• Göksungur ailesi, yarım asırlık mücadelede yalnızca verdiği şehitlerle değil, baskılara boyun eğmeyen duruşuyla da halk içinde direnişin simgelerinden ve moral kaynaklarından biri haline geldi. Üç kardeşi şehit olan Mehmet Göksungur, ailesinin mücadele dolu geçmişini anlattı.
  • İlk olarak büyük abileri Hasan, Apocularla tanışır. Kardeşleri de abilerinden etkilenerek mücadeleye destek olur. Hasan’ın yanı sıra Nasır da mücadele içinde aktif yer almaya başlar. Haki Karer’in şehadetinden sonra da Göksungur ailesinin evinde büyük bir toplantı yapılır.
  • Lise öğrencisi olan Bektaş, abisi Nasır’ın silahını yerde bırakmamak için yönünü dağlara verir. Mehmet Göksungur, “Bektaş, Mahsum Korkmaz Akademisi’ne gidiyor. Orada eğitim aldıktan sonra Güney’e geçiyor. 1991’de Nasır, 1993 yılında da Bektaş’ın şehadet haberini aldık" diyor.

 

ERDOĞAN ZAMUR

Türk devletinin Kürt kimliğini ve mücadelesini tasfiye etmeyi hedeflediği bir dönemde, PKK’nin gerilla mücadelesi Kürtler arasında ulusal bir diriliş yarattı. Gerilla hareketi zamanla Fırat’ın batısında, PKK literatüründe Güneybatı ve Tolhildan olarak adlandırılan alanlarda da örgütlenerek yeni mücadele cepheleri açtı. Bu bölgelerde yaşayan Kürtler yalnızca mücadeleye destek vermekle kalmadı; gerillaya katıldı, savaştı ve şehit düştü. Kimi zaman aynı aileden birden fazla şehit düşen oldu. Bu ailelerden biri de Göksungur ailesiydi.

Göksungur ailesi, yarım asırlık mücadelede yalnızca verdiği şehitlerle değil, baskılara boyun eğmeyen duruşuyla da halk içinde direnişin simgelerinden ve moral kaynaklarından biri haline geldi. Üç kardeşi şehit olan Mehmet Göksungur, ailesinin mücadele dolu geçmişini anlattı.

31 Mayıs Pazar günü Almanya’nın Mannheim kentinde üç kardeş için düzenlenecek ilk kitlesel büyük anma töreni öncesinde, Göksungur ailesinin hikayesini dinlemek için Mehmet Amca’yı İsviçre’deki evinde ziyaret ettik. Türkiye ve İsviçre’de uzun yıllar mücadele içinde yer alan Mehmet Amca, bir yıldır sağlık sorunları nedeniyle tedavi gördüğü için evinden pek çıkmıyordu. Bizi gülerek, “Hastalığı da yendim” sözleriyle karşıladı. Uzun bir görüşme oldu. Yeri geldi konuşmaya ara verdik. Çünkü şehit kardeşlerini anlatırken gözleri doldu, yutkundu konuşamadı.

Cennetpınar köyü

Maraş’ın Pazarcık ilçesine bağlı Cennetpınar köyü…  Anne Ayşe, baba İsmail 1950’li yılların başında evlenirler. İlk çocukları Hasan 1954 yılında dünyaya gelir. Sonra art arda çocukları olur. Köy yerinde geçinmek kolay değildir. Bu yüzden Baba İsmail Göksungur, ailesini geçindirmek için şehirde iş aramaya başlar. O dönem Hatay’ın İskenderun ilçesinde demir çelik fabrikasının inşaatı sürüyordur. Baba İsmail, ilk olarak fabrika inşaatında işe başlar. Sonra da fabrikanın inşaatı bitip fabrikada işçi olarak işe başlayınca 1970 yılında eşini ve çocukları yanına alır.

Deniz Gezmiş’in idamı

Mehmet Amca, İskenderun yıllarına dair aklında kalanları şu şekilde anlattı: “Biz İskenderun’a taşınmıştık. Deniz Gezmiş ve arkadaşları idam edilirken ben 12-13 yaşlarındaydım. O dönemin gençlik hareketi çok güçlüydü. Herkes bir şekilde bu gelişmelerden etkileniyordu. Başta abim (Hasan) olmak üzere bizlerde de genç yaşlarda her genç gibi politik bir bilinçlenme gelişti. Babam hepimizin okumasını istiyordu. Ama hepimiz okulu yarıda bıraktık.”

Hasan Göksungur, ailede Apocularla tanışan ilk isimdir. Birçok alanda faaliyet yürütür. Yurt dışına çıkmak zorunda kalır, Avusturya’ya yerleşir. Burada tutuklanır, cezaevinde kalır. Çıktıktan sonra, Kürdistan’a dönerek gerilla saflarına katılır. 1997'nin Ekim ayında Güney Savaşı’nda şehit düşer.

Kemal Pir de toplantıya katıldı

İlk olarak büyük abileri Hasan, Apocularla tanışır. Öyle ki artık adı “Apocu Hasan” olur. Kardeşleri de bu zaman dilimi içinde abilerinden etkilenerek mücadeleye destek olur. Hasan’ın yanı sıra Nasır da aktif mücadele içinde yer almaya başlar. Bu dönemlerde İskenderun, demir-çelik fabrikası nedeniyle çok kozmopolitik bir yerdir ve kentte Arap, Kürt, Türk toplumu gettolar halinde yaşarlar. Maraş Pazarcık’tan göç eden Kürt Aleviler ise ağırlıklı olarak Modernevler Mahallesi’ne yerleşir. Göksungur ailesinin evi ise o dönem toplantıların yapıldığı, buluşmaların gerçekleştiği mekanlardan biridir. Haki Karer’in şehadetinden sonra da Göksungur ailesinin evinde büyük bir toplantı gerçekleştirilir. Mehmet Amca, “Onu katleden kişinin İskenderun’da olduğu tespit edilmişti. Bu toplantı o nedenle yapılmıştı. Hatta o dönem Kemal Pir de toplantıya katılmıştı” anektodunu da paylaşıyor.

İlk tutuklanan Nasır oldu

Mehmet Amca, aile açısından en ağır kırılmalardan birinin Nasır Göksungur’un tutuklanması olduğunu dile getirerek şunları söylüyor: “Biz fakir bir ailede büyüdük. Abim ve ablam fabrikada çalışıyorlardı. O zaman Nasır liseye gidiyordu ve gençlik faaliyetleri içinde aktifti. 1978’in sonlarına doğru aranır duruma düşerek yaklaşık beş yıl boyunca kaçak yaşadı. Nasır, 1983 yılında yakalanıp tutuklandı. Önce İskenderun Askeri Cezaevi’ne, ardından Reyhanlı ve daha sonra Malatya Cezaevi’ne sürgün edildi. Biz aile olarak bu süreç boyunca düzenli olarak Nasır’ı cezaevinde ziyaret ettik. Tabii o dönem cezaevlerinde askeri yönetim var. Cezaevleri ağır baskı koşulları altındaydı.”

Nasır Göksungur (Firaz). 28 Mayıs 1991'de Pazarcık'ta 10 arkadaşıyla birlikte şehit düşer. İlk şehit olması nedeniyle Nasır’ın ailedeki yeri çok farklıdır.

Nasır Göksungur

Nasır, cezaevinden çıkar çıkmaz gerillaya katılır. 28 Mayıs 1991’de Pazarcık yakınlarında Kamkon ve Şakok köyü arasında on genç katledilir. Bunlardan dokuzunun kimlikleri tespit edilir: Naci Donat, Mehmet Kartalkanat, Ali Balçın, Hasan Çamkıran, Ali Soytur, Yakup Aktaş, Mehmet Vural, Mustafa Örge ve Nasır Göksungur.

Köylüler o yıllarda basına verdikleri demeçlerde gençlerin çatışmada değil, sağ olarak yakalandıktan sonra kurşuna dizildiklerini anlatır. 'Kurdo' lakaplı Ali Balçın’ın kulakları kesilmiştir. Mehmet Kartalkanat ise ağzına kurşun sıkılarak katledilmiştir. O dönem İHD Hatay Şubesi yönetimi kurulu üyelerinden olan Avukat Hasan Hüseyin Reyhan, cenazelere işkence yapıldığını ve daha sonra yerlerde sürüklenerek hastane morguna getirildiğini, morgda da üste üste yığıldını basına açıklar. Mehmet Amca bu vesileyle o dönem ailenin en önemli parçası olan ve 2011 yılında yaşamını yitiren Avukat Hasan Hüseyin Reyhan’ı anarak şöyle diyor: "Onu anmadan geçmek olmaz. Av. Hasan Hüseyin kız kardeşimle evliydi. Hem ailenin hem de bürosuna giden herkesin yardımına koşardı."

'Eve beklerken dağa çıktığını öğrendik’

Cenaze, aileye teslim edildiğinde elbiseleri kanlar içindedir. Anne Ayşe Göksungur o elbiseleri saklar. Mehmet Amca kardeşinin şehadetini ve o dönem aileye yönelik baskıların giderek arttığını dile getirerek anlatmaya devam ediyor: “Nasır, 1991 yılında Özal döneminde çıkan kısmi afla tahliye oldu. Biz Nasır’ın eve dönmesini beklerken, kısa süre sonra onun dağa çıktığını öğrendik. Aynı yılın 28 Mayıs’ında Maraş kırsalında on arkadaşıyla birlikte şehit düştüğü haberini aldık. Ailenin ilk şehidi olması nedeniyle Nasır’ın bizdeki yeri çok farklıydı."

İskenderun’da tören

Aile, Nasır’ın cenazesini daha sonra İskenderun’a getirir. Yoğun baskıya rağmen Nasır’a bir cenaze töreni yapılır. Mehmet Amca o töreni şu şekilde anlatıyor: "İskenderun’da çok büyük bir katılımla cenazeyi gömdük. Evimiz resmen kuşatma altındaydı. Yıl 1991, parti faaliyetlerinin çok yoğun olduğu bir süreç. Binlerce Kürt yurtsever cenaze törenine geldi, taziyeye geldi. Mahalle ve ev kuşatma altındaydı. Gelen giden herkes takip ediliyor, fotoğrafları çekiliyordu. Ancak tören çok kitlesel geçti, Nasır için iyi bir anma da oldu."

Bektaş Göksungur (Yado), abisi Nasır’ın silahını yerde bırakmamak için 1991 yılında yönünü dağlara verir. Bir süre Engizek'lerde savaşır, daha sonra Mahsum Korkmaz Akademisi'nde eğitim görür. 1992 yılında KDP pususunda şehit düşer.

İntikam için dağlara çıktı

Nasır’ın şahadeti aileyi derinden etkiler. Lise öğrencisi olan 15 yaşındaki Bektaş, abisi Nasır’ın silahını yerde bırakmamak için yönünü dağlara verir. Mehmet Amca, “1993 yılında şehit olduğu haberini aldık. Aldığımız bilgi kesin olmamakla birlikte, 1992 Güney Savaşı’nda KDP’nin pususuna düştüğünü biliyoruz. Daha sonra fotoğraflarını da gördük. Mahsum Korkmaz Akademisi’ne gidiyor. Orada eğitim aldıktan sonra Güney’e geçiyor. 1991’de Nasır, 1993 yılında da Bektaş’ın şahadet haberini aldık."

Apocu Hasan her yerde

Göksungur ailesinin üçüncü şehidi ise kardeşlerin en büyüğü olan ve Kürt Özgürlük Hareketi’ne ciddi emekler veren Hasan’dır. 10 kardeşin en büyüğü olan Hasan, aile İskenderun’a gittiğinde okulu bırakıp fabrikada çalışmaya başlar. Devrimci gençlik hareketinde etkilenerek genç yaşında devrimcileşir. Apocu Hareketin ortaya çıkması üzerine bundan etkilenerek Apocu olur. Grup döneminde ciddi çalışmalar yürütür. Ailenin yurtsever düşünce ile tanışmasını sağlar.

1979 yılında amcasının kızıyla evlenir. Mesleği dozer operatörlüğüdür. Iğdır’da iş bulur ve oraya yerleşir. İlk kızı burada dünyaya gelir. Hiçbir zaman haksızlığa sessiz kalmaz. Sonra tekrar İskenderun’a gelir, babasının evine yerleşir. Bir süre Kütahya Tavşanlı’da iş bulur oraya yerleşir. İşçi olarak çalıştığı her alanda parti çalışmaları da yürütür.

Hasan Göksungur(soldan ikinci)

Önce Libya sonra Avusturya

Hasan Göksungur, daha sonra Libya'ya işçi olarak çalışmaya gider. Gittiği her yerde parti çalışmalarına katılır. 1988 yılında Türkiye'ye döner. 1989 yılında ise üç çocuğuyla birlikte Avusturya'ya yerleşir. Avusturya’da da parti çalışmalarını sürdürür. 1992 yılında yoldaşı Muharrem Aral ile birlikte tutuklanır. Toplamda 18 ay hapis yatarlar. Hasan Göksungur tutukluyken dördüncü çocuğu da dünyaya gelir. Ailesi doğan çocuğa Kürtçe “nedî” yani “görmedi” anlamına gelen ‘Nadin’ ismini koyar.

Avusturya’dan özgür dağlara

Mehmet Amca abisinin hikayesinden bahsederken “Mücadele tarihinde onun hikâyesi kadar ilginç olan ender insan vardır” diyor ve şöyle anlatıyor: “Abim cezaevinde çıktıktan sonra Avusturya polisi çağırır. Ona ‘Sen artık ülkemizde kalamasın. Parti faaliyetlerini yürütüyorsun. Bundan dolayı seni Türkiye'ye teslim etmeyeceğiz ama sana üç seçenek sunacağız' diyerek üç farklı ülke ismi sayıyorlar. Biri Avustralya, biri Yeni Zelanda, biri de ismi cismi duyulmayan Papua Yeni Gine. ‘Bu üç ülkeden birini seç, istersen yalnız, istersen ailenle beraber her türlü masrafını karşılayacağız’ diyorlar. İki ay düşünme süresi veriyorlar. Abim onlara teklifi düşüneceğini belirtiyor. Apocu Hasan kararını vermiş zaten. Hazırlıklarını yapar ve 1994’ün bahar aylarında dağa gider. Dört çocuğunu eşine emanet eder ve partiye katılır."