İftiraysa, incelemeden neden kaçıyorsunuz?

Dosya Haberleri —

13 Kasım 2022 Pazar - 20:00

Tülay Hatimoğulları

Tülay Hatimoğulları

  • HDP Milletvekili Tülay Hatimoğulları, AKP-MHP iktidarının kimyasal silah için 'iftira' demesine yanıt verdi:  Madem ‘iftiradır' diyorsunuz bir bağımsız heyet gidip incelesin. Neden buna engel oluyorsunuz?

GÜLCAN DERELİ

Türkiye’nin 17 Nisan tarihinde KDP ortaklığıyla Zap, Metîna ve Avaşîn bölgelerine yönelik başlattığı saldırılarda kimyasal silah kullandığına dair yayınlanan görüntülerin yankıları sürüyor. 14 Nisan-14 Ekim tarihleri arasında Türkiye’nin 2 bin 467 kez yasaklı bomba ve kimyasal silah kullandığı, Ağustos, Eylül ve Ekim aylarında kimyasal silah kullanımı sonucu 17 HPG’linin yaşamını yitirdiği açıklandı. HPG kamuoyu ile paylaştığı görüntülerde iki gerillanın kimyasal silah etkisinin ardından yaşadıklarını paylaşmış ve uluslararası kurumları göreve çağırmıştı. Ancak çağrılara kulak tıkayan uluslararası kurumlar, konuyla ilgili herhangi bir adım atmıyor. Tüm tepkilere rağmen kimyasal saldırılarının da devam ettiği belirtiliyor. Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW) ise kimyasalın araştırılması için taraf ülkelerin başvuru yapması gerektiğini belirtiyor. Konuyu HDP Milletvekili Tülay Hatimoğulları ile konuştuk. 

Akar itiraf etti

HDP olarak konuyla ilgili bilgiler akmaya başladığı andan itibaren Meclis’te gündemleştirmeye çalıştıklarını dile getiren Tülay Hatimoğulları, "Çeşitli soru önergeleri verildi ve grup başkanvekillerimiz bu konuyla ilgili araştırma komisyonu kurulmasına dair teklifte de bulundu. Daha önceleri bunun kullanıldığına dair zaten bahsettiğiniz gibi raporlar da mevcut. Sonuç itibari ile kimyasal gaz özellikle Milli Savunma Bakanlığı'nın yaptığı açıklamaya göre de kendi envanterlerinde bulunmaması gereken silahtır" dedi.

Savunma Bakanı Hulusi Akar'ın 13 Şubat 2021 tarihinde Meclis'te yaptığı konuşmada, "Sadece göz yaşartıcı gaz kullanılmıştır" ifadelerini hatırlatan Hatimoğulları, sözlerine şöyle devam etti: "Yanlış hatırlamıyorsam sadece işte mağara girişlerine göz yaşartıcı gaz kullandık demişti. Aslında orada envanterinde olmaması gereken bir şeyi Bakan bizzat kendi ağzıyla ifade etmiş oldu. Şunu gayet iyi biliyoruz sonuç itibari ile göz yaşartıcı gazlar iç güvenlikte kullanıyor. Diğer türlü kullanılması yasak. Oysa biz iç güvenlikte de kullanılmaması gerektiğini düşünüyoruz. Gezi Direnişleri'nden o gazı hatırlıyoruz, ya da burada en basitinden bir basın açıklaması yaptığımızda polis en kestirmeden hemen göz yaşartıcı gazlar kullanarak kitleyi dağıtıyor."

Yaptırımları olmalı

"Kimyasal Silahlar Sözleşmesi (CWC), kimyasal silahların üretimini, stoklanmasını ve kullanımını yasaklayan bir silah kontrol antlaşmasıdır. Konvansiyonun tam adı Kimyasal Silahların Geliştirilmesinin, Üretiminin, Stoklanmasının ve Kullanımının Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşme şeklindedir. Türk devleti de söz konusu sözleşmenin imzacılarındandır" diyen Hatimoğulları, kimyasal silah kullanan ülkelere yönelik yaptırımların olduğunu hatırlatarak, "Kimyasal silah kullanılması halinde uluslararası savaş kanunları ve hukukuna göre yargılanmaları gerekiyor" dedi.

İftiraysa bırakın incelensin!

İktidarın kimyasal kullanmadıklarını iddia ettiğini dile getiren Hatimoğulları, "Kimyasal gaz kullanıldığına dair görüntüler ortaya çıktığı zaman hükümetin birçok temsilcisi açıklamalarda bulundu. Milli Savunma Bakanı da, Hükümet Sözcüsü de, Cumhurbaşkanı da ve Devlet Bahçeli de aynı şekilde açıklamalarda bulundu. Ve bunun bir iftira olduğunu söylediler. Dolayısıyla madem 'bizim envanterimizde yok, iftiradır' diyorsunuz' başta Hulusi Akar’ın buna öncülük etmesi lazım ve bir bağımsız heyetin oluşması gerekiyor. Gidip yerinde inceleme yapılması gerektiği kanaatindeyiz. O zaman neden buna siz engel oluyorsunuz? Bu Türkiye açısından oldukça negatif pozisyondur" ifadelerini kullandı.

Uzman kimyasal bulguya rastladı

OPCW'nin kimyasalın araştırılması için taraf ülkelerin başvuru yapması gerektiği açıklamasını eleştiren Hatimoğulları, sözlerine şöyle devam etti: "Almanya Bilimsel Dayanışma Kurulu Üyesi Dr. Jan Van Aken, Federe Kurdistan Bölgesi’ne gidiyor. Aken kimdir? Birleşmiş Milletler’de daha önce Kimyasal Silah Uzmanı olarak çalışmış bir şahıs ve orada kimyasal silah kullanıldığına dair bulgular elde ediyor. Ve bu bulguları bir rapor haline getirip Alman devletine, hükümetine sunacağını ifade ediyor. Şunu da biliyoruz, özellikle uluslararası sözleşmeler kapsamında bir komisyonun oluşturulup bu komisyonun bölgeye gidip inceleme yapabilmesi için kimyasal silahlarla mücadele örgütüne bağlı Birleşmiş Milletler’e ait olan bu örgüte bağlı üye devletler talepte bulunabiliyor hukuki olarak. Tabi Kürt halkının bir devleti yok. Kürt halkının bir devleti olmadığı için bu talepte bulunamıyorlar. Zaten üye bir devletin olması gerekiyor."

Komisyon kurulsun

Bir an önce kimyasal silah kullanımının araştırılması için Meclis'te komisyon kurulması gerektiğini dile getiren Hatimoğulları, "Kimyasal silah kullanımı şüphesiz ki, insanlık tarihinde asla affedilebilir bir şey değildir. Ne dine ne vicdana ne hukuka ne insan haklarına hiçbir şeye uyan bir konu değildir. Ve zaten uluslararası hukuka göre de yasaktır. Ve 'biz kullanmadık' diyorsunuz o zaman gönül rahatlığıyla bir komisyonun kurulmasına müsaade edilsin. Niye komisyon kurulmasın ki? Sonuç itibari ile ortada görüntüler var. Bu görüntüler olduğu için zaten doğalında bir komisyonun kurulması ve inceleme yapılması gerekiyor. Biz bir kez daha çağrımızı yeniliyoruz. Kimyasal silah kullanımı asla kabul edilebilir bir şey değildir" dedi.

Yayılmacı hedef güdülüyor

AKP iktidarının yayılmacı bir siyaset izlediğini kaydeden Hatimoğulları, "Biz HDP olarak baştan beri sınır ötesi operasyonlara ve Türkiye'nin dışında asker bulundurulmasına karşı çıkan bir partiyiz. Türkiye’nin gerek Irak’ta, gerek Suriye’de, gerekse başka ülkelerde asker bulundurmasına karşıyız. Türkiye'nin özellikle Irak ve Suriye’de asker bulundurmasının en temel sebebi Kürt meselesidir. AKP iktidarı, yeni dönem yayılmacı siyasetiyle birlikte Libya’da da asker bulunduruyor. O da bir yayılmacı siyasetin ürünüdür" diye vurguladı.

Kimyasal derhal durdurulmalı

Hatimoğulları, sözlerine şöyle devam etti: "Kimyasal silah ve gaz kullanımına derhal son verilmelidir. Hakikaten bu konuda bir komisyonun oluşturulması, bağımsız bir heyetin oluşması ve inceleme yapması anlamlı ve önemli olacaktır. Bir de Türkiye sınırının ötesindeki operasyonların ama bütün operasyonların durdurulması gerekiyor. Ve Kürt sorununun hem Türkiye’nin iç siyaseti, huzuru, refahı ve ekonomisi açısından hem de uluslararası ilişkileri yeniden düzenleyebilmek açısından barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesi dışında bir seçeneğimiz yoktur. Kürt sorununu silahla, çatışmayla, intikamcı anlayışla, mezarlıkları parçalayarak, cenazelerin defnedilmesine dahi müsaade etmeyerek Kürt halkının daha çok nefretini kazanıyor bu iktidar. Bu 40 yıldır denenmiş bir yöntem, denenmeyen yöntem demokratik yöntemlerle barışı inşa etmek. Bu yöntemi biz denemek istiyoruz ve bu konuda da HDP olarak üzerimize düşen görev ve sorumluluklar neyse Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntem ile çözülmesi için sonuna kadar görevimizi yerine getirmek için çaba harcayacağız."

* * * 

Avrupa şantaja boyun eğiyor 

AKP-MHP iktidarının mültecileri Avrupa'ya karşı bir şantaj olarak kullandığını ve Avrupa ülkelerinin de mültecilerden dolayı AKP-MHP iktidarının her türlü insan hakkı ihlaline göz yumduğunu ifade eden HDP Milletvekili Tülay Hatimoğulları, AKP-MHP iktidarının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) aldığı kararları dahi uygulamadığını dile getirdi. Hatimoğulları, şöyle devam etti: "AİHM'in aldığı kararları uygulamayan, AHİS’e taraf olan ülkeler yerine getirmese yaptırımı var. Neydi o kararlar özellikle Osman Kavala ve Demirtaş için, aslında Demirtaş nezdinde yargılandığı dosyadaki bütün arkadaşlar için derhal salı verilmelerine dair bir AİHM kararı var. Ama AİHM kararı uygulanmıyor. Bunun nedeni ne? Mevcut iktidar şöyle şantaj yapıyor: '5 milyon Suriyeli için ben kapıları açarım Avrupa’ya akın akın gelirler.' Avrupa’yı birçok konuda susturan noktalardan birisi bu göçmen meselesi. Onlar göçmenleri Türkiye’de tutmak istiyor. Onlar bunun için Türkiye’ye para gönderiyorlar. Burayı da bir göçmen deposu haline getirdiler ki böylece kendi sınırlarını koruyorlar! Türkiye’ye dair hiçbir yaptırım uygulanmamasının bu iktidarın otoriterleşmesine karşı, o kadar tarafı olduğu sözleşmeleri çiğnemesine karşı bir adım atılmamasının nedenleri bunlardır. Alman hükümeti de öyle davranıyor, diğer hükümetler de öyle davranıyor."

Erdoğan şantajdan sonuç alıyor!

İktidarın elinde mültecilerin bir araç olarak kullanıldığının altını çizen Hatimoğulları, "Burada mağdur edilen ve bir yanıyla Kürt halkına dönük yürütülen çöktürme planı devrede. Mülteciler bir araç ve şantaj malzemesi olarak kullanılıyor. Bu her iki taraf için çok büyük bir kötülüktür. Hiç unutmuyorum; Erdoğan bir gün Almanya’yı yöneten Merkel iken dedi ki, 'Merkel çık paracıkları, nerede paracıklar.' Bu sözleriyle göçmeler üzerinden bir ticaret yaptı adeta. Şimdi bu kabul edilebilir bir şey mi? Bu bence vicdana, hukuka sığmaz ve bunu basının karşısında söyledi. İnsan bunu söylerken utanır hakikaten. Yani bu şantajı kullanıyor ve sonuç da alıyor. Bugüne kadar sonuç aldı" dedi.

Kürtlere saldırıyor

AKP-MHP iktidarının mültecileri kullanarak Avrupa'dan aldığı güç ile Kürtlere daha fazla saldırdığını söyleyen Hatimoğulları, "Mülteciler hakkını alabilmelidir. Hiç kimse isteyerek yerinden yurdundan çıkmaz. İnsanlar savaş koşullarından çıkıp geldiler. Buradan da bir kısmı Avrupa’ya gitmek istiyor. Orası kapıları kapattı, burası şantaj olarak kullanıyor. Mağduru kullanarak -göçmenler mağdur-  Kürtleri de mağdur ediyor. Kürtleri birkaç kez mağdur ediyor. Birincisi zaten doğrudan onlara yapılan müdahalelerle mağdur ediyor, operasyonlarla mağdur ediyor, aynı zamanda gözaltı ve tutuklamalarla mağdur ediyor. İşte cenazelerine sahip çıkması engellenerek mağdur ediyor, cenazelerin defnedilmesi engellenerek, mezarlıkları tahrip edilerek mağdur ediyor. AKP iktidarı ne yazık ki halkları birbirine dövdürerek, mağdurları birbirine dövdürterek iktidarını sürdürmeye çalışıyor. Bizim de üzerimize düşen en temel görev bu iktidarlarını alaşağı etmektir" dedi.

Enternasyonalist dayanışma 

Uluslararası kurumların tutumuna tepki gösteren Hatimoğulları, "Burada asıl olan bölgenin bütün halklarının kendi öz örgütlenmeleriyle kendi sistemlerini kurabilmesi çok önemli olacak. Burada halkın talebinin ön plana çıkması önemli. Halkın kitlesel gücüyle açığa çıkması çok önemli. Sadece Türkiye halkı için demiyorum Avrupa’da bu konuda çok fazla çalışma yürütülüyor. Kimyasal gaz olsun, Türkiye’deki insan hakları ihlallerine karşı olsun, hatta Ortadoğu’daki insan hakları ihlallerine karşı olsun bunların her biri birbirinden kıymetli ama yeterli değil. Burada asıl olan bölge halklarının güçlü örgütlenmesi ve aynı zamanda enternasyonalist dayanışmasıdır." 

* * *