• Dönüşümlü açlık grevini 106 Türk cezaevinde 20 gündür sürdüren Kürt tutsaklar, eylemlerinde kararlı. Türk iktidarı, yasal ve meşru talepleri karşılamak yerine eylemlerinden dolayı baskı, soruşturma ve cezalarla tutsakları vazgeçirmeye çalışıyor.

Türk cezaevlerindeki PKK ve PAJK’lı tutsakların, “Abdullah Öcalan'a Özgürlük, Kürt Sorununa Çözüm" kampanyası kapsamında 27 Kasım’da başlattığı dönüşümlü açlık grevi, 20. gününde. Tutsak yakınları öncülüğünde de Amed, Wan, Adana, İstanbul ve Mersin’de Adalet Nöbeti tutuluyor.

 

 

Mêrdîn'in Nisêbîn ilçesinde 14 Mart 2016’da ilan edilen sokağa çıkma yasağı döneminde tutuklanan ve 35 yıl 10 ay hapis cezası verilen Baran Eman (24) açlık grevi eylemine katıldı. Diyarbakır 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’ndeki tutsak Eman, 2018’de 135 gün, 2020’de ise 127 gün tecride karşı açlık grevinde kalmıştı. Ailesi ile yaptığı telefon görüşmesinde son eylemine dair konuşan Eman, şunların söyledi: "Ben de bir Kürt bireyi olarak nerede olursam olayım, ne koşullarda tutulursam tutulayım, sorumluluğumu ve misyonumu yerine getirmek zorundayım. Siz değerli halka karşı bu benim bir sorumluluğumdur. Sizden talebimiz ise sesimizi tüm dünyaya ulaştırmanızdır. Savaşa, soykırıma, asimilasyona ve inkara karşı çıkmak her insanın görevi ve sorumluluğudur. Her gün uçaklarla bombalar yağdırılıyor, insanlık değerleri yerle bir ediliyor. Güzel coğrafyamız tahrip ediliyor ve tüm bunlara sessiz kalmamak gerekiyor. Herkesin bu süreçte mutlaka yapabileceği bir şey var. Herkesin sürece katabilecekleri var. Savaş, soykırım, asimilasyon ve inkarı durdurabilecek tek bir kişi var; İmralı Adası’nda kalan Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’dır. Hep birlikte el ele verirsek, özgürlüğün halkların özgürlüğü olacağına inanıyorum."

Hukukun işletilmediği alan

Amed Barosu İnsan Hakları Merkezi Cezaevi İzleme Komisyonu Başkanı Av. Adile Salman, ziyaret ettiği açlık grevindeki tutsakların durumunu MA’ya anlattı. İmralı’nın hukukun işletilmediği bir alan olduğunu; tüm başvuru ve taleplerin Adalet Bakanlığı, yargı organları ile idari mercilerce cevapsız bırakmasının ise kaygıları arttırdığını kaydeden Salman, “Tecridin, aslında Kürt halkının taleplerine yönelik olduğunu ortaya koyuyor. Uluslararası kurumların işlevselliği de devletlerin birbirleri arasındaki ilişki noktasında tıkanıyor" dedi.

Açlık grevi hukuki haktır

Salman, açlık grevlerinin hukuki anlamda “protesto biçimi” olduğunun altını çizerek, Türkiye'de hukukun işletilmediği birçok dönemde tutsakların açlık grevi eylemleri yaptığını hatırlattı. Salman, sağlık durumları kötü bir evreye varmadan tutsakların kabul edilebilir taleplerinin hızlıca karşılanması gerektiğini ifade etti. İzleme ve hak ihlallerinin tespiti amacıyla Amed Barosu, İHD, ÖHD, MED TUHAD-FED ve TUAY-DER olarak heyetler oluşturduklarını ve sık sık hapishanedeki tutsakları ziyaret ettiklerini aktaran Salman, şöyle devam etti: "Tutsaklar, bu süreç görmezden gelinmeye devam ederse eylem derecelerini artırabileceklerini vurgulayıp, süreç farklı bir duruma evrilmeden özgürlük, barış ve demokrasi yanlısı güçler ve hukuksuzluklar karşısında duran tüm kesimlerden destek taleplerini iletti.” 

 

Amed Barosu İnsan Hakları Merkezi Cezaevi İzleme Komisyonu Başkanı
Av. Adile Salman

 

Grev katılanlara baskılar

Avukat Salman, ziyaretlerinde edindikleri hak ihlalleri ve ihmalleri de paylaştı:  

* Açlık grevine başlayan tüm mahpuslara disiplin cezaları veriliyor.

* İmralı Ada Hapishanesi'ne sevk taleplerine hiçbir şekilde cevap verilmiyor.

* Abdullah Öcalan'a yazılan mektuplara el konuluyor.

* Mahpusların birbirlerine yazdığı mektuplar ya sansürleniyor ya da doğrudan el konulmak suretiyle haberleşme hakları ihlal ediliyor.

* Demokratik kurumlara yazılan birçok mektup dışarıya çıkarılmıyor, doğrudan idare tarafından işlem görülmeksizin el konuluyor.

* Tek sıra haline dizip İmralı tecrit sistemini burada da uygulayacağız şeklinde söylemler de mevcut.

* Cezaevi idarelerinin sözlü baskıları da artıyor.

* Birçok hapishanede greve başlama iradesi gösteren mahpuslar tekli hücreye alınıyor.

* Tutsaklar, refakatçisiz bırakılıyor, tuz, limon, şeker ve grevde tüketilen besinleri iaşe bedelinin çok altında veriliyor.

* Vitaminler hiçbir şekilde karşılanmıyor, kantin alışverişi yaptırılmıyor.

Talep karşılanıncaya kadar

Açlık grevi eylemine katılan tutsaklardan Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’ndeki Necla Yıldız, 9 yıl hapis cezasını Şubat 2023'te tamamlamasına rağmen tahliyesi, üç kez çıktığı İdare Gözlem Kurulu tarafından erteleniyor. Yıldız, ailesi ile yaptığı telefon görüşmesinde, talepleri karşılanıncaya kadar eylemlerini sürdüreceklerini söyledi. Yıldız’ın ağabeyi Kamber Yıldız (34), daha öncede açlık grevi eylemlerine katıldığı için keyfi gerekçelerle tahliye edilmediğini hatırlattı. Kürt halkının cezaevlerinde başlatılan açlık grevi eylemlerini sahiplenmesi gerektiğine vurgu yapan Yıldız, şunları söyledi: “Kürt halkı tarihsel olarak da direnişçi bir halktır. Sürekli direnen bir halktır. Bu nedenle Kürt halkının bu eylemlere sahip çıkması ve tutsaklar ile dayanışması lazım. Halkın, cezaevindeki tutsaklarla bir arada olması ve her yerde tepki göstermesi gerekiyor. Bir halkın lideri bu şekilde tutsak edilemez. Milyonların liderini bir ada da tutmak, halkından koparmak yanlıştır. Bu sürecin barışçıl çözülmesi için devletin hukuk ve adaleti sağlaması gerekiyor. Adaletin olmadığı, demokrasinin gelişmediği bir ülkede Kürt sorunu çözülmez. Abdullah Öcalan sadece bir kişi değil, Kürt halkının gerçeğidir.”

İmralı Cezaevi kapatılmalı

İzmir'deki hak ve hukuk örgütleri ise tutsakların başlattığı açlık grevi eylemlerine dikkat çekerek, İmralı Cezaevi'nin kapatılması gerektiğini söyledi. 

 İHD İzmir Şubesi Hapishaneler Komisyonu üyesi Av. Nehir Bilece, tecrit uygulamasının siyasi iktidarın bir politikası haline geldiğini belirterek, "Tecritte karşı açlık grevinin başlatılması ile mahpuslar üzerinde tecrit daha da yoğunlaştı. Şu an hapishanelerde keyfi uygulamalar yapılıyor. Onurlu bir barışın sağlanması için başta İmralı Cezaevi olmak üzere F tipi cezaevlerinin kapatılması gerekiyor, çünkü tecrit sadece hapishanelerde değil, yaşamın her alanında kendisini gösteriyor” dedi.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Genel sekreteri Coşkun Üsterci de tutsakların fiziksel ve psikolojik olarak zarar görmesine neden olan izolasyon ve tecrit uygulamalarının çözülemeyen kronik bir sorun olarak varlığını sürdürdüğünü söyledi. İzolasyon uygulamasının özel bir biçiminin İmralı Cezaevi’nde yaşandığını ifade eden Üsterci,”Türkiye’nin altına imza attığı uluslararası taahhütlere uymalı ve CPT tavsiyelerinin gereklerini ivedilikle yerine getirmeli ve tüm cezaevlerinde izolasyon sorunu insanı merkezine alan bir yaklaşımla çözülmeli” diye konuştu.

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) İzmir Şubesi Eşbaşkanı Şükran Öztürk, yaşananların hukuka, insan haklarına ve uluslararası normlara uymayan bir tecrit sistemi olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti: "Tecrit sadece Kürt halkı veya dostlarının meselesi değil. Bu sorun bütün Türkiye halklarının sorunudur. Hukuksuz uygulamaların son bulması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Resmi makamlardan ziyade topluma tutsakların sesi olması çağrısını yapıyoruz.”

Hak İnisiyatifi Genel Başkan Yardımcısı Arif Koçer ise tecridin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarında "onur kırıcı muamele" olarak görüldüğünü anımsatarak, şöyle konuştu: “Türkiye'nin bir hukuk devletine dönmesi gerekiyor. Devlet kendi yaptığı yasaya uymazsa toplumdan da bunu bekleyemez." AMED

 

*****

Tutsaklar bizim işimizi de omuzladı

Amed 5 Nolu Cezaevi’ndeki Ölüm Orucu direnişinin tanıklarından Sedat Akbay, “Tecrit ile ilgilenmek bizim işimiz ama kimse üstüne düşeni yapmadığı için cezaevindeki arkadaşlar bizim işimizi de omuzluyor” dedi.

12 Eylül faşizminin simge mekanlarından biri olan Amed’deki 5 No’lu Cezaevi’nde kalan ve o dönem tutulan ölüm oruçlarının tanığı olan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin İl Yöneticisi Sedat Akbay, “Bugün tecrit, bizim dönemimizdeki tecridin katmerlenmiş halidir. Sayın Abdullah Öcalan'a uygulanan tecrit, Kürt halkına uygulanan bir tecrittir. Tecrit ile ilgilenmek bizim işimiz ama kimse üstüne düşeni yapmadığı için cezaevindeki arkadaşlar bizim işimizi de omuzluyor. Tecridin kalkması için annelerin, gençlerin, bizlerin, ‘ben insanım’ diyen herkesin açlık grevine sahip çıkması gerekiyor. Bu tecrit sürdükçe çocuklarımız, gençlerimiz, annelerimiz ölecek.”

O yılan sanada dokunacak

Bazılarının bireysel kaygılarla tecridin üzerine gitmekte çekindiğini kaydeden Akbay, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın denmemeli. O yılan sana da dokunacak, çünkü Kürt’sün. Kürt olduğun için nerede olursan ol, nerede durursan dur, muhalefet kırıldığında sıra sana gelecek. Mücadeleyle cezaevinde tanıştım. Direnişin zafere, teslimiyetin ihanete götürdüğünü Kürt ulusal hareketinde öğrendim. Cezaevleri birer direniş kalesi. Ayrıca en zor direniş yeri. Kendi yaşamından başka verebileceğin hiçbir şey yok. Bu direnişi zafere götürmek dışarıdan verilen destekle mümkün” dedi. 

Akbay, açlık grevine giren tutsakların başka cezaevlerine sürgün edilerek eylemin zayıflatılmak istenmesi politikaları üzerinde de durdu. Akbay, şöyle devam etti: “Mersin’deki tutuklu Rize’ye gönderiliyor. Ailelerin Rize’ye gidip açlık grevini desteklemesinin sonucu ne olur? Bu bilinçli yapılan bir şey. İçeride bitirilemeyen zihniyeti dışarıdan bitirme hesabı. Bizim çocuğumuz Rize’deyse Rize’ye değil, Tarsus’a gitmemiz gerek. En yakın cezaevi neredeyse o cezaevindeki direnişi destekleyeceksin, çünkü çocuğunun zihni orada. 27 Kasım’da başlayan açlık grevine sahip çıkılmalı, direniş desteklenmelidir.”

Başlatılan açlık grevlerinin Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılmasını ve Kürt sorununa demokratik çözümü hedeflediğinin altını çizen Akbay, şunları ekledi: “Önce tutuklu ailelerine, peşinden siyasi partilere, sivil toplum örgütlerine sesleniyorum; gelin, ölümler olmasın diye cezaevi önünde yatmamız gerekiyorsa gidip yatalım. Tutuklanacaksak hep birlikte tutuklanalım."