Barış Grubu üyesi Aysel Doğan'ın bilinmeyen yanlarını, vasiyetini, son sözlerini ablası Menşure Doğan anlattı.

  • "Darbe ardından Antep Zindanı’ndaydık, Mazlumlar, Hayriler, Kemal Pirler ve ülke yüreğinin bitip tükenmeyen ateşi Dörtler, destanlar yazıyordu Diyarbakır Zindanı’nda. Ve ben mutlaka gitmeliydim Amed Zindanına... Ve yıllar sonra güzel hevallerimin çabasıyla Amed Zindanı’na sevkim çıktığında, o an doğdum. Sara da oradaydı..."
  • Aysel Doğan'ın en büyük hayalinden biri Dêrsim Alevilik İnanç ve Kültür Akademisi’ydi. Bir yandan Kürtlüğün, bir yandan da Alevi Kızılbaş inancının izini sürer, hikayesini hep bu kavşakta arar. Dêrsim Alevilik İnanç ve Kültür Akademisi Derneği’ni (DAKAD) kurar. Dêrsim inancının özgün yapısını ortaya çıkarmayı ve kültürel mirası korumayı hedefleyen bu akademi Dêrsimli gençlerin de uğrak yeri olur.
  • Menşure Doğan: "Her canlının yaşam hakkına sahip ve hor görülmemeli anlayışındaydı. Sineği bile öldürmeden dışarı kovmamızı isterdi. Diline, inancına ve doğasına ölümüne bağlıydı ve saygılıydı. Riyakarlığı, çıkarcılığı, fırsatçılığı ve inkarı affetmezdi. İşkenceler, zindanlar ve tüm yaşadıklarına rağmen mücadeleden vazgeçmedi."

 

GÜLCAN DERELİ

Aysel, bir hafızaydı. Okul koridorlarından 12 Eylül'e, Diyarbakır Zindanı’ndan Sara'ya, dağlardan Avrupa'ya uzanan bir hafıza… Bu hafızayı açınca içinden son elli yılın tüm destan ve yaralarını görürsünüz. Asi dağların iradesini, görkemini de, Munzur'dan onun hafızasına akan geçmişin sızılarını da görürsünüz. Aysel, kendini tanımaya başladıkça hikayesinin derin vadilere doğru ilerlediğini biliyordu. İnancının ve kimliğinin kesiştiği yerde bir uçurum vardı. Ya oradan atlayıp bir kelebek gibi uçacak ya da düşecekti. O, uçmayı seçti. Hem kimliğinin hem de inancının yaralı haritasına yolculuk yaptı, burada hikayesini buldu; ömrünü adayacağı sihri bulmuştu. Öyle yaptı, ömrünü bu sihre adadı!

Asıl adı Gülistan...

Asıl adı Gülistan'dır. Ama köydeki öğretmeni ismini Aysel olarak değiştirmek ister. Ailesi de öğretmeni kırmak istemez ve ismini Aysel olarak değiştirir. Ancak herkes onu öğretmen olana dek Gülistan olarak çağırır… 1953 yılında Dêrsim'in Hozat ilçesine bağlı Haçeli köyünde dünyaya gelen Aysel Doğan, Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi öğretmenliğinden mezun olur. Bir süre Dêrsim'de öğretmenlik yapar. Öğretmenlik yıllarına dair bir anısını ablası Menşure Doğan, şöyle anlatıyor: "Aysel’in öğrencileriyle bağı çok güçlüydü. Bir gün derste 'Yarın eşofmanla gelin' diyor. Denetim olacak okulda, çocuklar sorun yaşamasın diye ısrarla vurguluyor. Ertesi gün bir öğrenci eşofmansız geliyor. Aysel kızıyor. Bir süre sonra çocuk baygınlık geçiriyor. Aysel panikliyor: 'Ben çok mu azarladım, çok mu yordum? Ondan mı bayıldı?' diye soruyor. Diğer öğrenciler araya giriyor: 'Kahvaltı yapmamış öğretmenim, ondan' diyorlar. Çocuk pansiyonda kalıyor. Aysel şaşırıyor: 'Pansiyonda kahvaltı vermiyorlar mı?' diye soruyor. O an sigara içtiğine lanet okuyup yere atıyor. Ve şu sözü veriyor: 'Lanet olsun. Ben bunu içersem... Sigara parasıyla bir çocuğa kahvaltı verebilirim.' O günden sonra bir daha sigara içmiyor."

Aysel Doğan gençlik fotosu

Ağır işkenceler

1980 darbesi döneminde tutuklanır. 2 yıl yargılama yapılmadan tutulur. Ağır işkencelere maruz kalır. Her cezaevi sürecinde çok ağır işkencelere maruz kaldığını belirten abla Doğan, "Aysel de o zorluklarla mücadele etti, çok çile çekti. Her içeri alınışında diyordu ki 'Beni içeri atsınlar yıllarca yatayım ama işkenceleri çok insanlık dışı.' Çok işkence gördü. Öğretmenken gözaltına alındığında Ali Demir ziyaretine gittiğinde, Aysel’in yolunan saçlarını yanına alıyor mahkemede delil olması için. O kadar ağır işkenceler gördü" diye vurguluyor. 

Amed Zindanı yılları 

Darbede tutuklandığı yılları, bir mektubunda şöyle anlatır Aysel Doğan: "Darbe ardından Antep Zindanı’ndaydık, Mazlumlar, Hayriler, Kemal Pirler ve ülke yüreğinin bitip tükenmeyen ateşi Dörtler, destanlar yazıyordu Diyarbakır Zindanı’nda. Ve bizleri ayda bir kez görüş yerinde toplayarak hepinizi ‘Diyarbakır’a götüreceğiz’ diyorlardı, ancak bir türlü götürülmedik. Düşman için bir tehdit, bir korkutma, bizim için ise büyük bir özlemle buluşmaydı bu. Ve ben mutlaka gitmeliydim Amed Zindanı’na, görmem, dokunmam gerekiyordu. Hep mahcup, hep dardaydım, yüreğimin yanan yanıydı. Ve yıllar sonra güzel hevallerimin çabasıyla Amed Zindanı’na sevkim çıktığında o an doğdum, o an yeniden vuruldum. Sara da oradaydı, gecikmiştim, hakkını verememenin telaşıydı yüreğimi yakan…"

Barışın bedeli ağır...

1991 genel seçimlerinde Dêrsim’de bağımsız aday olur Aysel Doğan; en yüksek oy almasına rağmen mazbatası verilmez. Bu süreçte bir kez daha tutsak düşer. 11 aylık tutsaklığın ardından tahliye olur. Zorlu koşullar nedeniyle yönünü dağlara çevirir. Ardından da Avrupa'ya... Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine İkinci Barış Grubu üyesi olarak 2 Ekim 1999 tarihinde Türkiye’ye gelen grupta yer alır. Türkiye kapısında yoldaşlarıyla birlikte gözaltına alınır ardından cezaevine gönderilir. 10 yıl tutsak kalır. Barışın bedeli ağırdır çünkü.

Asi ve direngen

Tahliye olduktan 2 ay sonra, Habur Sınır Kapısı'ndan yeni gelen Barış Grubu'nu karşılamaya gider. Barış Grubu üyesi olarak heyecanlıdır ama barışın hep bir bedeli olduğunu kendi yaşamıyla iyi bilir. Ömrünün çalınan yılları, barışın bedelidir. Aysel Doğan, asi ve direngendir. Sızlanmaz, şikayet etmez, ağır koşullara boyun eğmezdir. Bu yüzden yaralarını gizler, direncini gösterirdi. Düşkün insanı sevmezdi...

Aleviliğin öğrettikleri

Aysel Doğan'ın en büyük hayalinden biri Dêrsim Alevilik İnanç ve Kültür Akademisi’ydi. Aysel Doğan, bir yandan Kürtlüğün, bir yandan da Alevi Kızılbaş inancının izini sürer. Hikayesini hep bu kavşakta arar. Dêrsim Alevilik İnanç ve Kültür Akademisi Derneği’ni (DAKAD) kurar. Burada önemli çalışmalara öncülük yapar. 2010 yılında, Dêrsim inancının özgün yapısını ortaya çıkarmayı ve kültürel mirası korumayı hedefleyen bu akademi Dêrsimli gençlerin de uğrak yeri olur. Aysel Doğan bu akademi için gece gündüz çalışır. Ancak akademinin başardıkları devleti rahatsız eder. Ve Dêrsim Belediyesi'ne kayyum atanmasıyla birlikte 2012 yılında kapatılır. Konuyu ablaya hatırlatıyorum ve o da şöyle konuşuyor: "Aslında o konuda biraz yalnız bırakıldı. Kayyum geldiyse geldi. Sahip çıkılmalıydı. Aysel'in tutuklanma sebebi akademiydi aslında. En büyük cezayı orada çekti. Ama o iddianamede geçmiyor. Bir Barış Grubu ile geldiğinde 10 yıldan fazla yattı. Bir de akademiden yattı. Aysel şöyle diyordu: 'Asıl sorgulandığım buydu ama açıktan söylenmedi. Bunu Apo’nun talimatıyla açtın diyerek beni sorguladılar."

Bitmeyen cezalar

Aysel Doğan, “KCK” adı altında yapılan operasyonla 28 Eylül 2011’de bir kez daha tutuklanır. 11 Eylül 2012 tarihinde Abdullah Öcalan için cezaevlerinde başlatılan ölüm orucuna katılır. Aysel Doğan’a verilen 18 yıl hapis cezası, Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri’nin kapatılmasının ardından 7 Mayıs 2015’te Yargıtay’da görülen davada bozulur. Yeniden yargılama kararı verilmesinin ardından Aysel Doğan, kanser tedavisi için tahliye edilir. Ancak yeniden görülen davada hapis cezası onanır.

'Yol paralarını analara ver'

2015 yılında Diyarbakır Cezaevi’nde kansere yakalanan Doğan, kendisini ziyaret eden siyasetçilere, sağlık durumundan dolayı ziyaret edilmenin mahcubiyetini yaşadığını ifade eder ve birçok hasta tutsak varken kendisiyle ilgilenilmesini istemez, "Burada ölmeye razıyım" der. Doğan'a doktorlar bir yıl ömür biçiyor.  Sözü ablaya bırakıyorum: "Doktor, Aysel’e 1 yıl ömür biçti ama o 7 yıl yaşadı. Hastalığı cezaevinde ilerledi, tabii gecikmeli öğrendi. Ben görüşe gittiğimde takılıyordu bana, 'Gelme demedim mi sıra gelmez sana, ilkeli ol biraz. O yola verdiklerin analara harçlık olur. Bana harçlık bırakma, var arkadaşlarda. Harçlığı analara, yolda ziyarete gelenlere ver' diyordu. Evet gerçekten sıra gelmiyordu, çünkü çocuğunun ziyaretine gelen de önce Aysel ile konuşuyordu. Ailesini yıllardır göremeyen gerillalar vardı. O yüzden bana 'Biraz ilkeli ol' diye kızıyordu."

Herkesin işine koşar

Aysel Doğan'ın enerji dolu biri olduğunu anlatan abla Doğan'a sözü bırakıyorum: "Aysel kim ne yapsa onun işine koşardı. Dayanıklı ve cesurdu. Nenem, bana sıcakta kaynaktan su getir demezdi ama Aysel’e derdi. Yeni doğum yapmış kadınlara yardım ederdi. Gider onların hizmetini yapardı. Hastalara bakmaya giderdi. Onlara bakar, ihtiyaçlarını giderirdi. Aysel, çocukluğundan beri herkesin işine koşan, arkadaşına yardımcı olan bir insandı. Kahkahaları, şakaları da unutulmazdı. Köyde ayaklı tiyatro deriz, komşular yapardı. Annemle Aysel, kahkahalarla gülerdi."

Çok cesurdu

Aysel Doğan'ın korkusuz ve cesur yanlarına dikkat çeken abla Doğan, şöyle anlatıyor: "Cenazelerde hep en önde hizmet ederdi. Aysel ölüyü yıkar, hazırlardı. Bizim köyde kümbet var. Yakın akrabalarımızın yattığı yer. Kimse girmeye cesaret edemezdi. Aysel girer, kemikleri süpürür, yerleştirirdi. Hem cesur hem becerikli hem de korkusuzdu. Son döneminde, gerilla olan bir akrabamız köyün yakınında vurulmuştu. Aysel anlattı bana: Gerillanın bağırsakları dışarı çıkmış. Etraftakiler toplanmış, bağırıp çağırıp ağıt yakıyor. Aysel hepsine sesleniyor: 'Siz bağırıp çağırmadan acınızı yaşayamıyor musunuz? Ben de acı çekiyorum. Ama bu şekilde mi gömeceksiniz?' diye tepki gösteriyor. O an herkes susup hazır ola geçiyor. Aysel gerektiğinde komut verirdi. Hemen pamuk buluyor, yarayı sarıyor..."

Sara'nın yamacında yatıyor

"Tıpkı bir dağ başında, belki uykudayken, sabaha karşı bir çatışmada vurulup düşmüş bir yoldaş gibi… Yıkanmayacağım, kefenlenmeyeceğim. Üzerime bir Rojava kefiyesi ile Êzîdî kadınların beyaz fistanını örtün.”

Bu sözler vasiyetiydi. Tedavi için 2019 yılında Avrupa'ya giden Aysel Doğan, 11 Mayıs 2022'de kanser tedavisi gördüğü Almanya'da yaşamını yitirdi.

Aysel Doğan’ın vasiyetini ablası Menşure Doğan’dan dinliyoruz: "Tören istemiyorum. Kimsenin burnu kanasın istemiyorum.  'Dêrsim toprağı' diyecekleri yere beni kefensiz gömün' dedi. Kızım Pınar’a, 'Teyze kurban, beni sen yıkayacaksın. Son kefenim pijamam olacak' diyor. Sonra ekliyor: 'Beni hastaneye, tecride bırakacaksınız.' Çocuklarım bırakmıyor. Oğlum Cem ağlıyor: 'Teyze, hastane için dayatırsan ben senin cenazene katılmayacağım. O dediğin kefeni de yapmayacağım.  Gitmeyeceksin. Bizim kucağımızda, yanımızda olacaksın' diyor. Aysel direniyor: 'Ama siz uykusuz kalıyorsunuz.' Oğlum yalvarıyor: 'Teyze, bunu bize yapma.' Aysel’in cevabı şu oluyor: 'Teyze kurban olsun... Ben sizi düşündüğüm için gitmek istiyorum. Yorulacaksınız diye.' Ve hakikaten bir pijamasıyla, bir Êzîdî kadının parçasıyla gömülüyor. Ölmeden önce mezar yerini hazırlamamı istemişti. Bana, 'sana nasıl güveneceğim' demişti. 'Mezar yerini belirledim. Tam Sara’nın karşısına düşüyor. Etrafında hep yoldaşların var. Rahat uyu' dedim."

Biz senden razıyız

Aysel Doğan’ın son anlarını ablası Menşure Doğan, şöyle anlatıyor: "Son anlarında bile çocuklarımı öpmek için kalkmış. Zihni son nefesine kadar açıktı. Pınar anlatıyordu: 'Eğildim, öptüm. Teyzecim, biz senden razıyız' deyip öpmüş. Çok şükür, rahat gitti. Defalarca tembihlemişti: 'Kimsenin burnu kanamasın. Cenazem sessiz gidecek.' Cem ile Pınar’a sitem ettim: 'Son anda teyzenizin dediğini yapmadınız' diye. Pınar açıkladı: 'Havaalanında Êzîdî kadınlar toplanmış. 'Biz elimizi tabuta sürmeden bırakmayız' dediler. Bir şey yapamadım.'

Kefensiz canları unutmadı

Abla Menşure Doğan, sözlerini şöyle noktalıyor: "38 Dêrsim Soykırımı'nda kefensiz giden canların anısına... Dağlarda kefensiz düşen on binlerce gencin, Mazlumların anısına... Şengal'de katledilen, kaçırılan, çirkin emeller için harcanan kadın ve çocukların anısına kefensiz gömülmek istedi. Cemevine kabul edilmeyen gerillaların anısına, kendisinin de cemevine götürülmesini istemediğini vasiyet etmişti. İsteklerini yerine getirdik. Her canlının yaşam hakkına sahip ve hor görülmemeli anlayışındaydı. Sineği bile öldürmeden dışarı kovmamızı isterdi. Diline, inancına ve doğasına ölümüne bağlıydı ve saygılıydı. Riyakarlığı, çıkarcılığı, fırsatçılığı ve inkarı affetmezdi. İşkenceler, zindanlar ve tüm yaşadıklarına rağmen mücadeleden vazgeçmedi."