Hepimiz kadındık, anneydik

Dosya Haberleri —

8 Kasım 2022 Salı - 20:00

Nassera Dutour

Nassera Dutour

Zorla Kaybetmelere Karşı Avrupa-Akdeniz Federasyonu FEMED’in kurucusu ve Başkanı Fransız-Cezayirli insan hakları aktivisti Nassera Dutour gazetemize konuştu.

  • Bir gün telefonum çaldı ve kardeşim bana, “Amine iki gündür ortada yok” dedi. Ve sonrasında mücadelem başladı. Cezayir’e gittim her seferinde aylarca kaldım. Her gidişimde çocuklarını kaybeden anneler babalarla tanıştım. 90’lı yıllarda Cezayir’de yaklaşık olarak 8 bin kişi kayboldu. Çok zor günlerdi…
  • Uluslararası Af Örgütü’ne gittim. İnsanları tanımaya, örgütlemeye başladım. Kayıp yakınlarını aradım buldum, onları insan hakları dernekleriyle buluşturdum. O yolda tanıştığım insanların hikayesini topladım. Kendimize Cezayir Zorla Kaybettirilenler Aileleri Kolektifi diyorduk çünkü hepimiz kadındık, anneydik. 
  • Kürt annelerine hayranlık duyuyorum. Burada tanıştığım anneler cezaevine girip çıkıyorlar ve bunu anlatırken de gülerek anlatıyorlar. Çok cesurlar, özellikle Kürtlerden bahsediyorum. Çünkü Kürtler üzerinde çok büyük bir baskı var. Ama buna rağmen müthiş bir direnç sergiliyorlar. Anneler direniyor.

MASİS HESKİF/ANKARA 

Zorla Kaybetmelere Karşı Avrupa-Akdeniz Federasyonu (FEMED), kayıp aileleri komiteleri olan 27 üye derneği ve zorla kaybetmelere karşı mücadele eden sivil toplum kurumlarını bölgede bir araya getiren bir örgüt. Avrupa Birliği, Doğu Avrupa ve Mağrip-Orta Doğu'dan kayıp aileleri, dernekleri buluşturan, deneyim alışverişlerinde bulunan ve kayıpların bulunması için mücadele yürütmekte. FEMED’in kurucusu ve Başkanı Fransız-Cezayirli bir insan hakları aktivisti Nassera Dutour ile hikayesini ve mücadelelerini konuştuk.

Öncelikle okuyucularımız için kendinizden biraz bahseder misiniz?

Aslen Cezayirliyim ama Fransa’da doğdum. 10 yaşındayken, Cezayir’in özgürleşmesi sonrası ailem Cezayir’e yerleşme kararı aldı. Ben 16 yaşındayken annem liseyi bırakmamı istedi çünkü biz 8 kardeştik ve bütün çocukların okumasına yetecek kadar parası yoktu. Dolayısıyla okulu bırakmamı ve evde kuskus yapmayı öğrenmemi, evliliğe hazırlanmamı istedi. 2 yıl sonra kuzenimle evlendim. 3 çocuğum oldu, ailevi sebeplerden dolayı eşimle anlaşamadık 5 yılın sonunda ayrıldık ve ben çantamı alıp gittim. Ardından iş buldum, çalışmaya başladım çocuklarımı büyüttüm. O dönem aynı zamanda sendikalarda militanlık da yapmaya başladım. Özellikle mülteci kadınlar, aile içi şiddet ve kadın hakları alanında çalışmaya da başladım. 

Nassera Dutour

Cezayir’de nasıl bir siyasi ve toplumsal ortam vardı?

83 yılı Cezayir’inde 23-26 yaşlarımdaydım. Boşanmış bir kadın olarak Cezayir’de yaşamak zordu. Hep Fransa’ya geri dönmeyi istemiştim. Çok fazla sendikal mücadele yapacağım sendika yoktu. O dönem özellikle sosyal alanda kadınlarla beraber çalıştığımda kadınları dışarı çıkarıp gezdirme aktiviteleri yapıyordum. Çok zordu ama başarmıştık. Kadınların dışarı çıkamadığı bir ortamdı. Bunu büyük bir başarı olarak değerlendirmiştim. Çünkü kadınların eşleri ve aileleri bu boyutta ikna etmek çok zordu.

Açıkçası hayatımın bu kısmını anlatmayı seviyorum çünkü gerçekten bir başarı hikayesi olarak görüyorum. Çalıştığım yerde sendika şube başkanı seçildim. Yaşam koşulları ağırlaşınca da Fransa’ya dönme kararı aldım ve 1986 yılında Fransa’ya geri döndüm. İki tane abim Paris’te yaşıyordu gidip onlarla yaşadım, iş buldum. Sonra da çocuklarımı Fransa’ya getirmek istedim. Ben Cezayir’e çocuklarımı almak için döndüğümde Cezayir devleti babanın muvafakatname olması gerektiğini söyleyip çocuklarımı almama engel oldu. Bundan sonra benim için yeni bir mücadele de başladı. Onlarca avukata gittim, davalar açtım. Uzun yıllar mücadele ettim çocuklarımı Fransa’ya getirebilmek için -ki zaten bütün bu süreci biz yaşarken çocuklar da büyümüşlerdi. 18 yaşını geçtiklerinde kısa bir süre sonra kendileri gelir diye düşündüm derken o arada oğlum Amine kayboldu… 

Kayıp aileleriyle tanışmanız, buluşmanız, zorla kaybetmelere karşı mücadeleniz bu aşamadan sonra başladı sanırım…

Evet, bir gün telefonum çaldı ve kardeşim bana “Amine iki gündür ortada yok” dedi. Ve sonrasında mücadelem başladı. Cezayir’e gittim her seferinde aylarca kaldım. Her gidişimde çocuklarını kaybeden anneler babalarla tanıştım. Ben Cezayir’de kayıpların olduğunu tabi ki de biliyordum ama bu kadar çok kişinin zorla kaybettirildiğini bilmiyordum. 90’lı yıllarda Cezayir’de hem dincilerin terörizmi bir de anti-terör vardı. 90’lı yıllarda Cezayir’de yaklaşık olarak 8 bin kişi kayboldu. Çok zor günlerdi… O dönem Cezayir’deki aileleri örgütlemek istedim ama dönemin koşullarında çok korkuyorlardı. 

Oğlunuzun bulunması için neler yaptınız, biraz anlatır mısınız? 

Cezayir’de oğlumun arayışında çok sayıda insanla tanıştım, herkes bir şekilde birilerini benimle tanıştırdı. Tanıştığım kişilerden birinin kardeşi orduda kumandandı. Bu kişi oğlumu aradığım ilk aylarda, “Evet senin oğlunu bulduk yakın zamanda bırakılacak” dedi. Ben de, “Oğlum sizde mi?” dedim. O da bana, “Tutuklu değil, sadece misafir. Sadece soruşturma kapsamında birkaç şeyi değerlendiriyoruz. Değerlendirmeler yapıldıktan sonra bırakılacak” diye yanıt verdi. Bu olay oğlum kaybedildikten iki ay sonra yaşandı. Yakın zamanda bayram vardı ve bana bayramda bırakılacağı söylendi. Fakat bekledim bekledim, kaç bayram geçti oğlum gelmedi… Daha sonra da herhangi bir haber alamadım.