- Dêrsim’in Gobirge Yaylası’nda yıllardır yaylacılıkla uğraşan kadınlar: “Kentte her şey kötüye gidiyor. Burada kendi işimizi yapıyoruz, dağlarımızdayız. Herkes doğasına geri dönsün.”
Pülümür ilçesindeki Gobirge Yaylası’nda yaşayan kadınlar, kent yaşamının kendilerinde güvensizlik duygusunu yarattığını, dağların ve yaylaların ise huzuru oluşturduğunu ifade ettiler.
Dağları, yaylaları ve özgün coğrafyasıyla bilinen Dêrsim, uzun yıllardır özel savaş politikaları ve sosyo-ekonomik dönüşümlerin etkisi altında. Zorunlu göçler, ekonomik imkânsızlıklar ve istihdam yetersizliği nedeniyle birçok köy nüfus kaybederken, metropoller ve yurt dışı yeni yaşam alanları haline geldi. Buna rağmen bölgede kalanlar, yayla kültürünü, geleneksel yaşam biçimlerini ve kültürel değerlerini koruyarak gelecek kuşaklara aktarıyor. Dêrsim’in Pülümür ilçesindeki Gobirge (Kırkmeşe) Yaylası’nda yaşayan Songül Düzyar ve Aynur Üç, yayladaki günlük yaşamlarını, üretim süreçlerini ve dayanışmayla geçen günlerini Jinnews’ten Gülistan Gülmüş’e anlattı.
‘Burada olmayı seviyorum’
Yıllardır yaylacılıkla uğraştığını ve çocukluğundan beri bu yaşamın içinde olduğunu belirten Songül Düzyar, günlük rutinini şöyle anlattı: “Doğuştan beri bu işin içindeyim. Güzel yönleri de var, zor yönleri de var. Zor yönleri, bir fırtınada, yağışta biraz zorluğumuz oluyor. Ondan sonra kaldığımız yerden devam ediyoruz. Zamanın nasıl geçtiğini bilmiyoruz, güzel geçiyor. Sabah uyandığımda peynirime baskı yaparak tulum yaparım. Sonra bulaşığımı yıkarım, kahvaltımı hazırlarım. Kahvaltıdan sonra çobanlar gelir, bu defa onlar için kahvaltı hazırlarım. Bir de köpekler için yem hazırlarım. Daha sonra beriye gideriz, sütümüzle tekrar peynir yapıyorum. Akşam olur, yemek yaparım, aile ile oturur dinleniriz, çayımızı içeriz. Zaman buldukça çevredekilerle de oturuyoruz, biraz sohbet ediyor, yine işlerimizin başına dönüyoruz. Burada birbirimize yardımcı oluyoruz, yaşam çok güzel. Ben burada olmayı çok seviyorum.”
Şehir hayatı kirli
Kent yaşamının kendisinde güvensizlik duygusu yarattığını ifade eden Songül Düzyar,: “Ben şehir hayatını hiç sevmiyorum. Şimdi bana ‘Buranın nesini seviyorsun?’ diyecekler. Burası doğal, temiz, her şeyden uzak, dinlendirici ve huzurlu. Böyle olunca işler sana hiç zor gelmiyor. Şehre gittiğim zaman bunalıyorum, bir an önce eve dönmek istiyorum. Bu yaylalar doğal, yaşantısı da korkusuzdur. Ancak çocuğumuz kente gittiğinde merak ediyoruz, korkuyoruz, ne zaman gelecek diye endişeleniyoruz. Burada öyle değil, dağda bayırda korkmuyoruz. İnsanlar isterse buradaki hayat şehirdeki hayattan çok güzel. Şartlar da iyi; banyosu, çadırı, her şeyi var. Ben şehir hayatını hiç sevmiyorum. Burada kadın olarak korkmuyoruz ama şehirde kapıyı kime açacağımızı bilmiyoruz.”
Yaylada güvendeyiz
Yaklaşık 30 yıldır yaylacılık yapan Aynur Üç ise üretim sürecinin büyük emek gerektirdiğini, buna rağmen kendini yaylada daha güvende hissettiğini dile getirdi. Dört aileyle birlikte üç ay kaldıklarını ve geçimlerini ürettikleri peynir ile yağdan sağladıklarını belirten Aynur Üç, kadınların yükünün her zaman daha ağır olduğunu vurguladı: “Ben 30 yıldır bu işi yapıyorum. Şu an burada 4 aile bulunuyoruz, 3 ay boyunca buralardayız. Burada peynir yapıp satıyoruz, çok zahmetli ama alışmışız. Akşam saat 22.00’da koyunlar gelir, çobanlar uyur, saat 02.00’dan sonra gidip sağıyoruz. Tulum peyniri ve yağ yapıp satıyoruz. Kadınların yükü her zaman daha ağır. Ancak yine de buralar çok güzel, havası çok güzel. Herkes doğasına geri dönsün, kentte her şey kötüye gidiyor. Buralarda kendi işimizi yapıyoruz, dağlarımızdayız. Kentte birçok kişi uyuşturucuya bulaşmış.” DÊRSİM