İfade özgürlüğünün kışı

Nevra AKDEMİR yazdı —

9 Mayıs 2021 Pazar - 23:00

  • Günümüzün neoliberal dünyasının hakim ideolojisi ve politik atmosferini belirlediğini izlediğimiz sağ hükümetlerin en rahatsız olduğu özgürlük belki de bu: İfade Özgürlüğü.

İfade özgürlüğü, demokrasinin olmazsa olmazı olarak pek çok uluslararası sözleşmede özellikle evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nin 19. Maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde ve devletlerin anayasalarında açıkça düzenlenmiştir. Fikirlerin, eleştirilerin ve önerilerin açıkça söylenebilmesi ve kurulu düzene/çoğunluğun fikrine karşı da olsa “doğruların” açıkça propagandasının yapılmasını içerir. Uluslararası Af Örgütü, ifade özgürlüğünü şöyle açmış: “kişinin kendi seçtiği kişilerle bir araya gelerek kulüp, cemiyet, sendika veya siyasi parti kurma ve bunlara katılma hakkını ifade eden örgütlenme özgürlüğüyle ve barışçıl bir gösteriye veya kamuya açık bir toplantıya katılma hakkını ifade eden barışçıl toplanma hakkıyla yakından ilişkili.”

Ayrıca güçlülerin azınlıkta olanı veya zayıf olanı, devletin şiddet tekeline dayanarak ezmemesinin de en önemli dayanağıdır. Düşünce, vicdan, inanç özgürlüğünün de temeli yine ifade özgürlüğü ile tanımlanır. Elbette ifade özgürlüğünün de sınırları var. Ancak bu sınırlar da hukuka göre düzenlenmeli. Örneğin, ifade özgürlüğü içine bir başkasını yok etmek, işkence uygulamak, ve bilumum şekillerde zarar vermeye dayalı ifadeler, eylemler ve örgütlenmeler girmiyor. Pedofili, tecavüz, cinsiyetçilik veya ırkçılık yanlısı fikirlerinizi özgürce savunun diye korunmuyor ifade özgürlüğü. Tam da iktidarda olanın gücünü bu tehditlere karşı sınırlamak için var. Bu yüzden günümüzün neoliberal dünyasının hakim ideolojisi ve politik atmosferini belirlediğini izlediğimiz sağ hükümetlerin en rahatsız olduğu özgürlük belki de bu: İfade Özgürlüğü.

Mısır’dan Kolombiya’ya Macaristan’dan Türkiye’ye, dünyanın pek çok yerinde ifade özgürlüğü kapsamının hükümetin icraatlarıyla belirlendiğini görüyoruz. Yine Uluslararası Af Örgütü’nün verdiği bilgiye göre örneğin şu an Mısır’da hükümete dair eleştiri bir suç ve 2018 boyunca hicvetmek, tweet atmak, futbol takımlarını desteklemek, cinsel tacize karşı çıkmak, filmleri düzenlemek ve röportaj vermek gibi Türkiye gündemini takip edenlere uzak gelmeyecek gerekçelerle en az 113 kişi gözaltına alınmış. Üstelik yine yabancılamayacağımız şekilde bu kişiler, “terörist gruplara üye olmak” ve “yalan haber yaymak” ile suçlanarak aylarca mahkemeye çıkarılmadan gözaltında tutulmuşlar.

Aklımıza hemen Kavala davasını getirecek şekilde. Gündelik hayatımızın bir sansür ve terörizm ile iltisaklılık tehdidine dönüşmesini böylece sağlıyor, işte ifade özgürlüğünün bulanması. Üstelik bu konu gazeteci ve politikacıların tutuklanması, akademisyenlere soruşturma açılması gibi çeşitli bağlamlarıyla sürekli indekslerde ülkeleri aşağıya veya yukarıya itiyor. Bu “özgürlük” indekslerin üstlerindeki ülkelerin medyası ise kendilerinden çok uzakta olduğuna inandıkları diğerlerine kimi zaman bir acıma kimi zaman da vicdani bir itiraz ile bakıyor ve kendi ülkelerindeki okurlarına ne kadar özgür bir ülkede yaşadıklarını minnetle hatırlatıyor.

Bu konuya bir akademisyenin, üstelik de Türk-Alman üniversitesinde göçmenler üzerine çalışan bir öğretim üyesinin bir sosyal medya paylaşımı üzerinden soruşturma geçirmesi üzerinden geldik. Bu süreç pek aşina olduğumuz bir şekilde işledi. Hükümetin dış politikasını eleştiren bir akademisyen, önce troller tarafından kampanya malzemesine dönüştürülüyor ve sonra özür dilemek ve yanlış anlaşıldığını söylemek durumunda bırakılıyor. Sonucu göreceğiz. Türk-Alman üniversitesinin “Alman” kısmını görmezden geldiğimizde aslında çok tipik olduğunu da söylemeden edemeyeceğim. Soruşturmadan mahkeme yoluna gitmek akademide etik tutum alan pek çok akademisyenin, ben de dahil yaşadığı bir süreç olmuştu daha önce de. Ancak durumu tersinden görelim istiyorum:

Bir Alman üniversitesinde bu mümkün olur muydu?

Kısa bir tarama ile öğrendim ki Türk Alman üniversitesi, 37 Alman üniversitesi ve DAAD ile partnerlik ilişkisi içinde. İddiası iki ülkenin akademik geleneklerinin en üstün özelliklerini birleştirme. Bu olaydaki fikir hürriyetinin “özellikle de hükümete ve onun mensuplarına hakaret etme özgürlüğü vermeyeceğini vurgulayan” hukuk fakültesinin ne işe yaradığını sorgulatan hızlı açıklamasıyla beraber, Türk Alman Üniversitesi’nin haberlerini aldığımız bir araştırma görevlisinin LGBTİ+’lara yönelik hakaretleri karşısındaki suskunluğuyla haber olması Türk Alman Üniversitesinin akademik gelenekten ne anladığının medyaya yansıdığını düşünüyorum. İlginç olan Alman üniversite geleneğinin de ne olduğuna dair bir fikir de veriyor olup olmadığını sorgulamak. Ne dersiniz?

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.