş aralığını çok anımsamaz. O kadar küçükken yaşadıklarını çoğu zaman hatırlamaz ama bedeninde o zamana ait izler varsa, nedenini bir şekilde bilir. Bir buçuk yaşında bir bebek 24 gün annesiyle işkence gördüğünü hatırlamıyor ama biliyor, vücudunda söndürülen sigaraları biliyor... Nihayetinde bedeni o anı kaydediyor, bir arşiv gibi tutuyor. Destina Tokmak, bilincinin bebek olduğu için erişemediği bu anlara bedeniyle erişiyor...
Şimdi 29 yaşında
O bir buçuk yaşındaki bebek şimdi 29 yaşında. Her şeyin farkında... Sohbete girmek kolay olmuyor, öncelikle şöyle diyor Destina Tokmak: "O işkenceleri yaşadığımda bir buçuk yaşındaydım. Bazen yaşım karıştırılıyor. Hatırlamak elbette çok zor. O zaman bende yok! Zaten o kadar işkence yapmışlar ki, sanırım işkence izlerinin, kanıtların gitmesi için beni annemden almışlar. Çünkü işkence yaptıkları için vücudumda bir sürü işkence izleri vardı. Ve yaralarım çok derindi. Hâlâ öyle..."
Kesik kesik kareler
O zamanlar anne sütüyle beslenen Destina, annesinden koparıldığı için, vücudundaki yanık izlerinden dolayı uzun süre ağlıyor. Çocuk Esirgeme Kurumu'na veriliyor. Destina buraları kısmen hatırlıyor. Annesinden koparıldığı ve kavuşma anını şöyle anlatıyor: "O zamana ait kesik kesik kareler anımsıyorum. Bazen çok düşününce anımsıyorum. Gebze Cezaevi'nde annemle Pervin Oduncu'yu aynı karede beni kucaklarına aldıklarını hatırlıyorum. Pervin bana sımsıkı sarılmıştı. Ve Dilek Öz'ü hatırlıyorum. Tabii yıllar sonra Eren ablanın uzun uğraşları sonucunda beni oradan aldığını ve cezaevine götürdüğünü öğrendim."
Hayatla geç tanıştı
Çocuk dünyası yaşadıklarıyla, gördükleriyle şekillenir. Dünyanın en saf varlıkları olan çocuklar, yaşamdan edindiği tecrübelerle hayatı şekillendirir. Yetişkinlerin iyilikleri ve kötülükleri onlara yol gösterir. Ne verilmişse dünyası da o kadardır. Destina için de öyle olmuştu. "Dürüst davranmak gerekirse ömrümün en güzel yılları hapishanedeki zamanlardı" diyen Destina, "Çünkü annemle beraberdim. Bana göre ömrümün en güzel zamanlarıydı diyebilirim. Ben gerçek hayatla çok geç tanıştım" diye vurguluyor.
Destina'nın içine doğduğu hayat öyleydi. Hayat onun için dört duvar arasında bir hücreden ibaretti. Ve o zindan yıllarını en güzel zamanı olarak tanımlıyor. "Orayı evim sanıyordum" diyor Destina, "Dışarı için gerçek hayat mı derler bilmiyorum ama ben o hayatla çok geç tanıştım. Çünkü benim bildiğim tek şey gibi düşünün. Orası, cezaevi, hücre bizim evimizdi. Koğuşumuz bizim şeyimizdi."
Park neden önemli?
Bir çocuk için parkın tarifini belki sadece çocuklar yapabilir. Bir anne gözüyle sadece şunu söyleyebilirim. Çocuklarda parkın yarattığı mutluluğun tarifi yok. Her çocuk için parkta eğlenmek başka bir mutluluktur ama hapishanelerdeki çocuklar için park bambaşka bir yerdir. Çocuk olsa da Destina ötekinin de ötekisi muamelesi görmüştür, sözü kendisine bırakıyorum: "Arka tarafta çocuk parkı vardı. Zaten oraya da dört yaşından sonra yollamaya başladılar. Adlilerin çocukları her gün giderken ben mesela haftada bir kere gidebiliyordum. Orada bile ötekiydim, düşünebiliyor musunuz? Küçücük bir çocuğum sırf Kürt bir kadının çocuğu olduğum için her şey kısıtlıydı. Normalde her gün günlük aktivite olarak bütün çocuklar gidebiliyorken ben haftada bir kere 45 dakika gidebiliyordum. Resmen kapalı görüş tarzındaydı, verilen süre o kadardı, bir orayı görüyordum. Ta ki 6 yaşına kadar."
Dışarıyla ilk temas
Hapishane koşulları elbette çocuklar için uygun yerler değil. Zamanla Destina'nın sağlık sorunları da başlar. Solunum yolu hastalığı yaşayan Destina, hastaneye ilk kez götürüldüğü bir anı şöyle anlatıyor: "Ben 6 yaşındayken çok ağır bir hastalık geçirdim. Bir de bronşit oldum. İşte o dönem cezaevinde tedavi edemediler ve beni dışarıda hastaneye yollamışlardı. Hangi hastane olduğunu hiç hatırlamıyorum. Tabii ben ilk defa hastaneye gitmiştim. Ve annemle gitmem yasak. Siyasi tutsaklar için böyle bir şey vardı. Kendi çocuklarıyla hastaneye çıkmaları ya da mahkemeye çıkmaları yasaktı. Ben o zaman ilk kez dışarı çıkmıştım. Kaç gün kaldığımı inan hatırlamıyorum. Hastaneden dönerken ilk kez dışarıyı gördüm."
Hayatım hapishanem
Annesi gibi Destina da yıllarca haksız yere hapsedilmişti. Çocukluğu çalınmıştı. Dışarıdaki yaşamla karşılaşması ona masalları anımsatmıştı. Şöyle anlatıyor Destina: "Dışarıya çıkmak bana çok tuhaf gelmişti. Dönüşümüz akşamı bulmuştu. Bizi ring aracıyla getirmişlerdi. Ring aracını bekledik. Bizi hastaneden aldılar. Gebze Cezaevi'nin orada bir lunapark var. Lunaparkı gördüğümde bu ışıklı park neresi demiştim. Burası neresi? O zaman Ayşegül'ün kitapları vardı. Çizgi roman gibi, kısa dergi tarzındaydı devamlı onları okuyordum. Orada, dergide gördüğüm parkın aynısını dışarıda, o ring aracından dışarı bakarken görünce çok şaşırmıştım. Bana çok tuhaf gelmişti. Benim çocukluğum aslında biraz da dürüst davranmak gerekirse hapishanede gerek komünal yaşamdan, gerek içerideki o kadın dayanışmasından dolayı gerçekten güzeldi. Evet, tabii ki bir çocuğun yaşayabileceği bir ortam değildi. Maalesef ki devletin o ağır işkence politikası bana öyle bir şey öğretti ki ben zaten dışarıda bir hayatın olduğunu bilmiyordum. Hayatın orası hapishane olduğunu biliyordum."
Anne ile dışarısı
İlk önce Destina hapishaneden çıkar. Annesi de ondan sonra hasta olduğu için tahliye edilir. Hayat kendi rutininde akıyordur, 14 yaşında olan Destina, lise birinci sınıf öğrencisidir. Ancak annesi bir kez daha tutuklanır. O süreci Destina, şöyle anlatıyor: "Annem zaten hastalığından kaynaklı çıktı. Biz beraber Zeytinburnu'nda yaşıyorduk. Annem çalışıyordu. Yaşlı bakım merkezi diye biliyorum ben ama emin değilim. Terk edilmiş zihinsel engelli çocuk bakım eviydi sanki. Orada çalışıyordu, şu anki yeni adları ne bilmiyorum ama anne olarak çalışıyordu orada. 3 yıla yakın oradaydı. Daha sonra zaten bir anda oldu her şey. Nasıl oldu? İnan o güne dair tek bildiğim şey ben okuldan geldim. Yolda kuzenim o an dedi ki polisler teyzemi götürmüş ben de zaten ne olduğunu anlamadım. Aradan üç gün geçti bir baktım Bakırköy Cezaevi'nin önündeyiz."
Annemin babalar günü kutlu olsun!
Destina'nın annesi de babası da Fatma Tokmak'tır. Yakın zamanda yaşadığı bir anıyı şöyle paylaşıyor Destina: "Geçenlerde babalar günüydü. Annem mesela beni hafta sonları arıyor. O gün annem aradığında ben annemin babalar gününü kutladım. Ben yıllardır annemin hem anneler gününü hem babalar gününü kutlarım. Benim için baba faktörü olmadı."
Annesinden ayrı kalmanın kendisinde derin yaralar açtığını söyleyen Destina, "Annem açısından bakıyorum, bir anne olarak zordur diye düşünüyorum. Benim açımdan konuşacak olursak o benim bir tek annem değil. O benim annem, babam, en yakın dostum. Hani bunların hepsinden mahrum kaldım aslında. Bu kadar çok hani aile kavramının üstünde duruyorlar ya bir kişi benim bütün ailemdir ve ben tamamıyla ailesiz büyüdüm. Benim hayatımda hiçbir zaman kapanmayacak bir şey. Mesela hâlâ bazen annemle telefonda şakalaşırken şunu söylüyorum. Fatoş bana sözün var. Hâlâ beni ışıklı parka götürmedin. Hayatımda birçok şeyin de eksikliği var. Ne bileyim okuldayken annem yoktu, büyüdüğümde annem yoktu. Kendimle alakalı şeylerim başladığında, hayatımla alakalı kararlar alırken ondan mahrumdum, kelimelere sığdıracağım bir şey değil. Öyle gerçekten."
Hayat Güzeldir!
Destina bunları anlatırken, aklımdan Roberto Benigni'nin "Hayat Güzeldir" filmi geçit yapıyor. Nazi döneminde toplama kampına alınan bir Yahudi ailenin gözünden anlatılır kamp. Bir baba, çocuğuna hayallerle, çocuk dünyasının masum ve uçsuz bucaksız zenginliği ile kaldığı mekanın bir oyun alanı olduğunu anlatır. Çocuk inanır ve ölüm kampı, bir anda oyun alanı olur, park olur... Herkesin bu küçük çocuk için rol aldığı bir mekana dönüşür. Destina için de anne Fatma Tokmak ve yoldaşları öyle bir alan kurar ve hapishane bir çocuğun en güzel hayatı olur!
***
Annemi ve tüm hasta tutsakları bırakın
Kamuoyuna vicdanlara seslenen Destina Tokmak, sözlerini şöyle noktalıyor: "Annem suçsuz bu aşikar. Annemin parmakları kırılarak bilmediği bir dilde yazılan bir ifadeye parmak bastırıldı. Öyle tutsak edildi. Onun gibi bir sürü arkadaşı da suçsuz yere tutsak. Bize yaşatılanları akla mantığa sığdıramıyorum. Annemin sağlık durumu gerçekten iyi değil. Sadece annem için değil orada ağır sağlık sorunları yaşayan, engelli olan tüm hasta tutsaklar için vicdanlara sesleniyorum. Devlet cezaevlerinden tabut çıkarmak istiyor. Buna herkes ses çıkarmalı."
BİTTİ