• Londra’da düzenlenen “Kadınların Sesleri: Kürt Ses Arşivi ve Ötesi” etkinliği, Kürt kadınlarının resmi tarihin dışında kalmış seslerini arşiv kayıtları, söyleşiler ve canlı performanslarla bugüne taşıdı.

 

AYTEN TEKİN BAGOK / LONDRA

Bir ses arşivini dinlemek, bazen geçmişe bakmaktan çok geçmişin size seslenmesine benziyor. Londra’nın deneysel müzik mekanı Cafe OTO’da 17–18 Temmuz tarihlerinde düzenlenen “Women’s Voices: Kurdish Sound Archive and Beyond” (Kadınların Sesleri: Kürt Ses Arşivi ve Ötesi), tam da böyle bir karşılaşmaya sahne oldu.

Archive Khanah tarafından SPACE21 Festivali kapsamında hazırlanan iki günlük program, Kürt kadınlarının çoğu resmi tarihin dışında kalmış seslerini arşiv kayıtları, söyleşiler ve canlı performanslar aracılığıyla bugüne taşıdı. İlk gece tarihsel kayıtlara, ikinci gece ise Londra’daki Kürt ailelerinin ev arşivlerine ayrıldı.

Bir coğrafyanın kadın sesleri

17 Temmuz akşamında dinleyicilerin karşısına Bakur, Başûr, Rojhilat ve Rojava’dan  1905 ile 2000 yılları arasına tarihlenen 30 kayıtlık bir seçki çıktı. Kürt müziği araştırmacısı ve arşivci Zeynep Yaş Salam ile Amed Müzesi’ndeki ekibi tarafından hazırlanan seçki şarkıları, anlatıları ve sözlü aktarım biçimlerini yan yana getiriyordu.

Kayıtlardaki teknik pürüzler, cızırtılar ve ses kayıpları gecenin anlamını azaltmak yerine güçlendirdi. Her iz, sesleri bugüne ulaşan kadınlar kadar kaybolan ya da henüz bulunamamış kayıtları da düşündürüyordu. Panelde arşivleme süreci, kadınların Kürt sözlü kültüründeki yeri ve kırılgan kayıtların korunmasında karşılaşılan güçlükler ele alındı.

Yorumuyla mesafeleri kapattı

1991’den bu yana Kürt sözlü geleneklerini belgeleyen Zeynep Yaş Salam’ın çalışması, gecenin tarihsel omurgasını oluşturdu. Arşiv burada yalnızca geçmişi hatırlatan bir kurum olarak değil, kimin sesinin saklanmaya değer görüldüğünü sorgulayan canlı bir alan olarak belirdi.

Arşiv dinletisinin ardından Suna Alan sahne aldı. Londra’da yaşayan Kürt Alevi sanatçı, dengbêj geleneğine dayanan yorumuyla kayıtlar ile canlı insan sesi arasındaki mesafeyi kapattı. Suna’nın  performansı, sözlü mirasın sabit değil, her icrada yeniden kurulan bir yapı olduğunu hatırlattı.

Gecenin son bölümünde Hêja Netirk, dengbêjliği elektronik ses dünyasının içine taşıdı. Sanatçının yaklaşımında kablolar, işlenmiş sesler ve çağdaş sahne dili geleneğin karşıtı değil, onun yeni aktarım araçlarıydı.

Ev kayıtlarından kent hafızasına

18 Temmuz’daki ikinci gece yönünü Londra’ya ve diasporanın ev içi arşivlerine çevirdi. Hardi Kurda’nın küratörlüğünde hazırlanan video ve ses seçkisinde ailelerin yıllar boyunca sakladığı kayıtlar kültürel belleğin parçaları olarak ele alındı.

Bu kayıtlar, profesyonel stüdyoların dışında oluşmuştu. Aile buluşmaları, ev içindeki şarkılar, gündelik konuşmalar ve bir yerden başka bir yere taşınırken beraber götürülen sesler… Program, ev arşivinin yalnızca kişisel hatıralardan ibaret olmadığını; göçle dönüşen bir topluluğun ortak tarihini de taşıdığını gösterdi.

Arşiv sahipleri ve sanatçıların katıldığı konuşmada, diasporadaki kayıtların Londra’nın Kürt kültürel belleğine etkisi tartışıldı. İlk gecenin geniş tarihsel coğrafyası, böylece ikinci gece evlerin ve aile hikayelerinin daha mahrem alanına taşındı.

Hatırlamak değiştirmektir

Ardından Hardi Kurda ile deneysel çellist Khabat Abas’ın oluşturduğu Duo Moment sahne aldı. İkilinin serbest doğaçlamaya dayanan performansında sesler birbirini tamamlamaktan çok karşılıyor, kesiyor ve yeniden yönlendiriyordu. Khabat Abas’ın geleneksel sınırların dışına çıkardığı çellosu ile Kurda’nın ses araştırmaları, ev kayıtlarını nostaljik bir hatıra olmaktan çıkarıp çağdaş bir müzikal soruya dönüştürdü.

Gecenin son performansında Zürih merkezli besteci ve ses sanatçısı Siavash Namehshiri, canlı elektronikler aracılığıyla Heiran ve dengbêj geleneklerinin neredeyse unutulmuş izlerine döndü. Eski kayıtların parçaları elektronik dokular içinde yeniden biçimlenirken ortaya ne bütünüyle geçmişe ne de yalnızca bugüne ait bir ses çıktı. Bu, hatırlamanın aynı zamanda değiştirmek olduğu fikrini taşıyan bir köprüydü.

Vitrine koymakla yetinmedi

İki gecenin sonunda en güçlü izlenim, arşivin sessiz bir depo olmadığıydı. Bir kayıt dinlendiğinde, yorumlandığında ve başka bir sesle ilişkiye girdiğinde yeniden toplumsal dolaşıma giriyor. Cafe OTO’daki program da koruma eylemini yalnız uzmanlara ait bir iş olmaktan çıkararak ailelere, sanatçılara ve dinleyicilere açtı. Festival alanındaki kasetler, CD’ler, kitaplar, posterler ve Hasan Zîrek’in ilk sınırlı plak baskısı da bu dolaşımın maddi yüzünü oluşturdu. Ancak iki gün boyunca asıl arşiv, salonda kurulan ortak dinleme haliydi.

Etkinlik, Kürt kadınlarının seslerini geçmişten çıkarıp vitrine koymakla yetinmedi. O seslerin bugün nasıl duyulabileceğini, kimler tarafından taşınacağını ve gelecek kuşaklara hangi biçimlerde ulaşacağını sordu. Londra’da iki gece boyunca verilen yanıt açıktı: Hafıza, ancak paylaşıldığında yaşamaya devam ediyor.